Yiğit
Bir askerin başına gelebilecek en tehlikeli şey pusu değildir. En tehlikelisi, timinin seninle alay etmek için ortak bilinç geliştirmesidir. Bunu, karakoldan hastaneye giden araçta net şekilde anladım.
Direksiyon başında Savran vardı. Yan koltukta Ben ve Cemre. Askeri araç olduğu için iki kişilik yer vardı yan da... Arkada Çınar, İlyas ve… Allah’ım sabır… Sungur.
Kızları orada bırakmıştık. Sungur söylemişti. Bende dünden razıydım. Kızlarla şuan uğraşamazdım zaten.
Sungur da dünden razıydı. O kızla şuan konuşmak istemiyor gibiydi. Kaçtığını bildiğim için şuan onu zorlanmadım. Ama bunun da sırası gelecekti.
Cemre bu sefer kelepçeli değildi ama resmen ruhuma kelepçe vurmuştu. Sitmir itine nasıl bulaşmıştı bilmiyorum. Bana anlatmak yerine Albaya anlatmasına da bozulmuştum. Canavar değildim. Yemezdim. Ama işte kadınlar iyilikten anlamıyordu.
Ona baktım ama o hiç oralı olmadı. Araca biner binmez camdan dışarı bakıyordu. Masum. Sessiz. Bu sessizlik… fırtına öncesi sessizlikti.
“ Yüzbaşım. ” dedi İlyas ciddi bir ses tonuyla.
“ Hastanede hangi bölümden randevu alıyoruz? ”
Dişlerimi sıktım. Dalgaya başladı bizimkiler.
“ Evrak işlemleri. ”
“ Hee… ” dedi Çınar. “ O zaman enfeksiyon değil yani. ” Ellerim çoktan yumruk olmuştu.
“ ÇINAR. ” dedim sertçe.
“ Tamam tamam susuyorum. ” dedi ama susmadı. İki saniye geçti.
“ Ama Sungur ‘hastalık’ dedi— ” deyince bakışlarım ona döndü. Demek bu fikir ondan çıkmıştı.
“ SUNGUR. ” dedim kaşımı kaldırıp ona bakarak. Sungur omuz silkti.
“ Ben sadece bilimsel konuştum. Ne diyeyim. Erkekler birbirine arkadan... ” demişti ki göz göze geldik. Sinirden kıpkırmızı olmuştum. Utanmaz it. Kızın yanında söylenecek şey mi? Hep böyle umursamazdı bu. Cemre o ana kadar sessizdi. Sonra döndü, gözlerini bana dikti.
“ Hastane iyi fikir Yüzbaşı. ” dedi gayet ciddi. “ Erken teşhis önemli. ”
Araç içi… mezarlık sessizliği. Savran direksiyona eğildi.
“ Yüzbaşım… şey… nikâh için sağlık raporu istiyorlar ya… ”
“ Evet. ” dedim bıkmış şekilde. Cemreye bir şey diyemiyordum. Kız beni kısır falan sanıyordu galiba. Artık gay olarak ne düşünüyorsa.
“ Hani… bazı hastalıklar evliliğe engel olabiliyor ya… ”
Gözlerimi kapattım.
“ Savran. Eğer bir kelime daha edersen— ”
Cemre lafa girdi.
“ Ben sorun etmiyorum. ” Hepsi aynı anda döndü.
“ Ne? ” dedim. Omuz silkti.
“ Yani… gaysin ama… sonuçta herkesin bir kusuru var. ”
Sonra ekledi, fısıltıyla ama ölümcül netlikte:
“ Ben seni iyileştiririm. ”
Savran aracı kenara çekti. İlyas başını ellerine vurdu. Çınar kahkahayı patlattı. Sungur alttan alttan gülüyordu. Çünkü onu iyi benzetecektim.
Ben… Ben bir Yüzbaşıyım. Sınırda çatışmaya girdim. Bir sürü leşim vardı. Hayatım hep farklıydı ama hiç bu kadar rezil olduğumu hatırlamıyordum. Tuhaf bir şekilde sessiz kaldım. Çünkü ne diyeceğimi bilmiyordum. Gay değilim desem de anlamıyordu. Ulan ben kadınları sevmiyorum dedim diye gay yapmıştı bu itler. Sanki bu puştları çok seviyordum. Bunlara sağlam bir koyacaktım o zaman göreceklerdi kim gay...
Araçtan indik. Hepsi sırayla merakla yanıma gelmişlerdi. Acil değil, ama devlet dairesi gibi işleyen o tuhaf koridorlardan birindeydik. Nikâh işlemleri için sağlık raporu. Doktor odası önünde bekliyoruz. Kapının üstünde yazıyor:
“EVLİLİK İÇİN SAĞLIK RAPORLARI”
Cemre tabelayı okudu. Sonra bana döndü.
“ Bak… burada iyileşirsin işte. ”
“ Cemre… ” dedim dişlerimin arasından. “ Bir daha bu konuyu açarsan— ”
“ Açmam açmam. ” dedi masumca. Bir saniye sonra:
“ Zaten doktor sorar. ”
Kapı açıldı. Orta yaşlı bir kadın doktor.
“ Yiğit Türkoğlu? ”
“ Benim. ”
“ Eş adayınızla birlikte alalım. ”
Tim… Toplu halde içeri girdi. Kaş göz yaptım ama yok girdiler. Harbi bunlar bizimle niye gelmişti?
“ Siz kimsiniz? ” dedi doktor. İlyas net cevap verdi.
“ Aile. ”
" Tamam dışarı alalım sizi..." dedi doktor. Tim hazır ola geçti.
" Olmaz. Yüzbaşı ve müstakbel yengemiz tehlikede korumamız için Albaydan emir aldık. Hayatta olmaz doktor hanım," dedi Sungur. Doktor başıyla onayladı.
" Ne zaman aldınız lan emiri!?" demiştim ki " aaa çok ayıp komutanım. Doktorun yanında iş mi konuşacağız?" deyip olayı kapattı İlyas gülerek. Ben bunların acısını çıkaracaktım.
“ Buyurun o zaman. ” dedi doktor. İçeri girdik. Masaya oturduk. Cemre yanımda. Tim arkamızda… seyirci gibi. Doktor evrakları uzattı.
“ Standart sorular. Kronik hastalık, bulaşıcı hastalık— ”
Cemre el kaldırdı.
“ Hocam. ”
Doktor gülümsedi.
“ Buyurun kızım. ”
“ Gaylik evliliğe engel mi? ”
…
Kalem… doktorun elinden düştü. Timden boğuk sesler yükseldi. Savran sandalyeyi sıkıyordu. İlyas ağzını kapatmıştı. Çınar dizine vuruyordu. Sungur tavana dönmüş gülüyordu.
“ Ne? ” dedi doktor şaşkın şaşkın bir bana bir Cemreye bakarak. Ben ayağa fırladım.
“ YOK ÖYLE BİR ŞEY. ”
Cemre kaşlarını çattı.
“ Ama tim öyle dedi. Hastalık falan— ”
“ O BİR ŞAKA. ”
Doktor bize baktı. Bana baktı. Cemre’ye baktı. Timime baktı.
“ Evlenmek istiyor musunuz? ”
“ EVET. ” dedim refleksle. Cemre gülümsedi.
" Çok hevesli de Yüzbaşı. Benim gibi bir kızı bulduğu için." Ben şaşkın şaşkın ona bakarken tim arkadan gülmeye devam etti. Cemre kulağıma yaklaştı.
" Evde kaldığını bu kadar belli etme. Doktora rezil oluyoruz." dedi. Ben sustum. Bugün fazlasıyla içime atacaktım anlaşılan.
“ Ben zaten sorun etmiyorum hocam. Hastalıkta sağlıkta— ” diye devam etti Cemre. Time dönmedim bile.
“ TAMAM. ” dedi doktor hızla.
“ RAPORLARI HIZLANDIRALIM. ”
Kaşlarım havaya kalktı.
“ Nasıl yani? ”
“ Yüzbaşısınız ya. ” dedi göz kırparak. " Zaten anlaşılırdı," deyince tim kendini tutamayıp hemen odadan kaçtı. Benim ağzım açık kalmıştı. Yutkunamadım.
" Nasıl yani?" demişti ki Cemre elimi kaldırıp susturdum. Resmen askeriyeye girerken gay ihtimaline karşı yapılan kontrollerden bahsetmişti. Ulan şerefsizler bilerek gelmişlerdi. Sırf beni rezil etmek için.
" Allah'ım ben ne günah işledim de bu tim benim başımda..."
Doktordan evrakları aldık. Birlikte çıktık dışarı. Tim beni görünce güldü. Cemre onlara bakıyordu.
" Bugün bir bitsin yandınız!" dedim. Ama arsızlar gülüyorlardı hala...
.
.
.
Cemre
Karargaha döndük. Ben kızlarla konuşmak istemiştim. Yüzbaşı yanımdaydı.
" Onlara bir özür borçlusun," dedim. Yüzbaşı bana döndü. Şaşırmıştı.
" Anlamadım!" dedi.
" Haksız yere tutuklandılar. Benim yüzümden rezil oldular," dedim.
" Hayır haksız yere değil. Seni almaya çalışırken karşı çıktılar," dedi. Sinir oldum.
" İyi bana işin düşmesin," dedim ve kızları tuttukları odaya girdim. Beni gören kızlar bir anda üstüme atladı.
" Çok şükür..." dedi Zerda.
" İyi misin?" dedi Naz. Gülümsedim. Daha doğru düzgün tanışmadık ama kız dayanışması ne demek onlardan öğrenmiştim.
" İyiyim. Özür..." dedim ki Naz beni durdurdu.
" Sakın! Senin hatan yok. Başkasının hatası için özür dileme," dedi. Gözlerim doldu. Hızla ona sarıldım. O da sarıldı.
" Size bir şey söylemem gerekiyor," dedim. Hepsi bana döndü.
“Hayırdır!” dedi Nefes. Sesindeki o hafif alay, ortamın ağırlığını biraz olsun dağıttı ama kalbim hâlâ göğsüme sığmıyordu.
Derin bir nefes aldım. Dört çift göz bana bakıyordu. Dördü de yorgun, ama dimdik. Benim yüzümden başlarına gelenlere rağmen.
“Ben…” dedim. Sesim sandığımdan daha titrek çıktı. “Size gerçeği söylemem gerekiyor.”
Naz hemen ciddileşti. Zerda masanın kenarına oturdu. Gece kollarını göğsünde bağladı. Nefes susup bekledi. Konuşmam için alan açtılar. Bu bile boğazımı düğümledi.
“Ben… evlenmek zorundayım.”
Bir anlık sessizlik oldu. O sessizlik var ya… İnsan bazen bağırıştan daha çok ondan korkuyor.
“Zorunda derken?” dedi Zerda, kaşlarını çatarak.
" Kiminle?" dedi Naz. Bir an afallamıştı. Eli kalbinde bekliyordu.
" Yüzbaşı..." dedim kaşları çatıldı ama eli kalbinden kalktı.
" Gönüllü değil yani?" diye sordu Nefes. Başımı iki yana salladım.
" Hayır. Mecburiyet. Güvenlik. Hayatta kalma meselesi.” Yutkundum. “Yarın nikâh var.”
Gece’nin gözleri büyüdü.
“YARIN MI?” dedi bağırarak.
“Evet.” dedim buruk bir şekilde. Naz ayağa kalktı. Karşıma geçti. Sesini yükseltmedi ama o sakinlik… fırtınadan beterdi.
“Kim zorluyor seni?”
“Kimse tek başına değil.” dedim. “Hayat.”
Nefes sinirle güldü.
“Hayatın ben ta—”
Zerda kolundan tuttu, susturdu. Naz bana daha yaklaştı.
“Kaçmak ister misin?”
Bir an düşündüm. Gerçekten düşündüm. Sonra başımı kaldırdım.
“İsterim.” dedim dürüstçe. “Ama kaçacak yerim yok.”
O an gözlerim doldu. Saklamadım bu sefer.
“Benim kimsem yok.” dedim. “Ne ailem… ne gidecek bir evim… Ne de nikâhta yanımda duracak biri.”
Cümle bittiğinde odada bir şey kırıldı sanki. Sessizlik yine çöktü ama bu seferki başka bir sessizlikti. Naz hiç düşünmeden sarıldı bana.
“Sakın bir daha ‘kimsem yok’ deme.”
Zerda da katıldı. Nefes de. Gece de. Bir anda nefes alamaz oldum. Dört kişi, tek bir yürek gibi sarılmışlardı bana.
“Biz varız.” dedi Zerda.
“Koruruz seni.” dedi Gece.
“Gerekirse babamla konuşurum.” dedi Naz.
“Kimse seni zorla evlendiremez.” dedi Nefes. Gülümsedim ama başımı salladım.
“Hayır.” dedim.
“Sizin başınızı tehlikeye sokamam. Zaten yeterince soktum.”
Naz geri çekildi, omuzlarımdan tuttu. Gözlerimin içine baktı.
“Bak bana Cemre.”
Baktım.
“Biz seni o gün tesadüfen savunmadık. Bilerek durduk önüne. Bu işin geri dönüşü yok. Ben birini dost bildim mi gerekirse uğruna canımı veririm. Sende benim dostumsun artık.”
“Evet ama—”
“Amaları bırak.” dedi sertçe. Sonra gülümsedi.
“Bundan sonra seni bırakmak yok.”
Boğazımdan bir hıçkırık kaçtı.
“Yanımda olur musunuz?” dedim.
“Yarın… nikâhta.”
Bir saniye bile düşünmediler.
“Hepsinde.” dedi Zerda.
“Yanında.” dedi Gece.
“Arkanda.” dedi Nefes.
Naz ise sadece başını salladı. Ama o bakış… dünyaya bedeldi. Sonra konu doğal olarak onlara geldi.
“Yüzbaşı…” dedi Nefes. “Garip ama güvenilir gibi.”
İçimden bir şey geçti.
“Garip kısmına katılıyorum.”
Gece gülümsedi.
“Tim de ayrı bir vaka.”
“Onlar alaycı.” dedim. “Ama tehlikede bırakmazlar.”
Naz başını eğdi.
“Yine de gözümüz üstlerinde olur.”
O sırada kapı tıklandı. Yüzbaşı’nın sesi geliyordu dışarıdan.
“Cemre.”
Naz bana döndü.
“İki dakika ver.” dedi kararlı bir sesle.
“Geliyorum.”
" Naz..." demiştim ki durdurdu beni.
" Sadece konuşacağım," dedi ve beni içeride bırakıp dışarı çıktı... Kızlara döndüm merakla. Kızlar güldü.
" Merak etme. Sadece Yüzbaşıyla konuşacak. Yalnız değilsin. Birinin Yüzbaşıyı damat olarak uyarması lazım," dedi Nefes göz kırpıp. Merakla doldum. Acaba ne konuşacaklardı?