Zaman daralıyordu. Aynanın yüzeyi dalgalandı, sanki suya atılan bir taşın yarattığı halkalar gibi. Yansımam bozuldu, parçalandı, ve ardından öteki tarafın silik görüntüsü belirdi. Geçit açılıyordu. Ama içimdeki şüphe, adımlarımı sabitleyen ağırlık gibi beni yerime mıhlıyordu. Gerçekten geçebilecek miydim? Buradan çıkabilecek miydim? Karan burada kalacaktı. Ona döndüm. Gözleri karanlığın içinde donuk yıldızlar gibi parlıyordu, derin, uçsuz bucaksız bir geceye açılan kapılar gibi. Yüzüne gölgeler düşmüştü, ama bakışlarındaki anlam değişmemişti: Kaçınılmaz olan yaklaşıyordu. “Ben gidiyorum,” dedim, sesimdeki titremeyi bastırmaya çalışarak. Ama kelimeler dökülürken bile ne kadar zayıf olduklarını hissettim. Sanki havaya karışıp yok olacaklardı, hiçbir iz bırakmadan. Karan başını iki yana

