Gergin Sofra
Aslan Ağa’nın konağında akşam yemeği her zaman sessiz ve düzenli geçerdi. Büyük yemek masasında, herkes yerini bilirdi. Masanın başında Aslan oturur, sağında annesi Fatma, solunda ise eşi Leyla yer alırdı. Hizmetçiler, sofrayı kusursuz bir şekilde hazırlar, kimse çatal bıçak sesinden başka bir ses çıkarmaya cesaret edemezdi.
Ama bu akşam, havada ağır bir gerginlik vardı. Aslan, tabağındaki yemeği karıştırıyor, Leyla lokmalarını küçülterek sessizce yutuyordu. Fatma Ana ise onları izliyor, derin bir nefes alıp beklenen soruyu soracağı anı kolluyordu.
Kaşlarını çattı ve sonunda sessizliği bıçak gibi kesen o sözleri sarf etti:
“Ne zaman hamile kalacaksın Leyla?”
Leyla’nın elindeki çatal titredi, gözleri anında önüne düştü. Boğazına düğümlenen lokmayı yutmakta zorlandı. Aslan anında irkildi, annesinin yüzüne sert bir bakış attı ama Fatma Ana umursamadı.
“İki yıl oldu. Daha ne kadar bekleyeceğiz?” diye ekledi.
Leyla’nın rengi soldu, ama konuşamadı. Biliyordu ki bu konuda ne dese faydasızdı. Her seferinde aynı konuşma, aynı imalar, aynı baskılar… Artık dayanamıyordu.
Aslan, sandalyesine yaslanıp çatalını sertçe masaya bıraktı. “Anne, bu konuyu daha önce de konuştuk,” dedi, sesi tok ve otoriterdi. “Yeter artık. Leyla’nın üstüne bu kadar gitme.”
Fatma Ana kaşlarını kaldırdı, sanki ne dediğini anlamamış gibi başını iki yana salladı. “Oğlum, ben de ister miyim böyle konuşmayı? Ama soyun devam etmeli. Çocuk bu evin geleceğidir.”
Aslan yumruğunu sıktı. Onun da içi yanıyordu. Bir çocuğunun olmaması, sadece annesinin değil, köydeki herkesin diline düşmesine neden olmuştu. Ama Leyla’nın bu konudan ne kadar yorulduğunu da biliyordu.
“Çocuk olmazsa ne olacak?” diye sert bir şekilde sordu Aslan. “Leyla’yı gözden mi çıkaracağız? İnsan mı bu, koyun mu?”
Fatma Ana kaşlarını çattı, “Ben onu mu dedim? Ama bu işin bir çözümü var, sen de biliyorsun,” dedi.
Aslan derin bir nefes aldı. Bahsettiği şeyin ne olduğunu çok iyi biliyordu. Kuma. Aile büyüklerinin karar verdiği o ‘çözüm’.
Gözleri kısılıp yüzü karardı. Yumruğunu sıkıp masaya vurdu. “Bu konu burada kapanacak! Bir daha eşimin yanında bu meseleyi açarsan, çok kötü olur!”
Fatma Ana şaşkınlıkla oğluna baktı. Oğlunun böyle bir tepki vermesine alışık değildi. Masada ölüm sessizliği hâkim oldu. Leyla başını eğdi, gözleri dolmuştu ama ağlamamaya çalışıyordu.
Aslan, masadaki gerginliği dağıtmak için sandalyesini geri çekti, hızla ayağa kalktı. “Benim karnım tok. Hava almaya çıkıyorum,” diyerek salonun kapısını sertçe açtı ve dışarı çıktı.
Fatma Ana, sessizce tabağına döndü. Leyla ise artık boğazındaki düğümü çözmeye çalışıyordu. Ama biliyordu, bu konu kapanmayacaktı. Aslan ne kadar karşı çıkarsa çıksın, aile kararını vermişti.
Ve çok yakında bu eve bir kuma gelecekti.
....
Aslan konağın geniş avlusuna çıkıp derin bir nefes aldı. Gecenin serin havası, içindeki öfkeyi yatıştırmaya yetmiyordu. Gökyüzü yıldızlarla kaplıydı ama onun zihni karanlıktı. Ayakta dikilirken ellerini cebine soktu ve kendi kendine söylendi:
“Kuma... Ne kuması? Ben Leyla’yı seviyorum. Benim düzenimi bozmalarına izin vermeyeceğim.”
Ama Aslan ne kadar öfkelense de içten içe biliyordu: Annesi ve aile büyükleri ne isterse sonunda o olurdu. O, her ne kadar ağayım dese de bazı şeylerin önüne geçemiyordu. Çocuk meselesi onun da yarasını deşiyordu. Ancak ailesinin bilmediği bir sır vardı. Leyla da Aslan da çocuklarının hiç olamayacağını çok iyi biliyorlardı çünkü Leyla’nın yumurtalıklarında sorun olduğu için yumurta oluşumu olmuyordu. Bunu öğrendiğin yıkılmıştı ama çocuk her şey değildi onun için. Leyla onun eşiydi ve sonuna kadar arkasında duracaktı. Kuma saçmalığına da asla izin vermeyecekti.
Bunu düşündüğü an dişlerini sıktı. Hayır, böyle bir şeyi aklının ucundan bile geçiremezdi. O Aslan’dı. Güçlüydü. Ailesi de zamanla kabul edecekti daha doğrusu etmek zorundaydılar. Aslan bunları düşünürken o sırada arkasından yavaş adımlarla biri yaklaştı. Leyla’ydı.
Zarif adımlarla yanına gelip durdu, sesi titrek ve yorgundu. “Sana yük olduğumu biliyorum,” dedi usulca. “Ama inan bana, ben de elimden geleni yapıyorum.İstersen söyleyelim ailene benim asla çocuğumun olmayacağını bilirlerse belki anlayışla karşılarlar”. Aslan bu dediğine yandan alayla güldü.
"Öyle bir şey olacağını gerçekten düşünüyor musun? Haberleri olmamalı eğer okursa her şey daha kötü olur."
"Ne yapacağız o zaman Aslan? Ömür boyu saklayamayız eninde sonunda anlayacaklar. Zaten Fatma Ana şimdiden şüphe duyduğu için son zamanlarda üzerime çok geliyor. O da bir sorun olduğunu onlardan bir şeyler sakladığımızı düşünüyor."
Aslan sıkıntılı bir nefes aldı,"Biliyorum ama ne olursa olsun asla dedikleri olmayacak. Başka bir şey bulmaya çalışacağım"
"Aklında var mı bir şey?" umutla kocasına baktı. O da içten içe bunun bir çözümü olmayacağını biliyordu.Bir ağanın mutlaka çocuğu olurdu ya kendi eşi olsun ya da başka bir kadından ama mutlaka çocuğu olmak zorundaydı. Asla evlatlık alma söz konusu olamazdı kendi kanından olmalıydı.
"Şimdilik bir şey yok ama en kısa zamanda bulacağım sen üzülme. " duyduğu şey ile Leyla fısıldayarak,"Üzgünüm Aslan, eğer sana bir çocuk verebilseydim bunlari hiç yaşamayacaktık" dedi üzgün şekilde.
Aslan başını çevirmedi, gözlerini yıldızlardan ayırmadan öylece durdu. İçindeki karmaşayı anlatmak istemiyordu. Leyla’yı seviyordu, en azından sevdiğini sanıyordu. Ama iki yıldır süren bu baskı, onların ilişkisini de yavaş yavaş tüketiyordu.
“Senin suçun değil,” dedi sonunda. Sesi sert ama kırılmıştı.
Leyla ona döndü, gözlerinde umut kırıntıları vardı. Belki Aslan hâlâ onun yanındaydı, belki birlikte bu savaşı verebilirlerdi.
Ama tam o anda konağın kapısı hızla açıldı. Kapıda Fatma Ana ve Aslan’ın babası Rıza Ağa duruyordu. Yüzlerinde ciddi bir ifade vardı.
Fatma Ana’nın sesi sertti. “Biz kararımızı verdik,” dedi. “Kuma geliyor.”
Leyla bir adım geriledi. Ellerini karnına götürdü, sanki kendini korumaya çalışıyormuş gibi. Gözleri büyüdü, Aslan’a baktı. Onun bir şey söylemesini, bir şey yapmasını bekledi.
Ama Aslan, annesine sert bir bakış atsa da hiç konuşmadı. Yumruğunu sıktı, dişlerini gıcırdattı. İçinde fırtınalar kopuyordu ama bunun önüne geçemeyeceğini biliyordu.
Ve işte o an, Aslan’ın hayatı geri dönülmez bir yola girmişti.
Adamın yüzü taş kesildi. Çenesini sıktı, nefesi düzensizleşti. Gözleri annesiyle babasının gözlerine kilitlendi.
“Ben izin vermedim,” dedi, sesi buz gibiydi. “Bu eve kimse gelmeyecek.”
Fatma Ana oğlunun karşı çıkmasını bekliyordu ama bu kadar sert bir tepki vereceğini düşünmemişti. “Oğlum,” diye yumuşak bir sesle başladı, “bu senin iznine kalmış bir şey değil. Soyun devam etmeli.”
“Soyum mu?” Aslan alaycı bir kahkaha attı. “Soyumun devamı için karımı, yuvamı harcayacak mıyım? Ben böyle bir şey yapmam!”
Rıza Ağa, oğlunun bu dik başlı tavrından hoşlanmamıştı. O her zaman Aslan’ın güçlü duruşuyla övünmüştü ama şimdi gördüğü şey, onun ailesinin kararına karşı gelmesi değil, kendi duygularının peşinden gitmesiydi.
“Aslan, sen çocuk oyuncağı mı sanıyorsun bunu?” diye gürledi. “Bu mesele senin keyfine göre şekillenecek bir mesele değil. Erkeksin, ağa’sın! Bir çocuk veremeyen kadına takılıp kalamazsın.”
Leyla’nın nefesi kesildi. O ana kadar sessizce durmaya çalışmıştı ama bu sözler içine bıçak gibi saplandı. Gözleri doldu, yere baktı. Aslan’ın babası gözünün önünde onu silmişti.
Aslan bir adım ileri attı, gözleri öfkeyle parlıyordu. “Benim karım hakkında böyle konuşamazsınız!” diye bağırdı. “Leyla benim eşim! Kimsenin onu aşağılamasına izin vermem!”
Fatma Ana, oğlunun sert çıkışını görünce bir adım geri çekildi ama sonra kendini toparladı. “Oğlum, senin karşına geçip de senin sözünü tartışacak değiliz. Ama gerçekler ortada. Leyla hamile kalamıyor. Biz de bu evin geleceğini düşünmek zorundayız.”
Aslan eliyle saçlarını geriye attı, gözleri öfkeden kararmıştı. “Benim hayatım hakkında karar veremezsiniz!” diye gürledi. “Kendi düzenimi kendim kurarım. Kuma istemiyorum, konu kapanmıştır!”
Ama Rıza Ağa oğlunun bu isyanına gülüp başını iki yana salladı. “Sana konunun kapanmadığını söyleyeyim o zaman. Kuma çoktan seçildi.”
Aslan’ın nefesi kesildi. Gözleri büyüdü.
“Ne?”
Fatma Ana gözlerini kaçırdı, ama babası onun gözlerinin içine baka baka konuşmaya devam etti.
“Rojda.”
Leyla bir adım geriledi, gözleri büyüdü. Aslan, dişlerini sıkarak yumruğunu sıktı. “Baba anlamıyor musunuz istemiyorum dedim!”
“Sen istemesen de olacak!” dedi Rıza Ağa sert bir sesle. “Biz karar verdik. Rojda bu eve gelecek ve sen ondan bir erkek çocuk yapacaksın!”
Aslan kontrolünü kaybetti, masadaki sürahiyi kaptığı gibi duvara fırlattı. Camlar patladı, paramparça oldu. Hizmetçiler korkuyla geri çekildi, Leyla ise titriyordu.
“Benim evime kimseyi getiremezsiniz!” diye haykırdı Aslan. “Bu eve gelen kadını da, bu kararı verenleri de yakarım!”
Ama Rıza Ağa gözünü bile kırpmadı. “Bakalım,” dedi sadece.
Aslan dişlerini sıktı, odadaki herkesi tek tek süzdü. Gözleri Leyla'ya kaydı. Kadıncağız solgun, kırılgan ve suskundu. Aslan, onun yanında olduğunu hissettirmek istedi ama içinden ne yaparsa yapsın bu meseleyi engelleyemeyeceğini biliyordu.
Ve o an, içinde korkunç bir nefret doğdu.
Rojda daha konağa adımını atmadan Aslan ona düşman olmuştu.