Deponun içindeki nemli hava, Aras ve Gece’nin üzerine bir dökümhane sıcaklığıyla çöktü. Aras’ın silahı Selim’e kilitlenmişti ama Selim’in yüzündeki o çarpık gülümseme, namlunun ucundaki adamın bir kurban değil, bir cellat olduğunu fısıldıyordu. Haşmet Bey, masanın kenarında, elindeki devir evraklarını bir zafer bayrağı gibi tutuyordu. "Gel bakalım Aras," dedi Selim, sesi deponun tavanında yankılanan bir hayalet gibiydi. "Babandan kalan mirası nasıl çarçur ettiğini izlemek için sabırsızlanıyordum. Bak, Haşmet Bey senin kapı dışarı ettiğin o gururuyla şimdi Karadağ Holding’in mezar kazıcısı oldu." Aras’ın dişleri birbirine kenetlendi. "Haşmet! O adam ailemizi yok eden adamla iş birliği yapıyor! Babamın vasiyetini, Gece’yi... Her şeyi hiçe mi sayıyorsun?" Haşmet Bey, hırıltılı bir kahk

