Klinikte geçen iki ayın ardından, Selim’in yüzündeki ve göğsündeki sargıların açılacağı o sabah gelmişti. Odanın içindeki ağır tentürdiyot ve küf kokusu, Selim’in artık alıştığı tek parfümdü. Doktor, titreyen elleriyle sargıları tek tek çözerken Selim, nefesini tutmuş bekliyordu. Son sargı da yere düştüğünde, doktor sessizce bir aynayı ona uzattı. Selim, aynadaki yansımasına baktığında bir an nefesi kesildi. Karşısındaki adam, Karadağ Holding’in o yakışıklı, jilet gibi giyinen sağ kolu değildi. Yüzünün sağ tarafı, oteldeki patlama ve yangın yüzünden gümüşi, buruşmuş bir haritaya dönmüştü. Göz kapağı hafifçe aşağı sarkmış, dudak kenarında ise ebedi bir alay varmış gibi duran bir yara izi kalmıştı. Selim elini yüzüne götürdü; parmakları o pürüzlü dokuya dokunduğunda içi ürperdi. Ama sonra

