O günün üstünden neredeyse bir hafta geçmişti. Olayın ardından hızla Tarık’ı aramış ve olup biteni anlatmıştım. O da Defne olup olamayacağı konusunda bir şeyler söylediğinde hırsla Defne’nin o şekilde motor kullanamayacağını savunmuştum. Tarık ise delirmediyse İpek’i morgda, o buz gibi taşın üzerinde görenlerden biri de kendinin olduğunu söylemiş ve yaşamasına ihtimal dahi vermemişti. Beni de bu şekilde susturmuştu. Duyduğum acı ile telefonu kapamış, bu imkânsızlığa inanmamaya karar vermiştim. Bu olay beni çok etkilemiş ve ufacık bir umuda bile tutunacağımı göstermişti. Bugün ise babam ile birlikte Bora’nın şirketindeki toplantı odasının önünde duruyorduk. Yıllar sonra Bora’yı da görmek iyi olacaktı. Babam bana gülümseyerek, “Hadi Bakalım!” diye seslenmesini derin bir nefes alarak başım

