4.Bölüm

1263 Kelimeler
Fatma ve Bervan’ın ailesi o akşam uzun süre oturdular. Şilan ve Fatma çok iyi anlaşmışlardı. Bervan ise çaktırmadan sürekli Fatma’ya bakıyordu. Fatma, üzerinde kısa kollu bir tişört, altında Urfa’ya özgü bir etek giymiş, başına da yazma takmıştı. Bervan içinden, “Bu kız daha dün kısa şortla geziyordu, ne çabuk uyum sağladı buralara… Yazma ona o kadar yakışmış ki gözümü alamıyorum,” diye geçiriyordu. Bervan’ın babası, “Hadi bize müsaade, çok geç oldu. Yorulmuşsunuzdur. Bir ihtiyacınız olursa biz buradayız, çekinmeyin,” dedi. Sonra Fatma’nın babasına dönerek, “Canınız sıkılırsa bizim dükkâna gelebilirsiniz. Esnaf arkadaşlar var, kafa dengi… Hep birlikte takılırız,” diye ekledi. Halil, “Çok teşekkür ediyorum, gelirim komşum,” dedi. Hep birlikte kapıya yöneldiler. Halil, “Yine bekleriz, hoşça kalın,” diyerek uğurladı. Şilan, “Gelecek hafta sonu yine geleceğim. Seni Balıklı Göl’e götüreyim, olur mu?” dedi. Fatma, “Aa, süper olur!” diye sevindi. Fatma ve ailesi o hafta oldukça çalıştılar. Fatma’nın annesi Leman bile Urfa’ya alışmaya başlamıştı. Bir hafta sonra Şilan yine tatile geldi. Elinde çantası, evine uğramadan Fatmaların kapısını çaldı. Kapıyı Leman açtı. “Merhaba Leman Teyze, nasılsınız?” dedi Şilan. “İyiyim kızım, sen nasılsın?” “Ben de iyiyim. Fatma evde mi?” “Evet, dur çağırayım,” dedi Leman ve içeri girip Fatma’yı kapıya çağırdı. Şilan, “Hoş geldin!” dedi Fatma’ya. “Gelsene içeri, yemek yiyelim. Annem çok güzel enginar dolması yapmış.” Şilan, “Hoş buldum, teşekkür ederim. Bizimkilere bile görünmeden senin yanına geldim. Yarın Balıklı Göl’e gidiyoruz, ona göre! Erken gidelim; sabah saatleri hem boş hem serin oluyor. Oradan da sana ciğer yediririm,” dedi. Fatma, “Sabah yedide kapıda olurum!” dedi. Şilan güldü. “Yedi demeyelim de on iyidir. Kahvaltı yapar, öyle gideriz. O zaman kahvaltıya bize gel. İçeri bak, avlunun masa ve sandalyeleri de geldi. Annem çok güzel lokma yapar, tuzlu olanından, pişi gibi… Yarın erken yapacak. Sen de gel, olur mu?” Fatma, “Tamam,” dedi. Avluya göz ucuyla baktı. Beyaz demir sandalyelerin üzerinde rengârenk minderler vardı. Masanın ayakları metal, üzeri ise mermer desenliydi. Avlu oldukça büyüktü. Ortasında koca bir çınar ağacı vardı ve gölgesi bütün avluyu serinletiyordu. Büyük büyük saksılara çeşit çeşit gül fideleri dikmişlerdi. Fatma, Şilan’a dönerek, “Allah annenden razı olsun, bahçedeki çınarı sürekli sulamış. Yoksa avlumuzda güneşten oturulmazdı,” dedi. Şilan, “Annem öyledir, canım annem,” diye karşılık verdi. Şilan, “Ben gidiyorum. Sabah kahvaltıya bekliyorum,” dedi. Leman uzaktan seslendi: “Şilan, annene de söyle, o da gelsin. Kadıncağızı tek mi bırakacaksınız?” Şilan gülerek, “Tamam, söylerim,” dedi. Sabah olduğunda Şilan ve annesi geldiler. Leman çok güzel bir kahvaltı hazırlamıştı. Hep birlikte güzel bir kahvaltı yaptılar. Fatma ve Şilan, “Biz gidiyoruz,” dediler. Anneleriyle vedalaştılar. Şilan, dükkânlarının önünden geçerken, “Fatma, gel sana bizim ciğercimizi göstereyim,” dedi. İçeri girdiler. O sırada Bervan tezgâhı temizliyordu. Kızları görünce, “Hoş geldiniz. Çok erkencisiniz,” dedi. Şilan, “Fatma’ya bizim dükkânı göstermeye geldim,” dedi. Fatma, “Ne kadar şirin. Doğal taşlar, masalar, sandalyeler… Çok güzel,” diye hayranlıkla etrafa bakındı. Bervan, “Ciğerci dükkânında masaya, duvara, sandalyeye yorum yapan ilk sensin. Normalde ciğere, ezmelere, kebaplara yorum yapılırdı,” dedi. Fatma gülerek, “Ama ne yapayım, ben de dekor hastasıyım, çok seviyorum,” dedi. Şilan, “Belli belli, evinizden…” deyince, hep birlikte güldüler. Fatma, “Ne bileyim, terapi gibi geliyor bana,” dedi. Bervan, “Birkaç ay sonra dükkânı elden geçirecektik. Şilan’la siz de gelin, bize yardım edin. Dükkânı da eviniz gibi güzel tasarlayacaksan, harika olur,” dedi. Fatma, “Cidden mi? Çok sevinirim!” diye karşılık verdi. Bervan içinden, “Ne kadar eğlenceli bir kız… Küçücük şeylerden bile mutlu olabiliyor,” diye geçirdi. Bervan, “Kızlar, Balıklı Göl’e mi gidiyorsunuz?” diye sordu. Şilan, “Evet. Acıkırsanız buraya gelin, size güzel bir ciğer yapayım. Ne dersiniz?” dedi. Fatma, “Tamam, geliriz,” dedi. Balıklı Göl’e doğru yürürlerken Fatma, “Hepiniz okumuşsunuz, güzel bölümler kazanmışsınız. Bir tek Bervan okumamış, neden?” diye sordu. Şilan, “Babam en çok da Bervan’ın okumasını istedi. Ama Bervan okumadı, biliyor musun? Bervan doğduğunda babam yedi davul çaldırmış,” dedi. Fatma, “Niye?” diye şaşırdı. Şilan, “Erkek ya…” dedi. Fatma, “Urfa’da erkek çocuk doğunca yedi davul çalma gibi bir gelenek mi var?” diye sordu. Şilan gülmeye başladı. “Yok kız. Altı kızdan sonra olunca… Babam erkek çocuk diye diye kendini paralamış. Bervan doğunca da açmış kesenin ağzını. Küçükken ablalarımı sevmezmiş, ben de hatırlıyorum. Ama Bervan’ı çok şımarttı. Bir dediğini iki etmedi.” Fatma, “Ama bu haksızlık. Kız da erkek de evlat sonuçta. Onlar da senin canından kanından. Ne kadar günah, çok ayıp…” dedi. “Babam da beni daha çok sever mesela. Kardeşimi de sever tabii ama ben biraz daha babamın dilinden anladığım için…” Şilan, “Doğru olan da bu. Ama babam sonradan farkına vardı tabii. Şimdi hepimizi çok seviyor. Hatta kendine çok kızıyor, ‘Ne kadar cahilmişim’ diyor.” Fatma, Balıklı Göl’ü çok beğendi. “Ne kadar güzel bir hikâyesi var. Hz. İbrahim için yakılan ateş burada suya dönüşmüş, odunlar da balığa… Ne kadar manidar. Ateş Hz. İbrahim’i yakmamış ama insan insana ne kadar zarar veriyor,” dedi. Fatma, Şilan’a, “Vaktin varsa burada biraz daha oturabilir miyiz? Çok etkilendim,” dedi. Bir süre daha oturdular. Sonra Şilan, “Gel, seni Hz. İbrahim’in mancınıkla suya atıldığı tepeye de çıkarayım,” dedi. Fatma, “İnanmıyorum! Mancınığa mı bağlamışlar, bir de tepeden buraya mı atmaya çalışmışlar? Aman Allah’ım, ne kadar korkunç!” dedi. Şilan, “Aslında kendi kalplerinin kötülüğünden… Hz. İbrahim’in doğru söylediğini biliyorlardı ama gerçekle yüzleşmekten korkuyorlardı. Çünkü ne kadar kötülük yaptıklarının farkındaydılar. Gerçeklerle yüzleşmek onlara ağır bir yük bindirirdi. Bir de ilahi dinler herkesi eşit sayar. Onlarsa dünyaya sultan olmaya alışmış. ‘Nasıl olur da ben sıradan bir insanla aynı kategoriye girerim? Ben üstünüm onlardan,’ diye karşı çıkmıştır çoğu,” dedi. Gezileri bitmişti. Şilan, “Acıktın mı Fatma?” diye sordu. Fatma, “Hem de nasıl!” dedi. Şilan, “Hadi ciğer yemeye!” dedi. Fatma, “Tamam, ben de çok acıktım,” dedi. Ciğerci dükkânına geldiler. Bervan, “O kızlar, bitti mi geziniz?” diye sordu. Sonra Fatma’ya dönerek, “Beğendin mi?” dedi. Fatma, “Evet, çok etkilendim. Hz. İbrahim’i yakmak istemişler, düşünebiliyor musun? Çok üzüldüm. Bir insanı yakmak için bu kadar büyük bir ateş nasıl yakılır, hem de bu insan bir peygamber…” dedi. Bervan, “Haklısın. Dünyanın en acımasız varlıkları insanlardır,” dedi. “Ciğer yapayım size. Yanına da ezme, bir de biber domates közleyeyim. Fatma, sen acı sever misin?” diye sordu. Fatma, “Hem de nasıl!” dedi. Şilan, “Hadi canım! İsviçre’de nereden alıştın acıya?” dedi. Fatma, “Biz acının kitabını yazdık be hey! Sen ne diyorsun?” diye cevap verdi. Bervan’ın o kadar hoşuna gitti ki… Normalde mızmızlanan, yemeklere burun kıvıran kızları hiç sevmezdi. Fatma’nın her şeye hemen uyum sağlaması Bervan’ın çok hoşuna gidiyordu. Bervan ciğerleri pişiriyor, ama bir yandan da Fatma’yı izlemekten kendini alamıyordu. Ciğerleri masaya getirdi. “Kızlar, durun. Size ciğeri dürüm yapayım,” dedi. Lavaşı serdi, üzerine şişteki ciğerleri boşalttı. Üzerine közlenmiş biberi soyup serdi, domatesleri de soyup ekledi. Üzerine soğanları, en üste de pul biberi serpiştirdi. Sonra dürümü sıkıca sardı: “Şimdi yiyin bakalım!” dedi. Fatma, “Teşekkür ederim. Ne kadar naziksiniz,” dedi. Bervan, “Afiyet olsun,” dedi. Fatma yerken, “Harika olmuş, ellerinize sağlık. Muhteşem!” dedi. Şilan da, “Bizimkiler bu işin piri olmuş artık,” diye ekledi. Bervan, “Kızlar, doymazsanız söyleyin. Bir porsiyon daha hazırlarım,” dedi. Fatma, “Ne kadar iyisiniz, teşekkür ederim,” dedi. Bervan gülümseyerek, “Afiyet olsun, her zaman,” dedi.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE