6. Bölüm

1227 Kelimeler
Bervan da uyuyakalmıştı. Uyandığında, Fatma’nın kafası Bervan’ın omzundaydı. Eli, Bervan’ın göğsünde öylece duruyordu. Bervan bu durumdan o kadar hoşnut olmuştu ki hiç kıpırdamak istemiyordu. Öylece kaldı. Fatma’nın elinin üstüne koydu kendi elini. Fatma’nın eli o kadar zarif, parmakları incecikti. Bervan, “Şu küçücük parmaklarla o harabe evde ne kadar çok iş çıkardı,” diye düşündü. Fatma hafif kıpırdanmaya başlayınca Bervan elini hemen çekti. Fatma birden: — Ben böyle mi uyudum? Kusura bakma, dedi. Bervan: — Önemli değil. Öyle güzel uyudun ki… Kaç gündür perişan oldun, çok yoruldun, dedi. Fatma: — Evet, çok yoruldum. Sultan Teyze nasıl? Uyandı mı? diye sordu. Bervan: — Ben bakıyorum, buradan görebiliyorum. Sen merak etme. Fatma: — İyi ki bu akşam burada kaldın. Yoksa ben uyur kalırmışım. Bervan: — Sen yapacağını en başından yaptın. Sen uykuların en güzelini hak ediyorsun. Fatma: — Teşekkür ederim. Ben Sultan Teyze’ye bir bakayım. Fatma odaya girdi ve Sultan Teyze’nin hasta yatağında mışıl mışıl uyuduğunu gördü. Fatma, Bervan’a bakarak: — Yengen melekler gibi uyuyor, dedi. Fatma tekrar odaya geçti ve orada beklemeye başladı. Bervan ise bankta uyuya kalmıştı. Sabah olduğunda, Mehmet Amca geldi: — Kızım, ne yaptınız? diye sordu. Fatma: — İyiyiz, Mehmet Amca. Teyzem de çok iyiydi bu akşam. Mehmet Amca: — Kızım, Allah senden razı olsun. Çok yoruldun. Sen eve geç, dinlen. Ben kalırım artık. Sultan Teyze: — Kızım, çok sağ ol. Bu iyiliğini hiç unutmayacağım. Fatma: — Hadi geçmiş olsun. Tam o sırada Bervan içeri girdi: — Mehmet Amca, hoş geldin, dedi. — Hoş bulduk oğlum. Çok sağ olun. Fatma kızımla ikiniz perişan oldunuz. Allah sizden razı olsun, dedi Mehmet Amca. Bervan: — Bir şey değil, Mehmet Amca. Ne demek. — Hadi siz gidin. Çok yoruldunuz. Fatma kızımı da evine bırak, sana zahmet, dedi Mehmet Amca. — Tamam, Mehmet Amca. Hadi hoşça kalın, dedi Bervan. Fatma ve Bervan birlikte aşağı indiler. Bervan arabaya geçti: — Hadi bin. Fatma arabada: — Evimiz diğer tarafta, nereye gidiyoruz? diye sordu. Bervan: — Ee Fatma Hanım, acıkmadın mı? Ben kurt gibi açım. Seni kahvaltıya götürüyorum, dedi. Fatma: — Annem beni bekler kahvaltıya. Bervan: — Bir şey olmaz. Her gün annenle yapıyorsun, bugün de yapmayıver. Bugün de benimle kahvaltı yap. Bu da yengemi kurtardığın için. Fatma: — Tamam o zaman. Bervan, Fatma’yı çok güzel bir kahvaltı salonuna götürdü. — Geldiğinden beri ciğer yedirdik sana. Bir de güzel kahvaltı yaptırayım. Garson geldi: — Ne istersiniz? diye sordu. Bervan: — İki kişilik serpme kahvaltı istiyoruz. Kavurmalı yumurta da bol olsun, dedi. Bervan, Fatma’ya bakıyor, gözünü alamıyordu. Fatma utangaç tavırlarla: — Serpme kahvaltı derken? diye sordu. Bervan: — Serpme kahvaltının içinde bütün kahvaltılıklar oluyor. Yarım saat geçmeden kahvaltılıklar geldi. Masada neredeyse boş yer kalmamıştı. Sıcacık pide ekmeği de geldi, demlikte çay. Fatma: — Bu ne aman Allah’ım! Bununla bizim ailelerin hepsi doyar. Nasıl yiyeceğiz bu kadar şeyi? Bervan: — Sen o işi bana bırak. Fatma her şeyi çatal bıçakla yiyordu. Bervan: — Her şey bıçak çatalla yenmez ki. Daldır ekmeği gitsin. Kavurmalı yumurta yedin mi önceden? diye sordu. Fatma: — Hayır, hiç yemedim. Bervan, kocaman bir ekmek kopardı, kavurmalı yumurtaya daldırdı, ekmeğin içini doldurdu ve: — Aç ağzını. Fatma: — Ben mi? diye sordu. Bervan: — Tabii ki sen. Böyle yemek mi yenir? Soğutacaksın her şeyi. Sonra o kocaman ekmeği kendi eliyle Fatma’nın ağzına koydu. Lokma o kadar büyüktü ki Fatma çiğneyemiyordu bile. — Çaydan bir yudum al, o gider. Sen merak etme. Fatma, zar zor çiğneyip yuttu. Bervan: — Güzeldi değil mi? dedi. Sonra tekrar koca bir lokma daha yaptı. Fatma: — Hayır, hayır! Olmaz. Bervan, lokmayı kendi ağzına götürdü. — Artık öğrendin. Sen kendin daldır ekmeği ye. Yoksa tadı olmaz. Fatma o kadar doymuştu ki: — Ben üç gün daha acıkmam. Bervan: — Ne diyorsun? İki saat sonra dükkâna gidip öğlen yemeğine de ciğer yiyeceğiz. Fatma: — Kurban olayım, yeter! Söz, öğlen yerim ama başka bir öğlen olsa olur mu? Bervan, sırf bunu söyletmek için söylemişti zaten. — Hadi, üzerine de şöyle orta şekerli bir Türk kahvesi içelim. Ne dersin? Fatma: — Evet, çok severim. Buna kesinlikle hayır diyemem. Kahveler geldi. Bervan, kahve içerken Fatma’ya çaktırmadan sürekli bakıyordu. “Allah’ım, ne kadar güzel!” diye içinden geçirdi. Fatma’nın gözleri kocaman, badem gibiydi. Yüzü bembeyaz, saçları simsiyahtı. Bervan ise kumral, uzun boylu, geniş omuzluydu. Gözleri yeşildi. Yüzü çok güzel ve yakışıklı bir delikanlıydı. Ses tonu çok güzeldi; insanı dinlendiren bir tondaydı. Fatma, onun konuşurken kendini dinlenmiş gibi hissettiğini fark ediyordu. Bervan tatlı dilli, şeytan tüylüydü; kızların kolay kolay hayır diyemeyeceği bir duruşu ve sempatikliği vardı. Kahvaltı o kadar eğlenceli geçmişti ki Fatma: — Fincanını ters çevir, falına bakacağım, dedi. Bervan: — Fal mı? Fal bakmayı biliyor musun? Fatma: — Bilmiyorum ya… Zaten içindeki şekilleri yorumluyorsun. Fatma, Bervan’ın fincanını aldı ve bakmaya başladı. — İnanılmaz bir kalabalık var, dedi. Bervan: — Ciğerciye gelen müşterilerimizdir. Fatma: — Bak görüyor musun? Kalp şekli var, dedi ve fincanı Bervan’a gösterdi. Bervan: — İnanmıyorum. Gerçekten de kalp var. Fatma: — Kalp aşk demektir. Hadi, kısmetli çıktı falında. Belki de o kalabalık düğündü, dedi. Bervan tam, “Diline geldi gelin kim?” diyecekti ki söyleyeceğini yuttu. — Ben de senin falına bakayım o zaman, dedi. Fatma: — Biliyor musun fal bakmayı? Bervan: — Tabii ki. Çok iyi sallarım. Fatma: — O zaman bakma, dedi. Bervan: — Ver ya… Benim falıma bakarken iyiydi. Ben hiç mızıkçılık yapmadım. Lütfen bana güven. Hayatındaki en iyi falı yorumlayacağım. Bervan baktı ama bir şey göremedi. — Telve bu… Nasıl görüyorsunuz anlamıyorum. Bir daha geldiğimde büyüteç getireceğim. Ne bileyim, bir şey göremedim. Fatma: — Salla işte bir şeyler. Bervan: — Tutuldum, sallayamıyorum da. Ne oldu bana? Halbuki ne fallar bakıyordum. Fatma: — Hadi hadi… Kandırma beni. Bilmiyorum de işte. Bervan: — Evet, bilmiyorum. Sanki sen çok biliyorsun. Fatma: — Olsun. Senden iyiyim, kabul et. İkisi de konuşmaya o kadar dalmışlardı ki zamanın nasıl geçtiğini fark etmemişlerdi. Fatma birden kolundaki saate baktı: — Saat çok geç olmuş. Ben gideyim, annem çok merak eder. Bervan: — Bu burada bitmedi. Yine buluşalım. Kahve falı da öğreneceğim. Özel hoca tutacağım, göreceksin. Fatma: — Abartma. Ben de sallıyorum işte. Kimsenin de bildiği yok. Sadece şekilleri yorumluyoruz. Bervan kasaya geçti, parayı ödedi. Fatma: — Geldiğimizden bu yana hiçbir şeyi ödetmediniz bana. Çok mahcup oluyorum. Bervan: — Emeklilikte dişlerimi yaparsın sen de. Fatma: — İnşallah yapmaya gerek duymam. Dişlerine iyi bak. Bervan: — Tamam, Hekime Hanım. Kapıyı Fatma’ya açtı. Birlikte arabaya doğru geçtiler. Fatma: — Her şey için çok teşekkür ederim. Bervan: — Ne demek? Bak, ne güzel vakit geçirdik seninle. Sohbet ettiğimde vaktin nasıl geçtiğini anlamıyorum. Fatma: — Ben de, dedi. Arabada radyoyu açtı. İzel’in “Ah Yandım” şarkısı çalıyordu. Fatma: — Ne kadar duygusal müziklerimiz var. Ne kadar derin sevmişler. Bu sözleri yazdıran aşkın büyüklüğüne bakar mısın? Bervan: — Sevmek, sevilmek güzel bir duygu. Allah bütün sevenleri kavuştursun. Tabii doğru kişiyse. Fatma: — Tabii ki… Bazı insanlar sevmiyor ama seviyormuş gibi karşısındaki insanı kandırıp kendine âşık ediyor. Bu da çok bencilce. O insanın iyi olduğunu biliyor. Sevmese de seviyormuş gibi yapıyor ve o insanı ömür boyunca kendisini sevmeyen biriyle hayat sürmeye mahkûm ediyor. Bervan: — Nesi kötü ki? İyi bir insanı kaçırmak istemiyor, o da, dedi. Fatma: — Öyle olur mu? Sevgi olmalı. Seven insan sevdiğine kıymaz, kıymet bilir. Aşk biter ama sevgi baki kalır. Onun için sevip sevileceksin ki o evlilik mutlu yürüsün. Fatma evlerinin önüne gelince arabadan indi: — Çok teşekkürler. Hoşça kal. Bervan: — Rica ederim. Yine görüşelim. Fatma, kafasıyla onayladı ve evlerinin kapısını çaldı…
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE