3 | KIVILCIM

1936 Kelimeler
Hızla kulübeme gittim. Bu sabah duş aldığım için kendimi tebrik ettikten sonra dolabımın karşısına geçtim. İşte benim sıkıcı hizmetçi kostümlerim. Dolabımın kapağını kapattım ve merdivenlerden tavan arasına çıkıp orda ki dolabın önüne geçtim. Burda eski hayatıma ait eşyalar vardı. Dolabı açtım ve kıyafetleri incelemeye koyuldum. En sonunda kırık beyaz diz kapağımın üzerinde bir elbise ve ona uygun kahve rengi bir kemer aldım. Yere eğildim ve elbiselerin altında ki ayakkabı kutularından birini alıp içinden elbiseme uygun beyaz hafif dolgu topuklu ayakkabılarımı çıkardım. Dolabın kapağını kapattım ve arkamda ki sandığa doğru ilerledim. Sandıktan takı kutumu ve makyaj malzemelerimi çıkardım. Ardından elbisem uygun bir el çantası aldım ve işim bitmişti. Sandığın kapağını kapatmak üzereyken gözüme bir şey ilişti. Eski hayatıma ait bir şey. Bana hep acı veren bir şey. Bir müzik kutusu. Elimdekileri yere bıraktım ve müzik kutusunu elime aldım. Kapağını açtım ve bir süre inceledikten sonra onu kurdum ve müziğini dinledim. Müzik kutusundan yükselen melodiler en başta bana huzur vermiş ve yüzüme hafif bir tebessüm yerleştirmişti. Sonra bir anda tebessüm kayboldu ve yerini acıya bıraktı. Odanın içinde yankılanan her melodiyle kalbim biraz daha sıkışıyordu. Geçmişin izleri beni her geçen gün daha çok sarıyor ve nefes almamı engelliyordu. Müzik kutusunun kapağını hızla kapattım. Sandığı da kapattıktan sonra onu da diğer eşyalarımla birlikte yanıma aldım ve aşağı indim. Kutuyu şifonyerin üstüne koydum ve hazırlanmaya başladım. Bir saatin sonunda hazırdım. Kulübemden çıktım ve kampta ki insanların bakışları arasına Lord Mason’ın beni bekleyeceğini söylediği kamp girişine doğru ilerledim. Beni bir arabanın yanında bekliyordu. Geldiğimi görünce doğruldu ve bana baktı. “Şuna bakın hele! O üstündekilerden sonra seni bu kadar şık görmeyi beklemiyordum. Bu kıyafetlerin bir ağaca tırmanmak için uygun olduğuna emin misin?” Güldüm. “Pek sayılmaz. Bu ayakkabılarla bir ağaca yaklaşabileceğimi bile sanmıyorum,Lord’um” “Ah merak etme eğer yine düşersen seni tekrar tutmak için bir süre buralarda olacağım. Hadi atla. Yapacak çok işimiz var” Dediğini yaptım ve o şöför koltuğuna yerleşirken ben de arabanın arkasından dolanıp yolcu koltuğunda ki yerimi aldım. Ormandan uzaklaşıp şehre doğru ilerledik. New York’a geldiğimizde şehre baktım ve burda geçirdiğim zamanları düşündüm. Manhattan,Times Meydanı ve tüm o mağzalar,ışıklar. Sonra hepsi bir kabusa dönüştü. Derin bir nefes aldım ve kötü anılarımdan kurtulmaya çalıştım. Ne kadar uraşsamda olanları düşünmeyi kesemiyordum. Ellerimin titremesini gizlemek için parmaklarımı birbirine kenetledim. “Sen iyi misin Kate?” diye sordu Lord Mason “Evet. İyiyim Lord’um” dedim ve o bana başka bir soru sormadan önce ben ona “Tam olarak nereye gidiyoruz?” diye sordum “Eve gidip birkaç dosya almam lazım. Toplantıya daha çok zamanımız olduğu için yardımcımı aradım ve yiyecek bir şeyler hazırlamasını söyledim. Bir yandan yemeğimizi yer bir yandanda iş konuşuruz.” Yemek mi? Bekle ev mi? Ne kadar patronum ve Lord’um olsa da tanımadığım bir erkeğin evine gitme konusunda her kadın gibi benimde ciddi sınırlarım vardı. Ancak bu ukala Lord,bu sınırları umursamıyormuş gibi görünüyordu. “Neden korkuyorsun?” dedi “Anlayamadım Lord’um” “Bugün sana seni neyle suçladıklarını sorduğumda,General Tyler’a baktın ve bana bunu söyleyemeyeceğini söyledin. Korktuğun o mu? Tyler mı?” Güldüm “Hayır. Ben Tyler’dan asla korkmam. O olmasaydı ne yapardım gerçekten bilmiyorum. Sorun şu ki efendim bana bu konu hakkında konuşmamam söylendi ve hayatımın bu döneminde emirlere uymaktan başka çarem yok” Dudağının kenarı kıvrıldı. “O yüzden mi benimle rahatsız edici bir hitap şekliyle konuşuyorsun?” diye sordu “Bu sizinle ilgili değil. Kişisel bir şey. Kendimi böyle rahat hissediyorum. Siz bir kahramansınız ve hitap şeklim bana bunu hatırlatıyor. Sizin bir kahraman benimse bir…” diye açıklamaya başladım ama hızla lafımı kesti. “Hain olduğunu mu? Hadi ama bunu kendine yapma Kate. Bence kendine acıma dönemini çoktan geçmişsin. Seni neden hain ilan ettiler bilmiyorum ama bunu isteyerek yapmadığına eminim” Güldüm. “Aslında kesinlikle isteyerek yaptım” Bunu kesinlikle isteyerek yapmıştım. İradesiz küçük bir çocuk gibi davranmış ve bir hain olmayı istemiştim. “O zaman elinde değildi. Seni tanımıyorum ama kesinlikle bir haine benzemiyorsun” “Evet elimde değildi. Bu konuda haklısınız. Ancak kendi tercihimdi ve yaptığım bu yanlış tercihin cezasını fazlasıyla çektim” “Ve hala kendine çektiriyorsun. İşte sana kesinlikle uyman gereken ilk emrim. Sana neler olduğunu sormayacağım ama sende kendine acımak ve sürekli kendine bir hain olduğunu,ki ben buna inanmıyorum, hatırlatmaktan vaz geçeceksin” Yüzünden yine o pişkin surat ifadesi vardı. “Eğer emrime uyarsan bana istediğin kadar Lord’um diyebilir ve şu ‘efendim’ saçmalığını sürdürebilirsin” Güldüm. “Emrinizi yerine getirmek için elimden geleni yapacağım efendim” “Bunu emir olarak görme aslında. Bir rica olarak gör ama şu var ki benim durumumda sanırım ricam senin için emirdir” İkimizde güldük. Sonunda büyük bir evin bahçe kapısından içeri girdik. Mason arabayı evin önünde durdurdu ve biri gelip kapımı açtı. “Kate bu benim korumam ve sağ kolum Tonny Martinez. Tonny bu Bayan Katharina Garcia. Benim yeni asistanım” Tonny bana başıyla selam verdi. Patronunun aksine sevecen ve güven veren bir duruşu vardı. Lord Mason’ın sağ kolu olmanın nasıl bir şey olduğunu hayal ettim. Sürekli o pişkin sırıtışına katlanmak zorunda olmak korkunç bir şey olmalıydı. “Tanıştığımıza memnun oldum Bayan Garcia. Umarım yeni işinizi seversiniz” dedi Tonny “Umarım ve ben de tanıştığıma memnun oldum Bay Martinez” “Lütfen. Tonny” dedi Tonny gülerek “Uğraşma Tonny hitap şekilleriyle ilgili takıntıları var” diyerek araya girdi Mason iğneleyici bir ses tonuyla Ona döndüm. Sonra onun suratından indirmediği pişkin ifade ile tekrar Tonny’e baktım. “Aslında eğer böyle rahat ediyorsanız size ah şey sana isminle hitap edebilirim. Benim hitap şekilleriyle ilgili takıntım sadece Lord Mason için geçerli” dedim Mason’a kafa tutmam Tonny şok etmiş,Mason’ı ise sinir etmişti. Mason bir lord,bir kahramandı ama Tonny aynen benim gibi onun için çalışan biriydi. O yüzden onunla arama böyle bir mesafe koymam gerekmiyordu. Tonny’nin içten içe güldüğüne yemin edebilirdim. Tonny kapıyı açtı ve içeri girdik. Eve girince karşıma büyük ve geniş bir hol çıktı. Holün iki duvraında birer ayna asılıydı. Hol birkaç adım sonra salona dönüyordu ve tam karşıda merdivenler vardı. Merdivenlerin trabzanları ahşaptı ve altın işlemelerle kaplıydı. Mermer merdivenler kıvrılarak yukarı doğru çıkıyordu. Mason elini belime koydu ve beni üst kata çalışma odasına doğru yönlendirdi. Elini belime koyduğu anda vücudumda bir elektrik akımının dolaştığını hissettim. Bu his bana tanıdıktı ama Mason’la birlikteyken bir o kadar yabancıydı. Çalışma odasına geldiğimizde kapıyı açtı ve geçmem için yol verdi. Lord olan oydu ama sanki ben bir Leydi’ymişim o ise benim asistanımmış gibi davranıyordu. Masanın başına geçti ve koltuğuna oturup birkaç dosyayı incelemeye başladı. Gidip masanın önünde ki koltuklardan birine yerleştim. “Hmm…Lord’um acaba tam olarak ne yapmam gerekiyor?” Güldü ve elinde durduğu kalemle karşı duvarda duran kahve makinesini gösterdi. “Bir kahve yaparak başlayabilirsin. İstersen kendine de bir tane yap.” Dedi “Teşekkürler Lord’um lüzum yok. Şey…kahvenizi…” “Sade ve şekersiz” diyerek lafımı böldü. O tekrar dosyalara gömülürken bende ayağa kalkıp kahve makinesinin yanına gittim ve makineyi incelemeye başladım. Otuz saniye kadar sonra nasıl çalıştığını anladım ve bir bardak alıp kahve yapmaya başladım. Kahve hazır olduğunda bir peçete aldım ve kahveyi Mason’a götürdüm. “Lord’um. Kahveniz hazır” Masada bir noktayı işaret etti. “Şuraya bırakabilirsin ve cidden bana Lord’um deme” Cevap vermek için ağzımı açtım ama tam ben cevap vermek üzereyken beni susturdu. “Bak kampta ve sersem Kurtulanlar ordusunun üyelerinin yanında istediğini de ama biz sadece onlarla değil bizim dünyamızdan haberi olmayan insanlarla da çalışacağız. Sadece bir kahraman olarak böyle bir evde yaşayamazsın Kate. Belki biraz daha küçüğünde evet ama burda değil. Bugün yapacağım toplantı da sıradan Amerikalı iş adamlarıyla yiyeceğim bir iş yemeği. İnşaat işiyle ilgilenen bir şirkette çalışıyorum. William’da benimle birlikte çalışıyor. Patronumuz bir kurtulan. Kamplarda gördüğün kulübeler ve merkez binalar bizim şirketimiz tarafından yapılıyor. Sonuçta Kurtulanlara sponsor olacak birileri lazım, değil mi?” Başımla onu onayladım. Daha önce bunu duymuştum.Varlıklı kurtulanlar bir teşekkür olarak tüm imkanlarını bu işe harcıyorlardı. Kampları kuran inşaat şirketleri,giyecek ihtiyaçlarını karşılayıp,üniformaları diken tekstil firmaları ve daha bir çok alanda çalışan kurtulanlar kraliyet ailesi ve kahramanlarla kordineli olarak çalışıyorlardı. “Pekala. O zaman size sıradan bir patronmuşsunuz gibi davranabilirim” dedim hafif bir tebessüm eşliğinde Güldü. “Ah! Kate. Ben sıradan bir patron değilim. Ben havalı,güçlü ve zengin bir patronum” dedi en kendini beğenmiş ses tonuyla “Bunlar benim için bir anlam ifade etmediğine göre,evet sıradan bir patronsunuz” diyerek meydan okudum ona,en saygılı ve mesafeli ses tonumla ama kendini beğenmişlik ses tonumda kesinlikle hissediliyordu. Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. “Seni bu yüzden seçtim. Kararlısın ve her nekadar itaat etmeye çalışsanda kendi doğruların var ve onların dışına çıkmıyorsun. Ayrıca inatçısın ve birazda agresif. Hmm…bir de sürekli ağaçtan düşme potansiyelinin yüksek olduğunu fark ettim” dedi Ona sadece gülerek cevap verdim. Benim  yerime dönmek üzereyken o da dosyalara geri döndü. “Ah! Gel ve şuna bak” Yanına gittim ve eğilip dosyaya baktım. Bu,bu sene ruhları alınarak ölenlerin bir listesiydi. “Onlar en azından öldü. Peki ya yaşam enerjileri alınanlar. Tamamen tüketilenler hala toparlanmaya çalışıyor. Hepsi alınmadan kurtulanlar kendilerini fiziksel anlamda toparladılar ama ruhsal anlamda hala bir çoğu rahabilitasyon görüyor” Bunca insan o sersem yaratıklar yüzünden acı çekiyordu. Nefret…nefret o yaratıklara karşı olan hislerimin yanında kocaman bir kumsalda ufacık bir kum tanesi gibi kalıyordu. “Daha önce hiçbir ruhun bedenden ayrılmasını gördün mü? Ya da kurbanın yaşam enerjisini alan bir ruh avcısı?” Bir an duraksadım. Karnıma sıkı bir yumruk yemiş gibi hissediyordum. “Bir defa” dedim sesimin titremesine engel olamayarak “Sadece bir defa bir ruh avcısının kurbanının yaşam enerjisini kendisine transfer ettiğine şait oldum. O da şey…. sonunda kadar gelemedi. Onu bıraktı ve gitti.” “Neden gittiğini sormayacağım çünkü anlatmaya devam edersen kusacak gibi duruyorsun” dedi. Kusmak üzereydim. Tüm kanım çekilmişti sanki. Bunun düşüncesi bile korkunçtu. “Sadece. Bu çok korkunçtu. O-o kızın yerinde olmak istemezdim. Bunu izlemek zorunda kalmak bile korkunçtu. Kim bilir ne kadar berbat bir his” “Gerçektende berbat bir histir” dedi. “Yoksa siz daha önce…” Hafifçe güldü. “Hayır. Daha önce hiç yaşam enerjim veya ruhum alınmaya çalışılmadı ama ben bir şekilde nasıl bir duygu olduğunu biliyorum. Hem de çok iyi” Merakıma yenik düştüm ve ona nasıl bir his olduğunu sordum. Sorduğum anda da bunu yaptığıma pişman oldum. Dudağının kenarı hafifçe kıvrıldı. Yüzünde yine o pişkin ifade vardı. Ayağa kalktı. Yavaşça üzerime doğru yürüyor ve bende geriye doğru adımlar atarak ondan uzaklaşıyordum. Sonunda beni duvarla arasına sıkıştırdı. Elime yavaşça dokunurken kulağıma eğildi ve fısıldamaya başladı. “Bütün sinirlerinin çekildiğini hissedersin. Sinir uçların yavaşça uyuşmaya başlar.” Elini yavaşça kolumdan yukarı doğru kolumdan kaldırmadan ilerletti ve boynuma gelince durdu. Bu sefer parmaklarını boynumda gezdirmeye başladı. “Sonra nefesin kesilmeye başlar” Elini kalbimin üzerine koydu. “Kalbin kaybolan enerjini yeniden toparlamak için hızla çarpmaya başlar” Güldü. “İşte aynen böyle” Bu sefer öbür koluma geçti ve omzumun üzerinde parmaklarını durdurdu. “Daha sonra. Hiç gücün ve savaşmak için mecalin kalmadığında kalp atışların yavaşlar. Vücut ısın gittikçe düşer. Nefes almak artık senin için güçtür.” Elini omzumdan aşağı parmaklarını hafifçe sürterek indirdi. Parmakları tenimde gezmeye devam ettikçe aynen söylediği gibi nefes almak benim için artık güç hatta imkansızdı. “Sonra çekilen sinirlerin. Bir anda tekrar sinir uçlarına hücum eder” Parmaklarını ellerime yerleştirdi. Gözlerini gözlerime sabitledi. “Sonrası ise koca bir boşluk. Artık dünya senin için koca bir boşluktan ibarettir.” Bir süre öylece gözlerime baktı ve sonra geri çekildi. Hafifçe başını yana çevirip duvarda ki saate baktı. Bense öylece duvara yapışmıştım. Nefes alamıyordum. Vücudumu anlam veremediğim bir ateş sarmıştı. Kalp atışlarım hızlanmıştı ve bunu o da fark etmişti. “Toplantı saatimiz yaklaşıyor. Gidip üzerimi değiştirmeliyim. 10 dakika sonra kapının önünde görüşürüz Kate” dedi ve arkasını dönüp odadan çıktı. 10 dakika sonra aşağıda olmalıydım ama nasıl hareket edeceğim hakkında en ufak bir fikrim yoktu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE