BUZ KALPLİ GELİNCİKLER

2009 Kelimeler
Sesindeki yumuşak kadifemsi tatlılık içtiğim baldan daha fazla keyif vericiydi. Bana nahoş masalları anlatırken bile hoş bir ezgiyle mırıldanıyor gibiydi. Onu her zaman için böylesi daha ılımlı ve sevgi dolu karşılaşırdım. Saçımı okşayıp alnımdan usulca öptü. "Bugün kendini nasıl hissediyorsun güzelim?" Alnımda gezinen buruşmuş, nasırlı elini avuçlarımın arsına alıp şefkatle öptüm. "Sen yanımda oldukçs ve bana sarılıp öptükçe çok daha iyi hissediyorum." Sıcacık bir gülümseyle gözlerimin içine baktı. "Sen de hep şöyle güzel konuştukça benim de hep yanına gelesim var." Güldüm. "O zaman kendimi bu konuda geliştirmem gerekiyor doğrusu. Çünkü her an yanımda olmana ihtiyacım var." Kapı yavaşça tıklatıldı. Sevgili nenem,"Gir,"diye seslendi. Kapı hafif hafif; eminsiz bir şekilde aralandı ve küçük kardeşim bıraktığı ufacık aralıktan bize baktı." Be-ben-ben gele-bilir-miyim?" "Bunu bir de soruyor musun?"diye ona yalandan kızdım. Gözlerini kaçırıp gülümsedi."Hadi gel. " Başı önde, elinde eskimiş oyuncağı ile ağır ağır bana doğru yaklaştı. Yanımdaki sandalyeye oturmadan önce yüzüme baktı ama hemen gözlerini ayaklarının ucuna indirdi. Üst üste bildirdiği ayak parmaklarını içe doğru bükmüştü. Uzanıp yanağına parmaklarımın tersi ile donkundum. İrkildi ama geri çekmedi. Küçük bir kedi yavrusu gibi daha fazla okşamamı bekledi. Ona istediğini verirken bile tüm dünyayı arkamda bırakıp onunla uçsuz bucaksız bir denizde yelkenleri denizde dalgalanan bir gemiyle yol almayı çok isterdim. Hiç bitmeyecek bir yolculuk. En çokta ikimizden başka hiçkimsenin olmayacağı bir yolculuk olmasını isterdim. "Yemek yedin mi?" diye sordum. Yüzüne bakmak için başımı öne eğip ona doğru yaklaştırdım. Başını salladı. "Ye-yedim." "Tadı güzel miydi?"  Sadece başını salladı. "Hepsini yedin mi peki?" Yine başını salladı. Bir süre sessiz kalıp ardından konuşmak için çabaladı. "Sen-sen nasılsın?" Kelimeleri ağzında doğru düzgün çıkaramadığı için öfkelendi ve elinde tuttuğu oyuncağı hırsla sıktı."İ-i-i-iyi hissediyor musun?"Gözleri hızlıca bana değip tekrardan uzaklaştı. "Ben çok iyi hissediyorum. Ama kaç gündür yatakta yatmaktan sıkıldım. Bugün beni bahçede gezdirir misin?" Gülümsedi ve sevinçle başını aşağı yukarı salladı. "O-olur. Gü-güneş var. Pi-pi-piknik de yapalım mı?" "Tabii ki!"dedim heyecanla." Yapalım. Büyük anne bize krep yapsın." Hevesle büyük anneme baktım. Hafif, mutlu bir tebessümle bizi izliyordu. Hemen onayladı. "Elbette yaparım. Hem de en güzelini yaparım." Jeffrey, heyecanla ellerini çırpmaya başladı ama kucağında ki oyuncağı kayıp düşünce birden durup ağlamaya başladı. "Pi-pislendi-i." Git gide hırçınlaşıyordu. Ayağa fırladı ve odanınım içinde dönmeye başladı. Büyük annem de onu takip etti. "Sorun değil çocuğum."dedi sakinleştirici bir sesle. Yavaşça yanın yaklaştı ama Jeffrey onu istemedi. "Yıkarım sana. Tertemiz olur." Jeffrey, ellerini çenesinin altında birleştirip başını yana doğru kırdı ve gidip pencerenin pervasızının altına çömeldi. "Hayır hayır!"diye bağırdı." İstemiyorum istemiyorum. Ba-bana yeni, yeni alın." "Tamam bir tanem, tamam. Sana yeni bir tane alacağım. Kalkt oradan. Yanıma gel hadi." Küçük bir çocuğa uzanır gibi ellerimi öne uzattım ve bana yaklaşması için ellerimle işaret ettim. Ama beni de kabul etmedi. "Şimdi, şi-şimdi istiyorum oyuncağı. Ge-getir bana." "Şimdi getirmem ama-" Bağırarak sözümü kesti. Ellerini kulaklarına dayadı. Başını sağa sola hızlıca sallamaya başladı. İçimde ki korku giderek arttı. Umutla büyük anneme baktım. Gözlerim çoktan dolmuştu. "Lütfen anne. Ona bir oyuncak bul." Büyük annem başını sallayıp hiçbir şey demeden dışarı fırladı. O dönene kadar Jeffrey ikna etmek için çok fazla şey söyledim ama o beni dıymammakta ısrar edip durdu. En sonunda küçük bir tahta oyuncakla büyük annem içeri girince sevinçle ona baktım. "Bak Jeffrey, büyük anne sana güzel bir şey getirdi." Ellerini kulağından çekip oyuncağı." Jeffrey sessizce oyuncağı eline aldı. Bir süre inceledi. Onu sahiplenmeden önce bir isim koyması gerekiyordu. Çünkü o her zaman böyle yapardı. Onlara ismiyle seslenir, şarkı söylerdi. Bu cansız arkadaşlar onu çok fazla mutlu ederlerdi. Ama sadece yere hafiften dokunsalar bile bu onu deli ederdi. O oyuncağa asla bir daha dokunmak istemezdi. Ama her şeyi çok çabuk unuttuğu için o düşen oyuncakları yıkar, ona yeniden hediye ederdik. Çünkü her defasında ona her ne kadar istemesemde yeni bir oyuncak alabilecek bir güce sahip değildim. Dış kapı kibarca tıklatıldı. Büyük annemle merakla birbirimize baktık. O kapıyı açmak için ayaklanırken ben Jeffrey seslendim. "Odana git bir tanem. Kapını kapat. Orada oyna. Ben seni çağırana kadar orada kal,tamam mı?" Bana bakmadı, ama beni onayladı. Dışarı çıkıp kendi odasına geçti. Çok geçmeden büyük annem Ed ile salona girdi. Onun kabuk bağlamış yaralı yüzünü görünce gereksiz bir mutluluk hissettim. Hâlâ yaşıyordu. "Bakıyorum da beni görünce bir mutlu oldun." Kibirli kibirli sırıtıp büyük annemin az önce kalktığı sandalyeye oturdu ve bacaklarını aralayıp o boşluktan sandalyenin ön kısmını sıkıca kavradı ve bana doğru çekiştirerek biraz daha yaklaştırdı. Dirseğini yastığımın kenarına dayayıp öne eğildi. Elli saçlarıma uzandı ve yavaşça yüzümüzde geriye doğru çekti. "Kendini nasıl hissediyorsun?"diye sordu. Burnumun ucuna hafifçe vurduktan sonra geriye doğru yaslandı. Bu hareketler ile sadece büyük annemi deli etmeye çalışıyordu. Tabii ki her zaman olduğu gibi amacına ulaşmıştı. Büyük annem kınayıcı bir tavırla ona bakıyordu. Ve Ed'de bunu gördüğü için fazlasıyla memnundu. Gözlerimi devirip dizini çimdikledim. Dizini kendine doğru çekti, ovalamaya başladı. O arada tehditkar bir şekilde bakmayı da ihmal etmedi. Bunun hiçbir şekilde umurumda olmadığını belirtmek naif hareketlerle yorganımın üstündeki tozları siliyormuş gibi yaptım. Önce gözlerini kısada hemen ardından sırıtmdan edemedi. Boğazımı temizleyip ortamı ciddiyetle sarmalamak istedim. Doğrudan gözlerinin içine baktım. Her zaman puslu ve karamsar bakan yeşil gözleri bugün başka bir şeyler taşıyordu. "Neden bu kadar neşelisin?" Dönüp büyük anneye baktı, ve sadece küçük bir ifadeyle bizi yalnız bırakması için emretti. Büyük anne buna sinirlendi ama olgun bir tavırla sakin kalıp dışarı çıktı. "Gidiyorum,"dedi aniden. Şaşkınca yüzüne baktım." Hemde Clara ile."Gülümsemesi tüm yüzüne yayıldı. Son söylediği ile içime derin bir sessizlik çöktü. Tuhaf bir şekilde kalbim kırılmıştı. Ne söyleyeceğimi bilememenin çaresizliği içinde yüzüne bakmaya devam ettim." Ne oldu?" Kaşlarını çattı. "İyi misin? Bir yerin mi ağrıyor?" Ayağa kalkmak için hamle yaptığında onu elimle durdurdum. Yine dizine dokunmuştum. Bu kez ona temas ederek canım yandı, ellerim titredi. "İyiyim, çok iyiyim."diye ağzımın içinde geveledim."Sadece,"Sessizce yutkunup devam ettim."böyle bir kararı bir anda almanı beklemiyordum. Çok şaşırdım."Şakağımı kaşırken gözlerimi hızlıca kaçırdım."Clara'nın seninle gelmeyi kabul etmesi beni daha çok şaşırttı. En son ayrılmıştınız diye hatırlıyorum." Düşünceli bir şekilde yüzüme odaklandı. "Clara'nın benimle gelmesini istemiyor musun?" diye sorunca ne yapacağımı bilemedim. Neden böyle bir soru sorma gereği duymuştu,onu da anlamamıştım. "Ha-hayır. Ne münasebet. İstediğin ile git. Bu senin hayatın, senin kararların. Ayrıca gitmene sevindim. O günkü konuşmadan sonra kolay kolay kabul etmeyeceğini düşünmüştüm. Beni yanıltın." Gülümsemeye çalıştım. Kuşkuya yüzüme bakmaya devam etti. "Gerçekten Ivy, benden ne istiyorsun?" Şaşkınca ona baktım. "Ne-ne? Ne saçmalıyorsun?! Senden hiçbir şey istediğim yok. Artık defolup evine git." Kollarımı göğsümde bağlayıp sinirli bir şekilde başka yöne baktım. Hiçbir şey demeden, bir müddet yüzüme baktı. Ben orada ağlamamak için kendimi zor tutuyordum, o hiçbir şekilde bende gözünü çekmiyordu. "Gidermisin artık! uyuyacağım." Başımı biraz daha sağ omzuma doğru çevirip görüş alanından çıkmaya çalıştım. Yan gözle ayağa kalktığını gördüm. "Ben seni kız kardeşimden başka hiçbir şey olarak görmedim."İçim acıdı. Gözlerimi kapattım hızlıca. Bir damla gözyaşı kapalı göz kapaklarımın ardından yanağıma doğru süzüldü."Ben sadece Clara'ya bağlandım. Sürekli ayrılıp dursakta, o benim için hep vardı." Bir damla daha yanağımdan süzüldü. "Ayrıca benim gibi bir adam seni hiçbir zaman hak etmez." "Lütfen,sus! Yine başlama. Sana daha önce de söyledim. Sana aşık falan değilim. Defol,kimle gidiyorsan git.Yeter ki artık git." Sessizce bana baktıktan sonra arkasını döndü ama kapının eşiğine gelince dışarı çıkmadı, durdu ve omzunun üstünden bana baktı. "Ama şunu unutma ki çirkin falan olduğundan değil, sadece bana bir kaç beden büyük geleceğinden seni hiçbir zaman yanımda istemedim." Hırsla ona baktım. "Önce Clara'dan başkasını asla düşünemiyorum diyorsun şimdi gelmiş seni hak etmediğim için yanımda istemiyorum diyorsun. Sahi siz erkekler bir kadını istendiğini söylerken neden hep aynı sözleri kullanıp duyurusunuz. 'Benden daha iyilerine laiksin, ben seni mutlu edemem' falan filan. Yeter artık. Bırakın da biz karar verelim artık kimin bizi hal edip etmediğimi. Hep aynı sözlerle ya ayrılık ya da reddetmek için gelmeyin. Çıkarken kapıyı kapatmayı da unutma." Kapıdan geçip de kapıyı ardından örtünce kendimi yatağa iyice bırakıp deli gibi ağlamaya başladım. Geçmişten kesitler canlandı gözümün önünde. Bir ilkbahar sabahıydı. Güneş tam tepede dikilmiş uçsuz bucaksız çayırı ısıtıyordu. O sırada Ahter ile çimenliklerin arasına uzanmış, gökyüzünü seyrediyorduk. O gün Ahter bir şiir yazmıştı. Bana ilk kez birinden hoşlandığını itiraf edecekti. Çok heyecan yapmıştım. Çünkü tarif ettiği kız bana çok benziyordu. Neredeyse ben olduğumdan adım gibi emindim. Bu yüzden o bir türlü söylemeye cesaret edemeyince ben nereden geldiğini bilmediğim lanet bir cesaretle ona açılmaya karar verdim. "Seni seviyorum Ahter." demiştim ona. "Seni çok seviyorum." Bana baktı, şaşkınca olayı kavramaya çalıştı ilk bir kaç dakika. Ardından benden iğrenmiş gibi uzaklaştı hızlıca. Az ilerde bir taş vardı. Gidip onun üstüne oturmuştu. Sonra yüzüme bakmadan konuştu. "Özür dilerim Ivy."demişti. Ses tonu, yüz ifadesi hâlâ dün gibi aklımdaydı. Çok üzgündü."Benden daha iyi birini hak ediyorsun."Sözleri kulağımda çınladı. Ağlamam daha da şiddetlendi. Omuzlarım sertçe titriyordu. Avuçlarımı yüzüme bastırdım."Senin sevgini hak etmiyorum." Ayağa kalktı ve bana sırtını döndü, hızlıca;kaçar gibi uzaklaşmaya başladığında sevdiği kızın ben olmadığını acı bir şekilde öğrenmiş oldum. Ondan sonraki hiçbir gün Ahter ile yan yana gelmedik. Zaten bir hafta sonu ailesi ile birlikte gemiye binip uzaklara, asla öğrenemediğim uzaklara gitti. Çok sonra diğer arkadaşım olan Sahra elinde bir mektupla yanıma koymuştu. Yüzü kıpkırmızıydı. Çok heyecanlanmıştı. "Ahter bana bir mektup yazmış."Ayaklarının üstünde bir türlü duramıyordu. Bir oraya bir oraya giderken mektubu kokluyordu. O gün ilk defa kalbimde ki acının beni öldüreceğini düşündüm."Bana şiir yazmış."Mektubu sıkıca göğsünde bastırdı, derin bir iç çekti."Bana karşı duyguları varmış. Beni seviyormuş." Duyduklarım beni geri geri götürmüş. Ama ben o anın farkında değilmişim tabii ki. Çünkü ayaklarım boşluğa gelince birden denize düşümüşüm. Uyandığımda aklımda sadece o mektup varken insanlar ise o şiddetli dalgalardan nasıl sağ kurtulduğumu düşünüp duruyordu. Onlara göre ölmüş olmam lazımdı. Hayatta kalmam bir mucizeydi. Aslında her şey yine kendini tekrar etmişti. Bir hafta öncesinde yakaladığım bu hastalıktan belki de çoktan ölmüş olmam gerekiyordu. Yine ölmeyip hayatta kalmayı başardım. Tuhaf bir şekilde ben o anlara dair en ufak bir şey bile hatırlamıyordum. Söylediklerine göre küvette banyo yapacakmış ama sonra kendimden geçmiş bir şekilde beni odamda bulmuşlar. Doktor hızlıca bana müdahele etmiş. O süreçte bana içeriği ilaçların bir faydası olduğunu düşündü aniden herkes ve diğer hastalar üstünde de denemeye başladılar. Şuan ne kadar başarılı bilmiyorum ama bende çok fazla işe yaramış gibi görünüyor. Gözyaşlarımı silip başımı arkaya yatırdım. Ve düşündüm. Ben ikinci kez aynı hatayı yapamazdım. İkinci kez bir adama aşık olup onunda başka bir kadınla gitmesine tahammül edemezdim. Ed'e karşı duygularım yoktu. Sadece Clara'ya asla güvenmiyorum. Ama işin sonunda mutlu olacaklarsa berber hangi cehenneme gidiyorsa gitsin. Bu saatten sonra kardeşim dışında hiç kimsenin benim için en ufak bir değeri yoktu. Ne bir zamanlar Ahter'e aşık o on iki yaşında ki kız vardı, ne de vicdanı. Sevdiğim kim varsa önce babamı, sonra da annemi elimden aldılar. Beni ve engelli kardeşimi kuru bir ekmeğe muhtaç büyük annem büyütmek zorunda kaldı. Büyüdüm. Artık yirmi beş yaşında yetişkin bir kızım ve zenginlerden para çalarak hayatta kalmaya çalışıyorum. İlk sorduğum ev benim için unutulmaz bir ilkti. Sahra'ların eviydi. Babası çok zengindi. Bir sürü gemisi ve toprağı vardı. Ama çok fazla cimri bir adamdı. Kimseyle paylaşmayı sevemezdi. Küçük kızı Sahra için en güzel elbiseleri dünyanın en uzak yerlerinden getirtiriyordu. Sanırım Ahter o pahalı ve süslü elbiseler içindeki kızı neden çok sevdiğini anlamıştım. Çünkü kendiside aynı giyim kuşama sahip olacak kadar lüks içinde yaşıyordu. Ben ise onların içinde pis paçavralrıyla gezinen bir dilenciden başka hiçbir şeydim aslında. Beni şimdi en çok acıtan da onların ebeveynleri beni sürekli çocuklarından uzak tutmaya çalışırken bile kene gibi onlardan kopmazdım. Sözde biz çocukluk arkadaşları büyüyünce denize açılan üç korsan olacaktık. Kendi gemimiz,kendi mürettebatımız olacaktı. Gülünç bir durumdan başka hiçbir şey değildi. Şuan bile düşündükçe sadece kendime acıyordum. Zavallı hayallere ne çok kaptırmışım kendimi o zamanlar. Ahter benim prensimdi. Bende onun prensesi. Hiç fakir zengin prense, prenses olur muydu? Olmazdı elbet,olmazdı. Artık kimin hikayesinde ne rolde olduğumun farkındaydım. Ben bir hırsızdım. Çalar ve o insaların yanından geçince de havada tuttukları burunlarının ve kibirli kibirli yürüyüşlerinin arkasında aslında sakladıkları zavallı hallerine kahkaha atardım. İşte bu beni gece rahat rahat uyutan en büyük sebepti. Kapı aniden açılınca düşüncelerimden sıyrıldım. Ahter kapıdan geçip salona girince tam da yerinde gelmiş diye düşündüm. Tüm o öfkem ve nefretim hiçbir şekilde azalmamıştı. O suratına baktıkça hâlâ intikam alma duygusu ile çıldırıyordum. Ki o geçmişten sıyrılıp tekrardan dönmeye karar verdiğinden beri içimdeki öfke ateşi iyice kabarmıştı. Kendine olan sınırsız kibir dolu yürüyüşüyle avına yaklaşan bir aslan gibi ağır ağır yaklaştı. Duygusuz yüzünde tanımsız bir ifade vardı. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE