"Ruhu dahi satılsa beş para etmeyecek adamların kaşı gözüne milyonlar biçmekti aptallık..." Çantalarımızı almış, deniz kenarında bekliyorduk. Hafif bir meltem esip duruyordu. Sahilden yüzüme doğru geliyor, pembe sarı saçlarımı uçuşturuyordu. Gözlerimi kısıp ilerideki sahil kasabasına baktım. Oldukça büyük bir kasabaydı. Artık ağrıdan dolayı hissetmediğim bacaklarım ile resmen emekleye emekleye yürüyecektim. Mataramdaki son suyu da içip bir iç çektim. Yaklaşık bir haftadır yürüyorduk. Kurutulmuş sebze ve et artık midemi bulandırıyordu. Diğerlerinin buna nasıl dayandığını anlamak bile istemiyorum. Onur elini koluma koyunca başını çevirip yüzüne baktım. Hava kararmak üzereydi. Güneş denizin ortasında, kırmızı bir renge bürünmüş, kaçıp gitmek için yer arıyordu. "Şapkayı tak , şu göz

