Aslan ’ın sesi sabahın ilk ışıkları gibi soğuktu, netti. “Hazırlan. Doktora gidiyoruz.” Ne tartıştı, ne sordu. Sadece emretti. Odamın aynasında yüzüme baktığımda, göz altlarımda halkalar, dudaklarımda soluk bir çizgi vardı. Ben, o sabah da kırık bir heykel gibiydim. Ne kalkmak istiyordum, ne gitmek. Ama Aslan gözümün içine bir kez bile bakmadan arabaya binmemi bekliyordu. Direnmedim. Direnecek halim yoktu. Reşat yine gelmişti ve bu kez yakında onun eline düşeceğimi söylemişti. Aslan yol boyunca sessizdi. Arabada sadece klimanın ve motorun sesi vardı; o bile bana fazla geldi. Kalbim, kaburgalarımın arasında canhıraş çarpıyordu. İçimde bir kıyamet suskunluğu vardı. Reşat’ ın soğuk nefesi hala ensemin dibindeydi. Ellerimi avuçlarımın içinde gizlemeye çalışarak sıktım. Aslan ’ın yanında da

