"Hâlâ savaşıyor musun?" Tekrar içeri girdiğinde yüzümü ekşittim. "Bu kadar güçlü bir kadın tam prenslere layık." "Gerçekten mi? Çok mu istiyorsun beni almayı?" "Çok. Ama büyü kitabını verdikten sonra." "Yaklaş o zaman." dedim, kuruyan boğazımı ıslatmak için yutkunarak. "Oyun mu oynuyorsun?" Aynı zamanda da temkinli bir biçimde yaklaşıyordu. "Akıllanıyorum diyelim." "Nerde?" "Elini koy." Eğilip göğsümü işaret ettim. "Biraz daha aşağıya." Ellerini üzerimde gezdirirken, gülümsemeye başladı. "Hissediyor musun?" "Burda mı?" "Hissetmiyorsan, neden gülümsüyorsun?" "İpek gibisin." Diğer eliyle demiri tutup hızla çekti. Çığlıklarımla, demirin yere düşme sesi birleşti. Sonra elini prangayla boynumun arasına koydu. Pranganın gücümü emmesini engelliyor gibiydi. "İyileş." Gözlerimi kapat

