KÜÇÜK SIÇAN

2386 Kelimeler
Arthur geldiği saatten beri klanındaki sorunlarla uğraşıyordu. Yanıtlanmayı bekleyen mektupları da tek tek okumaya ve cevap yazmaya çalışmak hayli yorucu olmuştu. Daha sonra hastalar için revirdeki ilaçların yenilenmesi ve doktor getirilmesi, ihtiyaç sahiplerine erzak dağıtımı işleriyle uğraşmış ve bir kaç kere babasını kontrole gitmişti. Yorgunluk baş ağrısına dönüştüğünde Arthur artık bir ölüden farksız olduğunu düşündü. Uyumak için odasına gittiğinde kendini yatağa atmakla uyuyacağını düşünmüş ama saatlerdir lanet olası uyku Arthur'u ziyaret etmemişti. Masa başında gelen uykusu yatağına geldiğinde birden yok olmuştu. Bu gün daha berbat olabilir miydi acaba diye düşündü. Yataktan doğruldu ve gözleri şöminede yanan ateşte oyalandı. Aklına Katherine'in saçlarını getirmişti bir anda ve Arthur o kızı sürekli düşünmekten bıkmıştı. En sonunda ise dışarı çıkmak için yataktan doğruldu. Başı hala ağrıyordu. Koridordan geçip alt kata indiğinde herkesin yatmış olduğunu gördü. Saat henüz geç olmalıydı. Avluya çıkıp bekledi. Bu mevsim iskoçya oldukça soğuktu fakat Arthur yarı çıplak bir halde bir süre dışarıda oylandı. Kaleye geri girmek için adımını atacağı sırada ahırlara giden yolda bir karartıyı fark etti. Normalde olsa dikkat etmezdi fakat karartı birilerinden saklanır gibi hareket ediyordu.Öyleki Arthur'un dikkatini çoktan o yöne çekmişti. Adımlarını ahırlara yöneltirken hırsız olup olmadığını düşünüyordu. Karartıyı ahıra girerken gördüğünde gözlerini kısarak takip etti. Kapıya geldiğinde duyduğu sesle olduğu yere çakılmış gibi hareketsiz kaldı. Bu sesi tanıyordu. Sabahki anılar zihnine dolarken Istemsiz kasıldığını hissetti. Lanet olsun! "Fia özledin mi beni kızım?" Attan bir kişneme geldiğinde kızın güldüğünü duydu. Bu o kadar hoş bir tınıydı ki Arthur ömrü boyu bu sesi dinleyebileceğini düşündü. Sonra da bir kılıçla kendisini parçalamayı. "Babam bana ceza verdi. Düşünebiliyor musun artık sana binemeyeceğimi söyledi. " Attan bir kişneme daha gelirken "Babamın beni bu kadar kısıtlamasından nefret ediyorum. Üstelik bir hafta boyunca odamdan çıkamayacağımı da söyledi ama..." Arthur dayanamayıp içeri girdiğinde "Ama sen gecenin bir vakti babanın söylediklerini umursamadan evden kaçtın" diyerek kızın yarım kalmış sözlerini tamamladı. Katherine herkes uyurken evden kaçmayı başarmış ve kendi ölüm fermanını çoktan yazmıştı. Babası öğrenirse bu sefer kesin ölecekti! Fakat Katherine saatlerce odasında kalmaktan nefret etmişti. Özgür ruhu bunu kaldıramazdı. Dedesi İrlanda'ya bir arkadaşını ziyarete gitmeseydi eğer ondan yardım isteyebilirdi fakat Katherine hiç bir zaman şansa sahip olmamıştı ve büyükannesinden de asla yardım isteyemeyeceğinden-ki kesinlikle yardım etmezdi- kaçmak en doğru karar gibi gelmişti. Fia 'ya binemiyorsa bile en azından onu görmeye gidebilirdi değil mi? Kimsenin ortalıkta olmadığını fark ederek kendini ahırlara atmayı başarmış olmanın sevinciyle atı Fia'ya sarılıp dert yandı fakat arkasından gelen adamın yarım kalan sözlerini tamamlamasıyla korku bütün vücudunu bir anda esir aldı. Hızla arkasını döndüğünde görmeyi beklediği yüz kesinlikle sabah gölde gördüğü adam değildi. Gerçi beklediği kimse de yoktu. Gözleri istemsiz daha çok büyürken ağzı çoktan açık kalmıştı. "Se-senin... " kekelemeye başladığında bunun neden olduğunu anlayamayacak kadar afallamıştı. Yoksa bu heyecanından kaynaklanan bir durum muydu ? Ama heyecanlanmaması gerekirdi. Sabahki olanlardan sonra düşünmek istemediği fakat sürekli kendini düşünürken bulduğu adam karşısındaydı. Üstelik iskoçya'nın lanet soğuğunda yarı çıplak vaziyetteydi! Kahretsin bunda heyacanlanacak bir şey yoktu. Olmamalıydı. Kalbi canhıraş atarken sonunda şaşkınlığından kurtulup sadece yüzüne odaklanarak- ki bu çok zordu. Adamın vücudunda dağlık Highland arazilerinden daha çok girinti çıkıntı vardı! "Senin burada ne işin var ?" diyebildi. Ne işi vardı. Kendisini takip mi etmişti? Bu saçma olduğunu düşündüğü fikri kafasından çıkarmak için başını salladı. . Fakat sormadan edemedi. "Beni mi takip ettin ?" Arthur kendisine korku ve şaşkınlıkla bakan kıza o kadar yoğunlaşmıştı ki onun kekelediğinin farkında bile olmamıştı. Bütün gün, gölde gördüğü güzelliğin aslında o kadar güzel olmadığına kendini inandırmaya çalışmış fakat şu an gördüğü kızın aslında daha da güzel olduğunu düşünüyordu. Ne demişti o ? Burda ne işi olduğunu mu soruyordu? Burda ne işi vardı? Sanki biri bütün bildiklerini kafasından söküp çıkarmış gibiydi. Kendinden ve karşında duran afetten başka bir şey düşünmüyordu. Kafasını toparlamalıydı. Kesinlikle bir aptal gibi davranıyordu. Karşında gördüğü ateş parçası onun bildiği Kathy'di. Yüzünde çamura benzeyen lekeleriyle, erkekvari tavırlarıyla ,havuç rengi saçlarıyla ve tahta gibi düz vücuduyla küçük çilliydi. Katherine buydu ve şu an karşında gördüğü kızın Katherine olmaması için her şeyini verebileceğini düşündü. O küçük maymundan etkilenebileceğini kendine yediremiyordu. Neden sonra kızın sorusu ile kendine geldi. Arthur kızın bu kendini beğenmiş sorusuyla daldığı düşüncelerden kurtuldu. Onu öpmüştü. Fakat her öptüğü kişinin arkasından gidecek kadar delirmemişti. Katherine'ın bu sorusu etkisinden bir türlü çıkamadığı sabahki anıları hatırlatırken Arthur çoktan kendi içinde savaş vermeye başlamıştı. Batair ile beraber yarın bir kadın bulsa iyi ederdi yoksa istemediği saçma şeyler yapıyordu. Istemediğine emin misin ? Hayır! Kahretsin! Durumunu belli etmeyen bir ifade ile sorusuna cevap bekleyen Katherine'e bakınca, kollarını birbirine dolayıp tek kaşını kaldırdı. Dudakları alay dolu cümleye hazırlanır gibi yamuk bir gülüşe ev sahipliği yapıyordu. "Yapma, tatlım . Her öptüğüm kızın peşinden gitseydim ömrümün yarısını yollarda harcamış olurdum " Bu sözler doğruluğuna emin olduğu sözlerdi fakat gerçek şu ki hayatında hiç Katherine gibi birini öpmemiş ve hiç bir öpücükten bu kadar zevk almamıştı. Ama kendini dizginlemeliydi. Katherine duyduğu aşağılayıcı cümle ile kalbine bir ağırlık çöktüğünü fark etti. Tanımadığı bir adamın ucu açık, ahlaksızca cümlesi onu kırmamalıydı. Kendindeki cürrete hayret etti. Ne sanıyordun ki ,Kathy ilk öptüğü kızın sen olduğunu mu ? Yoksa bir öpücük ile sana vurulup aşk ilanı için peşinden geldiğini mi ? Kendi içindeki gerçeklerin daha acı verici cümleleri onu hayal kırıklığına uğratmamalıydı. Tanrım Kathy sen Arthur'a aşıksın alt tarafı tanımadığın bir adam seni öptü abartmamalısın. Yaşadığı hayal kırıklığını belli etmemek için çaba sarf ederek çenesini dikleştirdi. "Ahlaksız cümleleriniz ya da siz umrumda değilsiniz bayım . Yalnızca burada hangi hakla ya da ne için bulduğunuzu bilmek istiyorum. " aklına gelen düşünce ile derin bir nefes alıp devam etti. " Hırsız mısın? " Evet , eminim hırsız olsa bunu sana söylerdi Kath. Arthur Katherine'in kendini hala tanımamış olmasına mi öfkelenmeliydi yoksa bir hırsıza benzetmesine mi emin olamadı. "Hırsız olamayacak kadar yakışıklıyım ama yakışıklı bir kalp hırsızı olduğumu da çokça bayandan duymuştum. " "Evet, zevksiz bayanlarla tanışmanız sizin suçunuz değil tabi " Arthur Katherine'ın ukala cevabına istemsiz bir kahkaha attı. " Zevksiz olmadıkları konusunda bahse girebilirim. Yeteneklerimden nasibini almak isteyen bir çok kadın bulmak mümkün " Katherine adamın yetenek derken neyi kastettiğini anladığında yüzünün kıpkırmızı olduğuna emindi. iyi ki içerisi çok aydınlık değil diye düşündü. Aksi taktirde yanaklarının şimdiden kızaran görüntüsü bütün düşüncelerini eleverecekti. Arthur ise Katherine'ın bir anda susmasını daha da komik buldu. Üzerine biraz daha gitmek gibi aptal bir düşünceye kapıldı. Bir kaç adım daha yaklaşarak kızın tam önünde durdu. Elleriyle Katherine'ın omzuna düşen saçı geri itti. Kızın açığa çıkan boynunu görünce ise hata yaptığını anladı. Uzun beyaz ve... Tanrım çok güzel kokuyordu. Elleri boynuna giderken "Istersen yeteneklerimin neleri kapsadığı hakkında detaylı bir bilgi verebilirim. " dedi. Katherine adamın yanına yaklaşmasını ,omzunda saçı geriye itip ,ellerini boynuna götürmesini nefes almadan izliyordu. Arthur'un yaptığı imalar ve bu kadar yakınında durması heyecanını daha arttırıyorken derin bir nefes aldı. Arthur ise kızın nefes aldığında yukarı kalkan dolgun göğsü ile erkekliginin artık pantolonuna dar geldiğini fark etti. . Lanet olsun ! Bu kızın yanındayken ne çok lanet okuyordu . Lanet olsun ! Ellerini ateşe değdirmiş gibi çekmiş ardından bir kaç adım gerilemişti. Katherine bu yakınlığın bile onu ısıttığını ,adam ondan uzaklaşınca fark etti. Kendine çekidüzen verip "Sapıkça düşüncelerinizi kendinize saklamanızda yarar var. " Katherine bu adamın yanında , doğru düzgün bir cümle kuramadığı için kendini boğmak istiyordu. Arthur ise bir anda bütün sapıkça fikirleri Katherine üzerinde denemek için can atar halde bulmuştu kendini. "Merak etme sana bir şey yapacak değilim. Zira dikkatimi pek çektiğin söylenemez. " Koca bir yalan.! Katherine ''Sabah beni cezbedici bulduğunuzu söylemiştiniz yanılıyor muyum?'' diyerek ikisinin de unutmaya çalıştığı anıları hatırlattı . Arthur ''Bu durumu uzun süre kadınsız kalmama yorun leydim.'' diyerek Katherine'i daha da sinirlendirdi. Katherine'in konuşmadığını görünce devam etti Arthur '' Şu an bakıyorum da yoldan geçen herhangi bir kadından farkınız yok.'' Koca bir yalan daha! Katherine'in gururu incinmişti. Öfkesi gözyaşına dönmek üzereydi ve bu adamın karşısında ağlamayacaktı. Piç kurusu kendini beğenmediğini söylüyordu. Ukala ,kendini beğenmiş piç! "Sizin beğenip beğenmemeniz umrumda değil . Sevdiğim insan tarafından beğenilmek yetiyor " Tanrım Kathy, ne saçmalıyorsun! Katherine'in de hiç bir fikri yoktu. Arthur ise artık sinirini elle tutulur biçimde hissediyordu. Sevdiğim adam mı? Lanet olası kadının bir aşığı vardı ama öpücüğüne karşılık mı vermişti? Hemde aynı tutkuyla. Gerçekten sevdiği biri mi var yoksa kızmış mıydı ? Arthur kendine gel . Çilliyi kıskanıyor musun ? Lanet olsun , hayır. Bu kıskanmak değil. Küçük maymun kendisini aptal yerine koymuştu Aslında,onu şimdi şurda öpebilir ve gerçekten sevdiği biri olup olmadığını anlayabilirdi ama bunu yapmayacaktı. Ona bir daha elini dahi dokundurmayacaktı. Çünkü o küçüklüğünde Arthur için neyse şimdi de oydu. Öyle olmak zorundaydı. Ona kim olduğunu söylemek için can atan yanına kulak vermeyi denedi. "Benim kim olduğumu hala merak ediyor musun?" Yüzünün alacağı şekli düşünmek şimdilik Arthur'u sevindirmeye yetiyordu. Katherine adamın gözlerinden bir an ateş çıkacak gibi hissetmişti ama sonra adam sakince kim olduğunu bilip bilmediğini sormuştu.Konuların bu kadar çabuk değişmesine anlam veremedi. Adamın kim olduğunu merak ediyordu fakat aklına gelen düşünce ile kafasını yana eğdi ve "Sen yoksa... Tabi ya sen Arthur'un adamlarından birisin değil mi ?" Arthur önce kendini tanımış olabileceğini düşündüğü kıza yüzü aydınlanarak baktı fakat kendini asker sanması ise onu beklemediği şekilde sinirlendirdi. O kadar sinirlenmişti ki Katherine'i boğabileceğini düşündü. Bu kız onu dakikalar içerisinde sinirlendiriyor ve sonra sakinleştirebiliyordu. "Sen öyle san küçük sıçan " diyerek ahırı terk etti. Katherine ise ne olduğunu anlamamıştı. Küçük sıçan mı ? Tanrım Arthur kendisine hep küçük sıçan derdi şimdi bunu herkesin yanında mı söylüyordu . Lanet olası pislik. Eteklerini kaldırıp eve doğru gittinde hala Arthur'a küfrediyordu. ... *** Arthur sinirle avluya çıktı ve derin nefesler almaya başladı. Eğer biraz daha kalsaydı orada biri ölecekti ki bu kendisi olmayacaktı. Küçük maymun hem kendini tanımıyor ve öpüyor, hem de sevdiğim adam var diyordu. Buna neden takılıyordu ki? Ne bekliyordun küçükken sana aşık olduğu gibi kalmasını mı? Neden umrumda ki diye söylendi. Odasına çıkarken Katherine'in küçükken kendisi için Maira'nın saçlarına şekerli elleriyle yapıştığı zamanı hatırladı ve yüzünde istemsiz bir gülümseme oluştu. Katherine öğle vakti Arthur'u bulamamış ve bütün kaleyi talan etmişti . En son büyük meşe ağacının orda Arthur ve Mairayı yan yana gördüğündeyse kendini tutamamış ve arkadan yaklaşıp Maira'nın saçlarına şekerli elleriyle yapışmıştı. Maira önce ne olduğunu anlamamış fakat saçlarının acısıyla ağlamaya başlamıştı. Arthur ise sinirli bir ifade ile Katherine'e bakıyordu. "Ne yaptığını sanıyorsun küçük sıçan ?" Ellerini Katherine'in küçük bileklerine sararak Maira'nın saçlarını kurtarmaya çalıştı. Katherine ise hiç bir şey olmamış ve durumları gayet olağanmış gibi "Ayağım takıldı ve düşüyordum o yüzden Maira'dan tutunmak zorunda kaldım" dedi. Her ne yediyse ağzının kenarlarına, ellerine ,elbiselerine kadar bulaşmıştı. Maira'nın ağlaması ve Katherine'in ellerini bir türlü saçlardan kurtaramaması yüzünden Maira saçlarının çoğuna veda etmek zorunda kalmıştı. Arthur odasına girerken bu anıyla az önce olanları yarı yarıya unutmuş gibiydi. Yatağa uzanıp gözlerini kapadığında aklında sadece gölde ninni söyleyen Katherine vardı. *** Leydi Annabel her sabah yaptığı gibi bugün de babasının odasına gitmek için koridoru arşınlıyordu. Günlerdir alıştığı bu rutin için sabah erken saatlerde kalkıyor ve apar topar babasının odasına ilerliyor, kendine gelip gelmediğini, ihtiyaçlarını öğreniyor ve bir süre babasının yanında oturduktan sonra oradan umutsuzca ayrılıyordu. Bugün ise tüm zamanların aksine farklı olarak Batair ile karşılaşacağını bilseydi eğer daha iyi bir kıyafet giyebilir ya da saçına daha çok özen gösterebilirdi. Batair ise bir hizmetçiden Arthur'un kendisini istediğini duymuştu ve sinirli bir ifade ile onun odasına gidiyordu. Onun yüzünden erkenden kalmıştı ve huysuzluğu üstündeydi. Eğer bugün hayatının en şanslı günlerinden birini yaşadığını, Leydi Annabel ile karşılaşacağı ihtimalini bilebilseydi kendine daha çok çeki düzen verirdi. Arthur'un odasına doğru yürüdüğünde karşı koridordan gelen Leydi Annabel'i görerek duraksadı. Üzerindeki kırık beyaz elbisesi ve açık saçlarıyla bir melek kadar güzeldi. Tanrım bir kız nasıl bu kadar narin ve güzel olabilirdi? Leydi Annabel masumiyetin vücut bulmuş haliydi. Babası için üzüldüğünü ise o masum yüzde çokça görebiliyordu. Gözleri hüzünle perdelenmişti oysa eskiden bakışlarında yıldızları görebildiğine yemin edebilirdi Batair. Annabel McQuuen ... Hector McQuuen'in tek kızı ve en yakın arkadaşının, kardeşim dediği adamın kız kardeşiydi ve Batar onu ilk gördüğü andan itibaren ona aşıktı. Onun güzelliğine ,masumiyetine, kızdığı zaman çakmak çakmak olan deniz mavisi gözlerine ve güneş gibi parlayan saçlarına aşıktı. Bunu ilk gördüğünde biliyordu Batair. Yıldızlar onların kaderini çoktan belirlemişti buna adı gibi emindi fakat Leydi Annabel cezbedici olsa da onun yasak bir elma olduğu da bir gerçekti. Arthur 'un kız kardeşi demek Leydi Annabel'i Batair'in de kardeşi yapmaz mıydı? Bu düşünce kadar saçma bir şey bilmiyordu Batair . Ona kardeşim diyemezdi. Ama arkadaşının kardeşine sevgilim de diyemezdi. Kardeşine ihanetti bu. Bunu yapamazdı. Bu yüzden hep mesafeliydi. Leydi Annabel ise karşında Batair'i görünce heyecandan ne yapacağını bilemez haldeydi . Üzerindeki eski elbisesi ve açık bıraktığı dağınık saçlarıyla onun karşında olmak istediği en son şey bile değildi. . Hoş öyle bile olsa kendisine bakmayacağını biliyordu. Onun gönül ilişkileri iskoçya ve İngiltere'de olan herkesin dilindeydi. Yakışıklı yüzü , siyaha yakın kahve gözleri, aynı renk uzun siyah saçları ve yapılı vücudu ile her kızın aklını başından alan bu adam ona bakmazdı. Biraz daha güzel olmayı ne kadar da isterdi. Oysa Leydi Annabel herkesin kıskanacağı kadar güzeldi. Ama ona göre Batair kendine bakmıyorsa çok çirkin olmalıydı. Birbirlerine yaklaştıklarında Batair görünümünün aksine kibar bir şekilde reverans yaptı. "Leydim" Annabel ise şaşkınlıktan ne diyeceğini unutmuştu. "Ba-Batair seni bu katta görmeyi neye borcluyum?" Bu katta sadece iki oda kullanılıyordu. Leydi Annabel ve Arthur'un odası . Bir an kendisi için gelmiş olabileceğini düşünüp aptalca bir umuda kapılacak olduysa da umutları Batair'in Arthur'u görmeye geldiğini söylemesi ile son buldu. "Odasında bulamazsanız kütüphaneye bakmanızda yarar var " dedi Annabel ve şaşırmadan cümle kurabildiği için kendini tebrik etti Batair onun gözlerindeki hüznün ne ara gelip oraya yerleştiğini bilmiyordu ama bundan hiç memnun değildi. O gözler böyle bakmamalıydı. "Lord Hector ' un yanına mı gidiyorsunuz? " Batair sadece onunla biraz daha konuşmak için oyalanıyordu. Bunu sesli dile getiremese de öyleydi. "Evet . Her sabah uğrarım. " dedi Annabel buruk bir gülüşle . Gözünden bir damla yaş düştü ve Batair bu gözyaşı için her şeyini feda edebileceğini düşündü. Lord Hector ölmek üzereydi bunun için yapılacak tek şey dua etmekti. Nasıl olduğunu bilmediği bir cesaretle elini uzatıp yanağındaki bir damla gözyaşını parmağıyla sildi . O anda Annabel ile gözgöze geldiler. Ne yaptığının farkına varıp elini hızla geri çekti. "Her şeyin düzeleceğine eminim Leydim . Kendinizi daha fazla üzmeyin. " diyerek devam etti. "Bir daha gözyaşı dökmeyin. Hem denizlerin ağladığı nerde görülmüş" Ardından bir şey söylemesini beklemeden yanından geçip Arthur'un odasının olduğu koridora saptı. Annabel ise onun dokunuşuyla kızaran yanağına elini götürdü. Ne demişti o ' Denizlerin ağladığı nerde görülmüş ' Bunun ne demek olduğunu anlamamıştı ama Batair öyle güzel söylemişti ki, Annabel kötü de olsa bu sözü sevebileceğini biliyordu.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE