Dawson'ın arkamda huzursuz kıpırdanmaları ile gözlerimi araladım. Kolları bedenimi sarmış, bir eli yeni alışkanlığı olan göbeğimin üzerinde konumlanmıştı. Perdelerin arasından doğduğu ve dünyayı aydınlatmaya hazır olduğunu gösteren güneşin ışıkları odamızı aydınlatıyordu. Bir gün önce de batışına tanıklık ettiğimiz gibi doğuşuna da tanıklık ediyorduk. Zaman ne kadar garip bir olguydu. İnsan ne yaşarsa yaşasın, yaşadıklarını umursamadan akmaya devam ediyordu. Zaman ilaçtı. İnsanlar çoğu zaman acılarını örtmek için zamanı bir araç olarak kullanıyorlardı. Benim içinse akan zamanın iki farklı anlamı vardı. İlki zamanın hızlıca akmasını bebeğimin bir an önce kollarımda olmasını istediğim anlardı. Diğeri ise tam bu anda Dawson'ın huzurlu kollarındayken durmasını istediğim zaman. Çünkü çoğu zam

