Karanlığın koynunda çaresizce koşturuyordum. Her nefes alışverişimde ciğerlerim alev alıyor, sanki görünmez bir el boğazımı sıkıyordu. Çıplak ayaklarım, keskin ve soğuk taşların üzerinde her adımda minik birer çığlık atıyordu ama durmak aklımın ucundan bile geçmiyordu. Arkamdan gelen o uğursuz hışırtı... Kuruyan yaprakların sesi miydi, yoksa beni avlamak için sinsice yaklaşan bir canlının nefesi mi? Her an ensemde o dehşetli soluğu hissedecekmiş gibiydim. Kimdi bu beni amansızca kovalayan karanlık siluet? Yüz hatlarını seçemiyordum. Sadece kapkaranlık, belirsiz bir şekil... Ama o siluet... İçimde tuhaf bir tanıdıklık hissi uyandırıyordu. Korkuyordum, iliklerime kadar işleyen bir dehşetle titriyordum ama aynı zamanda içimin derinliklerinde bir yer, o karanlığa doğru koşmak, sırrını çözmek

