Yusuf'suz geçen bir ay... Her gün, bir önceki günden daha ağır, daha karanlık, daha uzun. Sanki zaman, akıp gitmiyor da, üzerime bir dağ gibi çökmüş, beni eziyor, nefesimi kesiyor. Ankara'nın merkezi, yeni evimiz, Huriye'm... Huriye'mle birlikte yeni bir hayata başlamaya çalıştık. Yeni bir ev, yeni bir okul... Ama hiçbir şey, hiçbiri, hiç kimse, içimdeki o koca boşluğu, o dipsiz kuyuyu dolduramıyor. O boşluk ki, Yusuf'un adı, Yusuf'un kokusu, Yusuf'un kahkahası... Bu akşam da Huriye'mle baş başayız. O, her zamanki gibi beni neşelendirmeye çalışıyor. Komik videolar izletiyor, şakalar yapıyor, en sevdiğim tatlıyı almış. Ama nafile... Benim yüzüm, bir türlü gülmüyor. Aklım, fikrim, kalbim, ruhum onda. O kahrolası dağlarda, o bilinmezliğin içinde, o tehlikenin göbeğinde... Televizyonda, yine

