Ofisten çıkalı neredeyse yarım saat olmuştu. Serdar'ın zihni karmakarışıktı; göğsünde büyüyen ağırlık ne yürümekle hafifliyordu, ne susmakla. Ellerinin titremesi geçmemişti. Mektup, montunun iç cebinde duruyor ama varlığı bütün benliğini sarmış gibiydi. Yusuf’la birlikte sessizce yürüdüler. Kalabalığın ortasında, kimsenin onları fark etmediği bir köşede durdular. Şehrin karmaşası, uğultular, koşuşturmalar arkalarında kalırken, önlerinde sadece sarsıcı bir sessizlik uzanıyordu. Bir parkın kenarındaki banka oturdular. Tahta oturma yerinin soğukluğu Serdar’ın bedeninden çok ruhuna dokundu. Derin bir nefes aldı, ciğerlerine dolan havanın bile büyük bir yük taşıdığını hissetti. -“İçimde bir şey kımıldıyor Yusuf…” dedi, kelimeleri zorla çıkararak. “Sanki biri içime başka bir hayat koymuş gibi

