Serdar, sabahın o kasvetli sessizliğinde gözlerini, ısrarla çalan telefonunun sesiyle araladı. Göz kapakları ağırdı; uykunun sıcaklığı hâlâ tenindeydi. Başını hafifçe yana çevirdi. Karşı koltukta, üzerine ince bir battaniye örtmüş halde uyuyan Sena huzursuzca kıpırdanmış, sonra sessizce arkasını dönerek uykusuna devam etmişti. Serdar, onu uyandırmamak için telaşla telefonunu sessize aldı ve dikkatli adımlarla mutfağa geçti. Ekranda beliren isim yüreğini daralttı: Kerim Alakurt. Telefonu açmadan önce bir kez derin nefes aldı, uykudan yeni uyanmış ses tonunu gizlemeye çalışarak kararlı ve sert bir edayla cevap verdi: -"Ne var?" Karşıdaki adam, her zamanki rahat ama tehditkâr havasını bozmadan ciddi bir tonda konuştu: -"Benimle bu şekilde konuşmaman gerektiğini sana öğretememiş olmak beni

