2.BÖLÜM

1399 Kelimeler
Kerem'den... "Neden uyanmadı hala?" diyerek karşımda duran gözlüklü doktora baktım. "Bakın Kerem Bey," diyerek söze başladığında bakışlarım yatakta yatan Esin'e kaydı. "Hastalığı ciddi bir hastalık, aşırı sinirlenmesinde ya da bağırmasında krizi ölüme neden oluyor," diyerek açıklamada bulundu. Kaşlarımı çatarak doktorun suratına bakarken, ayaklarımla beraber Esin'in yanına gittim ve yukarıdan ona baktım. "Daha açık hali," dediğimde doktor boğazını temizleyerek bana baktı. "Şunu demek istiyorum; eğer böyle bir şekilde sinirlenirse yada aşırı derecede bağırırsa krizi tetiklediğinden dolayı ölebilir," derken sinirden gerilen vücudumu hissetmemek zor değildi. Doktorun dedikleri ile birlikte sırtımdan aşağı soğuk sular dökülmüş gibi hissediyordum. "Ne demek ölebilir lan!" diye öyle bir bağırdım ki doktor gözlüklerini düzeltirken yerinde sıçradı. "Biraz sakin olur musunuz Kerem bey?" diyen doktorun ağzında atan kalp atışlarını hissedebiliyordum. "Ne demek sakin ol lan, kardeşim o benim!" dediğimde kalp cihazından sesler gelmeye başladı ve kaşlarımı çatarak doktora baktığımda deli gibi bağırıyordu. "Ferhat Bey'i çağırın çabuk!" diye bağırdığımda kalbim endişelendiğimden dolayı deli gibi atıyordu. "Kalbi durdu!" diye bağırdığında elimi ağzımı götürerek korktuğumu gizlemeye çalıştım. Fakat bedenimden çok ruhum ani bir çöküş yaşıyordu şuan. "Elektroşoku hazırlayın!" diye bağırması beynime hücum ederken hemşirelerden teki önüme geçerek Esin'in yanında yerini aldı. "Hadi!" diye bağırıp elektro şoku göğüslerine doğru bastırırken uyanması için dua ediyordum. "Uyan artık!" bunlar son uğraşlardı sanırım. Doktor makineyi bir kez daha göğsüne bastırırken işe yaramayacağını anladım ve hemşireyi iterek Esin'in yanında yerimi aldım. "Bana bırakın, onunla konuşmam gerekenler var," diyerek söylendiğimde bir yandan elini tutuyor, bir yandan da saçlarını okşuyordum. "Esin," derken elini tutarak sıktım. "Hadi uyan güzelim uyan ki sana her şeyi anlatayım, sana abin olduğumu kanıtlayayım." Gözlerim yavaşça buğulanırken, tüm güzelliğiyle ona baktım. "Hadi kalk güzelim, sen benim abim değilsin de bağır, çağır, vur, kır ama yeter ki uyan be güzelim, bırakma beni," derken ağladığımı hissedebiliyordum. Çünkü gözyaşlarım teker teker elime dökülüyordu. Beni duyup duymayacağını bilmiyordum ama şansımı denemek istemiştim. "Geri döndü!" diyen bağıran doktorun sesiyle herkes derin bir nefes vermişti. Oda da yankılanan oksijen burnuma dolarken derin bir nefes aldım. Vazgeçmemişti Esin, ne kadar güçsüz bir ruha sahip olsa bile. ~~~ Şuanda uyanmam pek mümkün değildi ama zor da olsa gözlerimi açmayı başardım. Her şey bulanık gözükürken doktorların dikkatli bir şekilde bana bakmalarının yanı sıra gözüme sadece bir kişi çarptı. Kerem. "İyi misin Kardeşim?" diyen Kerem'e bakıp bağırdım. "N-nasıl yani? Kardeşim nerden çıktı be? Benim bir abim yok!" derken ki sesim yorgun olduğumdan dolayı kısık çıkmıştı. Fakat biliyordum, içimdeki bir yerlerden hissediyordum, yine kandırılacaktım. "Bizi yalnız bırakın," diyerek doktorlara döndü ve yorgun bakışlarıyla yanıma geldi. O sırada doktorlar odadan çıkarken en son çıkan doktor bize döndü. "Fazla yorulmasın," dediğinde Kerem başını onaylar anlamda salladığında doktor bana son kez baktıktan sonra odadan çıktı. "Biliyorum bana inanmıyorsun, diyeceksin şimdi benim bir abim yok diye ama var, ufaklık var senin bir abin var," diyerek bana doğru yaklaştı. İçimden bir ses ona inancım konusunda bana kafa tutuyordu ki bu bile fazlaydı bence. "Sana inanmıyorum," diyerek ondan uzaklaştım. Fakat uzaklaşmam pekte işe yaramadı çünkü ben her uzaklaştığımda o bana daha çok yaklaşıyordu. "İnanacaksın Esin ben senin abinim," diyerek elleriyle yüzümü kavradı. "Kanıtla," dediğimde gülüşü kulaklarımı doldurdu. ''Doğum günün 12Nisan, en sevdiğin renk mavi, gitmek istediğin üniversite Bilkent avukat olmak istiyorsun ve kitapları çok seviyorsun," dediğinde pekte inandırıcı gelmedi. Bunları benim arkadaş olduğum bir insan bilebilirdi. "Daha gerçekçi bir şey söylemelisin," dediğimde ellerini yüzümden çekerek yatağın iki tarafında birleştirdi. "Bacağının arka kısmında küçük bir doğum lekesi var," dediğinde aldığım nefesi tuttum. Bacağımdaki doğum lekesini annem ve babamdan başka kimse bilmiyordu. Ve bu söylediği bana inandırıcı gelmişti. "Ben uyurken bacağımı açıp bakmadığın gerçeğini değiştiremezsin," derken sesimin sert çıkmasına özen göstermiştim. Erkeksi kahkahası sadece ikimizin olduğu odada yankılanırken neden bu kadar şahane güldüğünü tartmaya çalışıyordum. ''Güldürme beni ufaklık, sapık değilim senin abin olduğum için biliyorum her şeyini," derken neyi kastettiğini biliyordum. Emre'den bahsediyordu, benim gerçekten abim olabilir miydi? "Yani her şey yine oyundu, karşılaşmamız bir tesadüf değildi?" dediğimde alaycıl biçimle kalkan kaşlarıyla kafasını olumlu anlamda salladı. İşte yine oyun oynamıştı. Oyunun ta kendisi bendim. "Esin," diyerek elimi tuttu. "Biliyorum bana inanmıyorsun abin olduğuma inanmıyorsun, ben olsam bende inanmazdım fakat iki ay boyunca seni aradım ben, seni dün o kafede gördüğümde 'benim kız kardeşim ne kadar büyümüş' dedim kendime seni ilk gördüğüm anda tamam dedim işte buldum benim kız kardeşimi dedim kendime, senden on yedi yıl boyunca ayrı kalmayı bende istemezdim fakat senin benden daha iyi yerlere gideceğini düşündüler, seni on sekiz yaşına gelince evlendireceklerdi Esin, beni anlıyor musun? Sırf ben Amerika'ya senden uzak kalmak istemediğim için, seni zorla evlendireceklerini söylediler." Nefesini düzene sokmaya çalışırken pişmanlığın verdiği azapla birlikte düşüncelerimde boğuluyordum. Ben bir olayın başlangıç menfaatiydim. Ben olayların bu dereceye kadar gelmesine sebep olan kızdım. Ve şimdi ise ailemden bir kez daha nefret ettim. Onlar benim, bana sormadan kaderimi belirleyecek olan melankolik düşünceye sahip olan ailemdi. Onlar benim hayatımı karartacak insanlardı. Hem de hiç düşünmeden. "Nasıl yani?" derken gözyaşlarım üstümdeki ağırlığını daha fazla tartamazken akmaya başladı. Çaresizdim hiç olmadığım kadar hem de, bir şeylerin doğru olması için yaptığım nedenler hep bataklığın içine batmama vesile oluyordu. Ben zaten bataklıktım. "Dediğim gibi Esin, inan bana bunu yapmak zorundaydım," dediğinde onarılan parçalarım paramparça olduğunda söylediği sözler kulaklarımı tekrar yankılandı. 'Seni evlendireceklerdi' sanırım öyle bir şey olsaydı onları asla affetmezdim, geri dönüşü olmayan çıkmaz bir sokağa adım atardık. "Neden bunca zaman bekledin peki? Şu zamana kadar mahvolduğumu bilmene rağmen neden geri gelmedin yanıma? Ha! Cevap versene bana niye susuyorsun!" dediğimde gözyaşlarım kendiliğinden akmayı bırakmıştı. Belirsiz bir kişiliğim vardı, gülmesi gereken yerde ağlayan, ağlayan yerde gülen ironi bir kişiliği sahiptim. Daha öncede bahsettiğim gibi dışarıya yansıttığım soğukluğun aksine içimde hep bir sıcaklık vardı, nedense dışımdaki soğukluk içimdeki sıcaklığı bir çırpıda yok ediyordu. "Seni aramadım mı sanıyorsun? Her yerde seni didik didik aradım!" diyerek ayağa kalktı. Hareketlerini en ufak damlasına kadar izlerken bir anda bana döndü. "Seni aramak için her tarafa adam koydurttum!" Zorlukla yutkundum. Boğazımda oluşan düğümü geri itsem de, gitmemekte kararlıydı. "Bana bağırma," dediğimde nefesini sesli bir şekilde dışarı verirken benim gözyaşlarım çoktan akmaya başlamıştı. Nedense içimden sebepsiz yere ağlamak geliyordu. "Lanet olsun!" diyerek sinirle tısladı ve yanına gelerek elleriyle yüzümü kavrayıp baş parmaklarıyla gözyaşlarımı sildi. "Ağlama Esin, ağlama gözyaşlarını gördükçe kendime kızıyorum neden bunca zaman sonra seni buldum diye." Hoşnutsuz bir şekilde gülümsedim. İçimde bir yerlerde kopan fırtınanın esiri altında kalmak bok gibi hissettiriyordu bana. "Kerem," dediğimde gözlerindeki parlaklık söndü. "Yani abi." Sönen gözleri tekrar parlarken ellerini yüzümden çekerek sertçe burnumu çektim. "İğrençsin Esin!" dediğinde durduramadığım kahkahamı serbest bıraktım. "Biliyorum," diyerek cevap verdim. Yüzündeki gülüş bir dakika bile hiç sönmedi. Onun gururlu bakışlarını görünce ben bile kendimle gurur duyuyordum. Anlımda oluşan boncuk boncuk terleri elimin tersiyle sildikten sonra karşımda koltukta elini çenesine dayamış abime-emin olmadığım- çevirdim. Bakışlarımız buluşunca gülümsedi. Bende gülümsedim. "Ben çıkış işlemlerini halledeyim," diyerek eliyle ensesini kaşıdıktan sonra odadan çıktı. Üzerimde hissettiğim ağır yorgunluktan dolayı yavaş hareketlerle ayağa kalktım. Üzerimde hastane kıyafeti vardı ve ne yazık ki dün giydiğim kıyafetleri giyecektim. Ter kokan kıyafetlerime tiksinerek baktıktan sonra mecburi olarak üzerime geçirdim. Altımda bulunan siyah kot pantolon üzerimde bulunan. Bordo renk kazağımla uyum içerisindeydi. Ve birde siyah çivili botlarım. "Hazır mısın?" Diyen ses kulaklarıma ulaşınca arkamı döndüm. Daha doğrusu sırıtan bir abime döndüm. "Ne sırıtıyorsun, bak sana inanmıyorum tamam mı DNA testi yaptıracağız," diyerek direk konuya daldım. Ona inanmak yapacağım son işti. "Pekala," diyerek elleriyle burnunu kırıştırdı. Aslında bu hareket benim tabirimle daha çok görüşeceğiz cümlelerini andırıyordu. Omuzlarımı silkerek kapşonumu üzerime çekerek fermuarını kapattım. Aslında DNA testi tamamen aklımın bana oynadığı bir oyundan ibaretti. Ama işe yaratacaktı, en azından oltanın ucuna takılan bir balık olmayacaktım. "Tamam o zaman gidebiliriz," diyerek ellerimi hırkamın cebine soktum. Kapıya doğru attığım adımlarla birlikte arkamda gelen adımlar bana eşlik edince zaferle gülümsedim. Hey aklımda bir şey falan oluştuğu yok, sadece bana kanıtlayacağı şeyleri çok merak ediyordum. Ondan beni korumasını yada bana abilik yapmasını hiçbir zaman istemeyecektim, ama en azından bir şeyleri değiştirmek için uğraştığım çabaları değiştirmeyecekti hiçbir zaman. Sadece birazcık-yalandan da olsa- sevgi göstermesi yeterdi bana. Biraz olsun onda değerli olduğumun hissine varmanın keyfiyle yaşamak istediğim şeylerin ilk sırasındaydı. Bu şehirden, nefret ettiğim gerçeğini her zaman kabullenecektim. Benim hayatımı bir kabusa çeviren arkadaşlarım, ailem ve diğerleri hepsi benim için bitmişti. Hayatımda artık, yanımda duran ve abim olduğunu iddia eden adam vardı belki de abimdi bilmiyordum. Fakat yaşadığım şu son olanlar sayesinde hayatımın dengesi bozulmuş, düzensiz bir uyku vakti gibi etrafa yayılmıştı. Ben şimdi bana yalan söylediğini bile anlamayacak kadar salaklaşmıştım. Ve bu karmaşanın sonunda dengeler yerine tekrar oturacaktı, fakat ben ayakta olabilecek miydim? emin değildim. Çölün ortasında su için yalvaran toprağın altında su gibi akıp gidecektim belki de kim bilebilirdi ki.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE