Doğan’ın Anlatımı
Nida, son kez kadını ve bebekleri kontrol etmek için odaya gittiğinde ben ve Mustafa arabaya bindik. Yanımızda adam olduğu için sormadığım soruyu artık sorabilirdim.
“Ne söyledin de Nida kabul etti bu evliliği” dedim, gözlerimi kısıp Mustafa’ya bakarak.
“Mecbur olduğunu söyledim. Sonuçta bu evlilik onun hayatını kurtarıyor. Senin kabul ettiğini duyunca biraz şaşırdı. Çünkü mecbur olmayan sendin”
“Gerçekten hiç mecbur olmadan kabul ettim. Yoksa sen beni yanına evlendiğimi söylemek için çağırmadın, benim onayımı sormak için çağırdın demi” dedim sert bir şekilde gözlerine bakarak.
“Olur öyle şeyler, takma kafana…Evlilik öyle kötü bir şey değil merak etme. İleride iyi ki evlenmişim diyeceksin, valla bak” dedi gülerek.
“Öyle mi? Onun için mi sen nöbet bahanesiyle karakolda kalıyorsun”
“Kaşık tıkırdamayan ev olmaz. Arada kavgalar olur, sonra bir özür, bir çiçekle hallolur. Seni de göreceğiz bakalım”
“Neyini göreceksin formalite evliliğin”
“Bilemem, orası hiç belli olmaz. Bakarsın formalite, sizin gerçek evliliğiniz olur. Hayat neler getirir bilemezsin halam oğlu” dedi yan cama dönmüş, oynayan çocukları izliyordu.
Öyleydi. Dün bu yaşayacaklarımı söyleseler güler geçerdim. Şimdi, bambaşka bir dünyanın kapılarını aralıyordum. Bir saat sonramı bile bilmediğim bu hayatta artık hiçbir şeye şaşırmıyordum.
“Evliliğin en güzel tarafı, senin ve sevdiğin kadının izlerini taşıyan bir can. Baksana şunlara, her biri ya babasından ya annesinden bir parça taşıyor. Senin kanından, senin bir parçan. Babalık öyle bir duygu ki bunu sana kelimelerle ifade edemiyorum. Yaşayınca beni anlarsın”
“İnşallah” dedim boş bulunup ve hemen şaşkınlıkla bana baktı.
“Yani ileride gerçekten evlenirsem diye söyledim” dedim kendimi açıklamak zorunda hissederek.
“Göreceğiz halam oğlu göreceğiz” dedi bakışlarını tekrar cama dönerek.
O sırada Nida odadan çıkmış, arabaya doğru geliyordu. Hemen arabadan inip kapısını açtım.
Şaşırdı ve gülümseyerek gözlerime baktı.
“Teşekkür ederim” dedi ve arabaya bindi. Hemen ardından kapıyı kapatıp bende arabaya bindim. Mustafa’nın sırıtan ifadesini bakmadan da görebiliyordum. Bu yaptığım hareket benim miladımda yoktu. Babaannem ve halam dışında hiçbir kadının arabasının kapısını açmamıştım ama Nida’ya bir şekilde ona karşı hislerimi belli etmem gerekiyordu.
Tüm yapacaklarıma rağmen yine bana karşı bir şeyler hissetmezse, yapabileceğim bir şey yoktu. Kimsenin kalbine zorla giremezdim.
Ben arabayı çalıştırırken Nida telefonunu eline aldı.
Sonra “Olamaz!” diye bağırınca hemen ona döndüm ve
“Bir şey mi oldu?” dedim telaşla.
“Size söyleyemedim ama yola çıktığımızdan beri telefonum susmuyor. Annem ayrı arıyor, babam ayrı arıyor, abilerim ayrı. Şimdi abim mesaj atmış. Benim kaçtığımı anladıkları için babaannem fenalaşmış. Hemen gitmemiz lazım. Nolur hızlıca gidelim” dedi gözleri dolu dolu bana bakarken.
“Tamam yetişiriz merak etme” dedim onu sakinleştirmeye çalışarak.
Hemen arabayı çalıştırdım ve hızla ana yola çıktım. Sonrasında da hız limitini zorlayabildiğim kadar zorladım.
İkisi de arabanın üst desteklerinden tutunmuş, sabit durmaya çalışıyorlardı.
“Bizi öldürmeden ulaştırsan diyorum. Yavaşla biraz çok hızlısın” dedi Mustafa
“Yeterince geç kaldık. Sen yolu tarif et. Kaza yapacağım yollar değil bunlar” dedim yoldan gözümü ayırmadan.
“Az kaldı zaten, şehir merkezine gireceğiz birazdan. Düşür hızını” dedi ve ben hızı biraz azalttım.
Mustafa’nın yönlendirmesiyle bir konağın önünde durduk. Konağın önündeki görevliler hemen yanımıza gelip,
“Hoş geldiniz Komutan” dedi Mustafa’ya bakarak.
“Hoş bulduk Bilal. Miran ağa konakta mı?
“Evet içerdedir”
O sırada Nida arabadan indi ve konağın kapısının önüne geldi. Adamlar Nida’yı görünce şaşırdılar. “Hanım ağam nerelerdeydiniz, herkes çok korktu. İyisiniz inşallah” dedi adamlardan birisi Nida’nın perişan haline endişeyle bakarak.
“İyiyim Bilal abi. Kapıyı açar mısın?” dedi Nida ve adamlar hemen kapıyı açtılar. Nida’nın yanına gittim ve elini tuttum. Bu hareketimle şaşkınlıkla yüzüme baktı.
Kulağına eğildim ve
“Korkma ben yanındayım. Gerçekçi olmak zorundayız. O yüzden idare et” dedim.
Elini tutan elimle kalbim hızla çarpmaya başladı. Belli etmiyorum ama kendimi çok tuhaf hissediyorum. Onun yumuşak, narin eli avucumun içinde garip ama bir o kadar da huzur dolu bir his uyandırıyordu.
Konağın önünde durup kapının açılmasını bekledik. Daha önce buna benzer evleri defalarca görmüştüm ama bu evin ayrı bir enerjisi vardı. Duvarlarına çinili desenler yapılmış, ahşap oymalarla süslenmiş kapıları ve pencereleri vardı. Bu ona otantik bir hava katmıştı.
Konağın devasa, oymalı ahşap kapısından içeri adımımızı atar atmaz, panik havasıyla karşılaştım. Nida’yı ve bizi gören herkes kapıya geliyordu.
Yardımcı kadınlar “Hanımım iyi misiniz? Çok korkuttunuz bizi” derken, yukarıdan ağıt sesleri geliyordu.
“Ay kınalı kuzum nerelere gitti, kaçırdılar mı yavrumu. Kim bilir neler geldi başına” diye feryat eden yaşlı bir ses.
"Babaannem!" diye haykırdı Nida, telaşla. "O nerede? Nasıl?"
Bir hizmetkar hemen atıldı, "Üst katta, odasında, Hanımım."
“Ben babaanneme bakıp hemen geliyorum” dedi Nida bana dönerek ve hızla yanımdan uzaklaşarak merdivenlerden çıkmaya başladı.
Kapıya yaklaşan herkes baştan aşağı beni süzüyordu. Üzerimdeki gözlerin artmasıyla kendimi tuhaf hissettim. Nida’nın uzaklaşmasıyla Mustafa yanıma geldi.
“Hazır mısın halam oğlu kız istemeye” dedi sessizce sırıtarak.
“Keser döner sap döner dayım oğlu. Elbet sıra bana gelir” dedim aynı sessizlikle ona yaklaşarak.
“Sakin ol ve bana bırak. Fazla konuşma. Ben halledeceğim” dedi ve içimden istemsiz bir kahkaha attım. Onun daha önce bana halledeceğim dediği olaylar hep benim götümde patlamıştı.
Biraz sonra bize doğru gelen adamla tüm karmaşa sessizliğe büründü. Beyaza bürünmeye yüz tutmuş saçları, derinleşmiş yüz çizgileri ve ağarmış sakallarına rağmen, tüm heybetiyle yanımıza doğru yaklaşan adam Miran ağa olmalıydı.
Miran ağa önce Mustafa’ya sonra bana baktı. Diğerleri gibi beni baştan aşağı süzdü. Sonra yanımıza kadar gelip Mustafa’yla tokalaşmak için elini uzattı.
“Hoş gelmişsin komutan” dedi
“Hoş bulduk ağam. Seninle konuşacaklarım var. Müsait misin?” dedi Mustafa tokalaştıkları sırada.
“Olur komutan konuşalım. Şöyle buyurun” dediği sırada Nida merdivenlerden hızla inmeye başladı.
Miran ağa Nida’yı görünce bakışlarını ona çevirdi. Nida, hemen bizim yanımıza geldi ve babasına sarıldı.
“Neredeydin kızım, öldük meraktan” dedi adam sesinden ne kadar endişelendiğini anlayabiliyordum.
“Anlatacağım baba anlatacağım” dedi Nida başını öne eğerek. Ben ise sessizce olan biteni izliyordum.
“Babaannen nasıl” dedim Nida’ya yaklaşarak.
“Babaannemin durumu iyi, beni görünce rahatladı ve ilaçlarını içti” dedi Nida.
Nida ve benim yakın durmamız Miran ağanın şüpheyle bakan sert bakışlarını üzerimize çekti. Bunu gören Mustafa ise hemen atıldı ve;
“Ağam hep birlikte oturup bir konuşalım. Mevzu biraz karışık” dedi ve Miran ağanın yönlendirmesiyle salona girdik. Nida’da bizimle gelmişti.
Şark köşesi şeklinde tasarlanmış oda, oldukça genişti. Yaklaşık 100 kişinin rahatlıkla oturabileceği sayıda minder ve alan vardı. Bize gösterilen yere oturduk.
Nida yanıma oturunca babası şaşkınlıkla yüzüne baktı.
“Nida! Ne işin var orada. Geç diğer tarafa” dedi kafasıyla uzaktaki minderi göstererek. Onun kalkmamasıyla şaşkınlığı biraz daha arttı.
“Kalkamam baba.” Dedi Nida, korktuğunu ellerinin titremesinden anlıyordum.
“Ne demek kalkamam” dedi adam ayağa fırlayarak. “Sen ne dediğinin farkında mısın?” dedi gür sesi koca salonda yankılanıyordu.
“Kalkamaz çünkü onun yeri kocasının yanıdır. Ben Nida’nın kocasıyım” dedim bir cesaretle ve Miran ağa şaşkınlıkla Mustafa’nın yüzüne baktı. Kısa süren bir sessizlik oldu. Öyle ki bu sessizlikte karıncaların ayak sesini bile duyabilirdiniz.
Şaşkınlığını attıktan sonra, tam ağzını açıp bağıracaktı ki, Mustafa devreye girdi.
“Ağam sakin ol. Hepsinin bir açıklaması var. Otur da anlatayım sana. Bende yeni öğrendim. Bu büyük tesadüfe de şaşırmadan edemedim” dedi Mustafa.
Miran ağa yüzü öfkeden kıpkırmızı bir şekilde minderine geri oturdu.
Tam o sırada odanın kapısı açıldı ve içeriye üç takım elbiseli adam girdi. Babalarının öfke dolu yüzüne bakınca hepsinin kaşları çatıldı.
“Bir şey mi oldu baba” dedi adamlardan biri yanımıza doğru gelerek.
“Anlayacağız ne olduğunu, oturun hele” dedi Miran ağa bana sert bir bakış attıktan sonra Mustafa’ya dönerek.
Onlar yerine oturunca
“Doğan ve Nida” dedi Mustafa dönüp ikimize bakarak. Sonra da ekledi.
“Birbirlerini sevmişler ve 2 ay önce gizlice evlenmişler” dediğinde adamın yaşlı yüzünde sert bir bakış belirdi. Kaşları çatıldı ve sesi daha da gür çıkmaya başladı.
“Komutan bu nasıl olur. Görülmüş şey midir? Ataya danışmadan saklı gizli evlenmek. Biz burada eşek başı mıyız?” dedi bağırarak.
Sonra Nida’ya baktı.
“Nasıl yaptın bunu. Babanı, anneni bu kadar mı yok saydın. Benim namımı da mı düşünmedin” dedi Miran ağa yüzünde hayal kırıklığı taşıyan bir ifadeyle.
“Baba!..” dedi Nida ama devamını getiremedi. Başını önüne eğdi ve korkusundan vücudu da titremeye başladı.
Bu durumdan şikayetçi olmayan sadece bendim sanırım. Babamın normal hali böyle olduğu için, bu durum bana hiç anormal gelmiyordu.
“Onun bir suçu yok. İşim nedeniyle böyle olması gerekiyordu. Ona ben ısrar ettim” dedim Nida’yı arkama alarak biraz daha öne çıkmıştım. Bu uğurda oskarlık performans sergilemekten kaçınmıyordum. Doğaçlama ne gelirse ona göre devam ediyordum. Şu halimi birileri görse yüz yıl maskara ederlerdi beni.
“Bu ne saygısızlıktır. Anasına babasına sormak aklına gelmedi mi? O yüzden mi gelmiyordu buralara”
“Hayır baba, Doğan’ın görevinin bitmesini bekledik. Size bugün söyleyecektim ama…” dedi başını öne eğip parmaklarını birbirine bastırarak.
“Evet size bunu birlikte söyleyecektik. Nida berdel olayını öğrenince beni aramış ama görevde olduğum için ulaşamamış, bu nedenle de karakola geldi” dedim Miran ağanın öfkeli yüzüne bakarak. Söylediklerimden sonra daha da kararmıştı gözleri.
Attığım yalanların duruma uyum sağlayışı beni bile hayrete düşürüyordu. Yalan söylemeyi hiç beceremediğim halde, sanki gerçekmiş gibi anlatıyordum.
“Ağam. Tesadüfen benim olduğum karakola gelmiş, Doğan’ın oraya geleceğini bildiği için. Tüm bu olayları öğrenince de senin gibi şaşırdım. Olur mu böyle “Her şeyin yolu yordamı var. Böyle gizli saklı olur mu?” Dedim. Şimdiki gençler böyle işte. Bir de Doğan benim halamın oğlu. Olacak şey değil. Bizim sülalenin saygısından nasibini almamış” dedi Mustafa, bana dönüp kınarmış gibi bakarak.
“Merak etme ben senden önce ikisini de bir güzel azarladım” dedi Miran ağayı sakinleştirmeye çalışarak.
Mustafa’nın sözü bittiğinde abilerinden biri Nida’ya hayal kırıklığı ile bakarak;
“Nasıl yaptın bunu. Hiç utanmadın mı? Biz senin arkanda durduk. Bütün kararlarında yanında olduk. Bu muydu karşılığı!” dedi öfkeyle bağırarak.
“Duymadınız mı? Ben ısrar ettim. Atanmam ile ilgiliydi” dedim onların daha fazla Nida’yı üzmelerini istemiyordum.
Salonun kapısı tekrar açıldı ve odaya Nida’ya benzeyen 65 yaşlarında bir kadın girdi. Gözleriyle salonu tarayıp, Nida’nın yanına geldi. Benim yanımda oturuyor olmasına şaşırdıktan sonra hemen yere eğilip
“Kızım! Nerelerdeydin. Meraktan kahroldum buralarda” dedi Nida’nın annesi.
“İyiyim anne merak etme. Gel otur” dedi yanındaki minderi göstererek.
“Sen kızının yaptıklarından haberdar mıydın hatun” dedi Miran ağa bu defa da annesini suçlayacaktı.
“Ne yapmış kızım ağam”
“Kızın evlenmiş, evlenmiş. Bizden habersiz, gizlice…” Dediğinde kadın şaşkınlıkla Nida’nın yüzüne baktı.
“Benim kızım yapmaz. Yaptıysa da elbet bir açıklaması vardır” dedi annesi, Nida’ya hayretle bakarak.
Tam Nida ağzını açıp bir şeyler söyleyecekti ki salonun kapısı tekrar açıldı ve içeriye kapıdaki görevlilerden biri girdi.
“Ağam Azad ağa ve oğlu Siraç geldiler. Hanım ağamın kaçtığını duymuşlar.” Dediğinde benim sinirim tepeme çıktı. Ne çabuk sahiplenmişte kızı görmeye gelmişti.
“Bir bu eksikti” dedi Miran ağa çaresizce ne yapacağını düşünerek.
“Ağam olan olmuş. Gençler birbirlerini seviyorlar. Doğan’a ben kefilim. Gel affet de büyüklük sen de kalsın” dedi Mustafa, Miran ağanın dizine dokunarak.
Miran ağa birden ayağa kalktı ve kafa işaretiyle oğullarını yanına çağırdı. Sonra bize dönüp,
“Siz burada bekleyin. Birazdan dönerim. Hicran, sende gel benimle” dedi karısına seslenerek ve salondan çıkıp gittiler. Abileri giderken bana ve Nida’ya tiksinti ile bakmayı ihmal etmemişlerdi.
Herkes gidince derin bir nefes aldım. Mustafa yanıma geldi ve sessizce
“Maşallah, o nasıl yalan söylemekti. Beni bile solladın. Tebrik ediyorum seni” dedi gülerek.
“Ne olacak şimdi. Ailesi Nida’ya düşman kesildi” dedim aynı sessizlikle.
Nida başını öne eğmiş göz yaşlarını saklamaya çalışıyordu. Ona sarılıp teselli etmek istiyordum ama yapamazdım.
“Bilmiyorum. Adamların tam da bu anda gelmesi hiç iyi olmadı. Birazdan anlarız ne olduğunu” dedi Mustafa kapıya bakarak.
“Sen iyi misin?” dedim Nida’ya dönerek.
“İyiyim merak etme” dedi başını kaldırmadan.
“Merak ediyorum. Ben yanındayken hiçbir şeyden korkma. Kendi ailenden bile” dedim onu sakinleştirmeye çalışarak. Ailesinin ona hiç suçu yokken böyle davranması zoruma gidiyordu. Söylediklerimle şaşkınlıkla başını kaldırdı ve yüzüme baktı. Gözleri ağlamaktan kıp kırmızı olmuş, yanakları göz yaşıyla ıslanmıştı. Onu böyle ağlarken görmeye dayanamıyordum. Elimden gelse tüm acısını alır kendim çekerdim ama mümkün olmuyordu.
“Teşekkür ederim” dedi gözlerimin içine bakarak.
Dışarıdan gelen bağırma sesleriyle ben ayağa kalktım.
“Otur yerine. Sen karışma” dedi Mustafa ama ben dinlemedim ve dışarı çıktım. Seslerin olduğu yere gittiğimde de silahların çekildiğini gördüm.
“Ne oluyor burada!” dedim bağırarak. Sesim konağın duvarlarında yankılanırken, hepsi durup bana baktı.
Beni kamuflajla gören adamlar hemen silahlarını indirdiler. Karşımda Miran ağa gibi yaşlı bir adam ve yanında benim yaşlarımda bir adam vardı. Bunlar Azad ağa ve Siraç olmalıydı. Siraç’la göz göze geldiğimizde aramızda görünmez bir meydan okuma olduğunu hissettim.
Yanlarına yaklaştım ve “Nida benimle evli. 2 ay önce resmi nikahla evlendik. Evli bir kadın tekrar evlenemeyeceğine göre. Berdel konusu kapanmıştır. Eğer bu yüzden Berat’ın başına bir şey gelirse de sizden bilirim” dedim Siraç’ın gözlerinin içine bakarak.
Tüm bu sözlerimle konağın avlusu sessizliğe büründü. Nida’nın evli olduğunu muhtemelen Miran ağadan öğrenmişlerdi ama bir askerle olması onları şaşkınlığa sürüklemişti. Ama Siraç’ın gözlerinde bambaşka bir şeyler vardı. Kendinden emin bakıyordu. Bu bile onu vazgeçirmeye yetmeyecek gibiydi bakışları.
“Biz gidelim” dedi benimle bakışmaya devam eden Siraç’ı kolundan çekerek. “De haydi!” dedi bağırarak.
“Öyle olsun komutan” dedi Siraç konaktan çıkmadan tekrar bana bakarak.
Onların çıkmasıyla birlikte tüm ev ahalisi bana baktı.
“Ben sana bekle demedim mi?” dedi Miran ağa dişlerinin arasından konuşarak.
“Bekleyecek bir durum yoktu. Sizi bu duruma ben soktum, o yüzden de tüm sorumluluğu kabul ediyorum” dedim sakin bir şekilde.
Miran ağa daha fazla konuşmadan yürümeye başladı.
“Hafise! Misafirlerimiz var. Hemen sofra kurun” dedi Miran ağa.
Sonra da hep birlikte salona gittiler. Bende onların arkasından salona girdim. Salona geldiğimde Nida endişeyle bana bakıyordu.
Miran ağanın mindere oturmasıyla hepsi eski yerlerine geri oturdu. Bende Nida’nın yanına tekrar oturdum.
“Nasıl oldu bu. Niye bizim hiç haberimiz olmadı” dedi Miran ağa, artık daha sakindi.
“Görevim nedeniyle bu evliliği de ilişkimizi de gizli tutmak zorundaydık. Söylemek için görevden dönmemi bekledik. Nida’nın burada olduğunu bilmiyordum. Öğrenince de görevden erken döndüm” dedim kendinden emin bir ifadeyle.
Mustafa, büyük bir hayranlıkla beni izliyordu. Bir ara Miran ağanın kulağına eğilip bir şeyler söyledi. Miran ağanın bakışları sertleşti.
“Siz Allah’tan korkmaz mısınız? İmam nikahı olmadan nasıl evlenirsiniz…” dedi bakışları yine aynı sertliğe geri dönmüştü.
Ahh Mustafa. Yine yaptın yapacağını. Bakışlarımı Mustafa’ya çevirdiğimde bana sırıtarak bakıyordu daha sonra yanıma yaklaştı ve kulağıma yaklaşıp sessizce;
“Notlarım nasıl…Güzel mi?” dedi intikam almış bir ifadeyle bana bakarak.
“Cihat! Hemen imamı çağır, nikahlarını kıyalım. Bari o bizim gözümüzün önünde olsun” dedi yüzüme sert bir ifadeyle bakarak.
Nida ile birbirimize baktık. Şimdi ne olacaktı. Formalite evlilik, artık Allah huzurunda da evliliğe dönecekti. Şimdi ne yapacağız. Bilmiyorum.