Öncelikle hikayemi okuyan herkese çok teşekkür ederim. Eğlenmek isteyen herkesi okumaya davet ediyorum. Ben yazarken bazı yerlerinde kahkaha atmıştım. Umarım sizde beğenirsiniz.
*****
"Agata teyze!" diyen tiz bir erkek sesi ile iki kızın da tüyleri diken dilen olmuştu. Bahçe kapısından gelen sesin sahibine dönen iki genç kadın birbirlerine bakarak "Bunun burada ne işi var?" diye birbirlerine sorarken genç adam MinJi'ye gülümseyerek "Demek canavar geri döndü?" diye sormuştu.
MinJi sesin sahibine ters bir bakış atarak okulda bile sürekli kendisiyle uğraşan Bongju'yu görünce dişlerini gösterir gibi gülümsemiş ve "Senin burada ne işin var BongJu?" diye sormuştu. Genç adam küçük bir kahkaha atıp "Hala değişmediğine sevindim. Seninle savaşımız hala bitmedi biliyorsun. İkimizden biri kazanana kadar bu sürecek," dediğinde MinJi küçük bir kahkaha atarak ona karşılık vermişti.
"Ne yani bunca yıl bunun için beni beklediğini söyleme sakın?" diyerek onu azarlamıştı. Bu sırada Agata araya girerek "Gelsene oğlum!" diye sorunca MinJi büyükannesine bakarak "Büyükanne neden onu çağırıyorsun şimdi?" diye sitem etti. BongJu hiç oralı olmayarak yaşlı kadının isteğine uymuş ve yanlarına yaklaşarak bir sandalye çekip oturmuştu. MinJi ona ters bir bakış atarken BongJu gülümseyerek "Bana öyle bakmayı kesmezsen sana getirdiğim şeyi vermem" dedi. Misa ise onun elindeki pakete bakarken MinJi ne getirdiğini merak ederek "Sen bana bir şey mi getirdin?" diye sormuştu. Genç adam gülümseyerek "Evet ama sen bunu hak etmiyorsun!" dedi. Genç kız yüzünü asarak "Madem hak etmediğimi düşünüyorsun neden getirdin?" diye sordu.
"Çünkü çok zayıflamışsın. Eskiden daha tombuldun. Tuble tombul ama şimdi sadece tombulsun!" dediğinde MinJi sinirlenerek ona doğru bir hamle yapmış ama BongJu hemen kalkarak ona engel olmuştu. BongJu kahkaha atarak "Hala en zayıf noktan bu değil mi? Üstelik asla kilo almadığını bilmene rağmen. Söylesene sana şişko diyen şu adam ile görüşüyor musun?" diye onunla dalga geçerken bu kez Agata'nın bastonundan kurtulamayan genç adam yaşlı kadının "Torunumla uğraşma BongJu" sesi ile irkilmişti.
O akşam birlikte vakit geçirdikten sonra Misa ayrılmak için kalktığında BongJu da ayağa kalkarak "Seni ben bırakayım!" diye genç kıza yaklaştı. MinJi onlara bakarken gülümsemeden edemedi. Misa ise genç adama bakarak "Ben giderim. Bu gece yeterince başımı şişirdin!" diyerek bu teklifi geri çevirmekte geri kalmamıştı.
Kapıya doğru gitmeden önce MinJi'nin yanağını öperken "Fazla arayı açmadan yeniden görüşelim" diyerek gülümsemiş ve evden ayrılmıştı. BongJu da onun arkasından bakakalmıştı. MinJi gülümseyerek "Ne yani sen gelme dedi diye gitmeyecek misin?" diye sordu. BongJu da burnunu hafif havaya kaldırarak "Sadece arayı az da olsa açması için vakit veriyorum" dedi. MinJi hafif bir kahkaha atarak "Ya taksiye binerse ne yapacaksın, arkasından mı koşacaksın?" diye sorduğunda BongJu gözlerini büyüterek hızla arkasından koşmaya başlamış bir yandan da "Misa beni bekle!" diye bağırıyordu.
Agata onların arkasından bakıp "Bu çocuk bu kızdan asla vazgeçmeyecek gibi" diyerek evin içine girmişti. MinJi de bunun farkındaydı ve BongJu ile ne kadar çok uğraşsa da arkadaşı için iyi bir seçim olabileceğinin de farkındaydı. Liseden beri onun peşini bırakmamıştı. Bu yüzden MinJi ve Misa'dan oldukça fazla çekmişti.
MinJi odasına çekilerek geç olan saate bir kez daha bakarak sabah erken kalkacağının bilincinde uykuya bırakmıştı kendisini. Jong ise Daeso'nun yanı başında onu izleyerek duruyordu. Bu çocuk onun için çok önemliydi. Hayatında ki tek önemli varlık ve hayattaki tek yakınıydı. Onunla baş edecek bir bakıcı bulmak çok zordu ve MinJi'den oldukça umutluydu. Ne kadar çocukları sevmediğini söylese de o kadın bunu başarabilir, kendi dünyasına saklanan Daeso'yu geri getirebilirdi. Onu yeniden kabuğundan çıkarabilirdi.
Sabah erkenden kalkan genç kız acele bir şekilde hazırlanırken telaşını gören Agata ona gülmeye başlamıştı. Son olarak ayağına acele bir şekilde geçirdiği ayakkabılarını yürürken zıplayarak ayağına sokarken büyük annesine de günaydın demeye çalışıyordu. "Ben kaçtım büyük anne, dikkat et kendine!" diyerek hızla evden ayrılmıştı.
Jong da sabah erkenden kalkmış ve bir liste hazırlayarak MinJi'yi beklemeye başlamıştı. Genç kadın koşarak Jong'un bahçesinden içeriye girdiğinde hemen kendisini toparlayarak ağır abla moduna girmeye çabalamıştı. Ama pencereden onu gören Jong önce şaşırmış sonra üzerini düzeltmeye başlayan genç kadına gülmüştü. Kapıya gelen MinJi derin bir nefes alarak zile bastı.
Jong toparlanarak kapıyı açarken bakışlarını spor kıyafet giyen genç kadının üzerine ilk kez onu görüyormuş gibi gezdirmişti. "Güzel, oldukça dakik olmanız beni mutlu etti. Şahsen sizin gecikmeniz yüzünden hastaneye geç kalmak istemezdim," diyerek genç kıza bir gönderme yaparken, genç kız ona aldırmayarak eve girmişti.
"Daeso uyanmadı mı?"
MinJi neden bunu sorduğunu bilmiyordu. Şahsen onun uyuması MinJi'nin işine gelirdi. Jong ona tek kaşını kaldırarak "Henüz uyanmadı ama size bir liste hazırladım. Bunlara uyarsanız çok memnun olurum," diyerek elindeki kağıdı MinJi'ye uzatarak onun ne söyleyeceğine bakıyordu. Genç kadın hiçbir şey söylemeden Jong'un elindeki kağıda bir göz gezdirmişti. Dayanamayan genç kadın "Söylesene çocuğun kaçta tuvalete gitmesi gerektiğini de yazmanız gerekmez miydi?" dediğinde Jong'un bakışları şaşkınlıktan büyümüştü.
MinJi ne yaptığını fark ederek "Affedersiniz!" diye ondan özür dilemişti. Jong onun bu sözünü duymazdan gelerek bir şey söylememiş ve eline aldığı çantası ile kapıya yönelerek "Telefonun yanında numaram yazılı, her hangi bir şeyde beni arayın. Ayrıca evet, Daeso'nun iyiliği için gerekirse tuvalet saatini bile yazabilirim" dedi. Genç kadın onun cevabı ile kızmıştı ama bunu belli etmeyerek hafif imalı bir gülümseme ile ona "Size iyi işler bay Jong" diye karşılık verdi.
Jong evden ayrılırken MinJi de önce çocuğa bakmış sonra mutfağa giderek elindeki listeyi dolabın üzerine asmıştı. Birkaç saat sonra yukarıdan gelen tıkırtı ile başını kaldıran genç kadın üst kata çıkmak için hızlanırken, çocuk yatağının üzerinde oturmuş elinde ki sopa ile bir şeyler planlıyordu. Önce ne yapması gerektiğini kestirmeye çalışan iş adamları edasında elini çenesinin altına birleştirmiş diğer elinde ki sopa ile de fark etmeden yatağının üzerine vuruyordu.
Onun bu haline gülen MinJi içinden 'Demek küçük bey sert oynamaya kararlı' diyerek kapıya yeni gelmiş gibi aralık olan kapıyı açmış ve tam karşısına geçerek kibar bir dille "Günaydın küçük bey, kahvaltı da ne yersiniz?" diye sorunca çocuk kısık bakışlarını ona dikerek "Dayım zaten söylemedi mi?" dedi.
MinJi onun ne yapacağını merak ettiği için "Hayır söylemedi! Senin ne isteyeceğini bilmiyorum. Hem ben geç kaldığım için dayın hızla evden ayrıldı," dediğinde çocuk hızla yatağın üzerine kalkarak zıplamış ve yataktan yere atlamıştı. "O zaman ben çikolata istiyorum. Sonra da kızarmış ekmek istiyorum," demişti. Genç kadın kağıtta yazanları aklına getirmişti. 'Şekerli şey yasak' bu maddenin üzerine özellikle vurgulanmış gibi daire içine alınmıştı.
"Anlıyorum. O zaman dayını arayarak ne yemen gerektiğini soralım" dedi. Çocuğun bütün keyfi kaçmıştı. "Ben yemiyorum" diyerek tekrar yatağına girecekti ki genç kadın onu belinden yakalayarak kaldırmış ve aşağıya mutfağa götürmüştü. "Şimdi itiraz etmeden yemeğini yersen seni sinemaya götürürüm," dedi. Çocuk ona bakarak "Oradan bakınca küçük bir çocuğa mı benziyorum?" diye sorunca MinJi küçük bir kahkaha atmıştı. Henüz altı yaşında ki bir çocuğun böyle beylik laflar etmesine ilk kez karşılaşmasa da ilk kez bu kadar ciddi söyleyeni görmüştü.
"Hayır efendim çok büyüksünüz. O kadar ki benimle evlenmeye ne dersin büyük bey?" dediğinde çocuk yutkunarak genç kadına bakmıştı. MinJi işi daha da büyüterek "Seni öpmeme ne dersin? Kurbağa prensi biliyor musun? Seni öpersem prens olabilirsin... Ahhh belki de sen insansın seni öpersem kurbağaya dönmek ister misin?" diye sorduğunda çocuk korkarak "Dayı!" diye bağırıp mutfaktan kaçmaya başlamıştı.
MinJi arkasından gülerken karşılaştığı gözler ile yutkunmadan edememişti. MinJi kapıda beliren uzun boylu ve mankenlere taş çıkaracak güzellikteki kadını görünce şaşkınlıktan ne diyeceğini bilememişti. Kadın kaşlarını kaldırarak "Sen de kimsin?" diye sormuştu MinJi'ye.
MinJi ona bakarak hafif gülümsemiş ve "Ben Daeso'ya bakıcılık yapacağım!" dediğinde kadının dudakları sanki iğrenir gibi yukarıya kalkınca MinJi'nin güzel olan ilk izlenimi bir anda değersizleşmişti. Ona aldırmayarak salona geçmeden önce kadına dönerek "Sizin kim olduğunuzu öğrenebilir miyim?" diye sordu. Kadın burnu havada MinJi'yi süzerken MinJi de ona alaycı bakışlarını yöneltmişti.
Kadın büyük bir gurur ile "Beni tanımıyor musun?" diye sormuştu. MinJi etrafına dönerek elini çenesinin altına dayamıştı. "Seni tanımam mı gerekiyordu?" diye sordu. Kadın onun bu sözleri ile sinirlenerek "Ne yani şimdi sen beni tanımıyor musun?" diye yeniden sormuştu. Sanki egosu zedelenmiş biri gibi sesini yükseltmişti. "Evet tanımıyorum. Şimdi izin verirseniz işlerim var!" diyerek kadının yanından ayrılmıştı.
Salonda kısa bir tur atarken Daeso da merdivenlerden inerek "Benim parka gitme zamanım geldi!" diye MinJi'yi uyarmıştı. Bu sırada kadın MinJi'nin yanından hızla çocuğun yanına gelerek "Ahh... Daeso bebeğim, seni benim götürmemi ister misin?" diye sorunca Daeso MinJi'ye bakarak "O da gelsin mi?" diye sormuştu. Kadın MinJi'ye bakmış ve onun ne cevap vereceğini beklemişti. Ama MinJi çocuktan bakışlarını kaçırmadığı için onun kaşlarını yukarıya kaldırarak gelmesini istemediği genç kadına belli etmişti.
Onun bu hareketi MinJi'yi gülümsetmişti. Bu çocuk belki yaramazdı ama kırmak istemediği birilerinin olduğu belliydi. MinJi kadının gözlerinin içine bakarak "Üzgünüm ama sizi tanımıyorum. Bu yüzden bizimle gelmenize izin veremem," dediğinde kadının yüzünü sinirden gerilmişti. "Sen... Sen kim olduğunu sanıyorsun da bana ne yapacağımı söylüyorsun?" diye bağıran kadın Daeso'nun renginin atmasına neden olmuştu.
MinJi çocuğun yanına giderek genç kadına dönmüştü. "Ben bu çocuğun güvenliğinden sorumluyum ve bay Jong bana sizden bahsetmediği için şimdi bu evden ayrılmanızı istiyorum" dedi. Kadın öfkeli bir şekilde MinJi'ye doğru ilerlerken Daeso hafif bacağını uzatarak ona çelme takmıştı. Ani bir hareket ile ayağını geri çeken çocuk yanlışlık olmuş gibi yerde yatan kadının sinirli bakışlarına karşın masum bir bakış atmıştı.
MinJi onun bu hareketine neredeyse kahkaha atacaktı. Kendisini tutarak "Bakın lütfen buradan ayrılmanızı istiyorum. Eğer bay Jong size izin verirse bende size izin verebilirim" dediğinde kadın daha da sinirlenerek "Sen kim oluyorsun da bana izin verebileceğin gibi saçma sözler sarf edebiliyorsun? Ben kimim biliyor musun?" diye bağıran kadına gayet sakin bir şekilde cevap veren MinJi "Söyle bakalım, madem bu kadar meraklısın kim olduğunu söylemeye seni dinliyorum. Kimsin sen?" diye sorunca kadın sanki ülkenin başbakanı edasında "Ben Kim Yu-mi'yim" dedi.
MinJi tek kaşını havaya kaldırarak onu tanımadığını belli eden bir tavır ile "Yani?" diye sorunca kadın MinJi'ye yaklaşarak yakından bakmıştı. "Baksana sen benimle alay mı ediyorsun? Söylesene sen nerede yaşıyorsun, uzayda falan mı?" diye sorunca MinJi alaylı ses tonu ile "Andog'a yeni geldim. Ben Seul de yaşıyordum" dediğinde kadın sinirden yerinde tepinmeye başlamıştı.
Kadının tepinmesine aldırmayan genç kadın "Daeso, bayanın adını da öğrendiğimize göre gidebiliriz artık. O evde kalmak istiyorsa kalabilir. Ama seni dışarıya çıkarmam gereken saat geldi" derken içinden de 'Bu tam bir saçmalık. Her şeyi programlanmış bir robota benziyoruz' diye geçiriyordu.
Çocuk MinJi'ye yaklaşarak kapıya yönelmişti. Dışarısı oldukça sıcak olduğundan ikisi de spor kıyafetler giymişti. Kapıdan çıkarken kadın arkalarından bağırıyordu. Daeso ise dayanamayarak "Gerçekten onu tanımıyor musun?" diye sormuştu. MinJi ise ona elini uzatarak tutmasını istemiş ama Daeso sadece eline bakmakla yetinmişti. MinJi onun elini tutmayacağını anlamıştı. Sonrasında ise "Sana araba çarparsa fazla uzağa fırlama olur mu? En azından senin nereye düştüğünü göreyim!" dediğinde çocuğun korku ile büyüyen gözlerine karşılık tek gözünü kırparak gülümsemişti.
Çocuk yine de onun elini tutmamıştı. MinJi birkaç adım ilerledikten sonra Daeso koşarak onun yanına gelmiş ve elini tutmaktansa genç kadının kazağını sıkı sıkı kavramıştı. Onun bu davranışına hafif gülümseyen genç kadın tek elini kaldırarak başının arkasına koymuştu. Çocuk ise "Kore güzeliydi" dediğinde MinJi anlamayan bir yüz ifadesi ile "Ne dedin?" diye sormuştu. Çocuk az önce ağzının içinden gevelediği şeyi daha yüksek sesle söylemişti.
"Az önce konuştuğun kadın Kore güzeli seçilmişti" dediğinde MinJi şaşkın bir şekilde çocuğa bakmıştı. "Gerçekten mi? Ah... O Kore güzeli mi seçildi?" diye sorarken Daeso inanmayan bakışlarını onun üzerine sabitlemişti. "Sen gerçekten aptalsın. Nasıl bir Koreli Kore güzelini tanımaz" dediğinde MinJi kahkaha ile gülmeye başlamıştı. Çocuk ise sinirlenerek ondan ayrılmış ve hızlı adımlarla yürümeye başlamıştı.
Çocuk onun her kahkahasında daha da sinirlenerek ondan uzaklaşmaya çalışıyordu. Tam gidecekleri parka gelmişlerdi ki MinJi onun kolunu tutarak "Hayır başka bir yere gidiyoruz!" diyerek parkın kapısından çevirmişti. Çocuk ona şaşkın bir şekilde bakarak "Ama ben her zaman bu parka gelirim" dedi. MinJi ise onaylamayan bir şekilde parmağını sallarken "Bir savaşçı asla alanından uzaklaşmamalı, bilmediği topraklarda dolaşmamalı" diyerek onu kendi çocukluğunun geçtiği küçük ama şirin olan parka götürmeye karar vermişti.
Daeso ise onun elleri arasında ki kolunu çekmeye çalışıyordu. MinJi ona aldırış etmeyerek Daeso'yu gözlem altına tutacağı kendi bölgesine götürüyordu. Küçük parka giren ikili etrafta dolaşan ve şen kahkahalar atan çocuklara bakınmıştı. Daeso etrafa bakarken gözlerini oynayan çocukların üzerine dikmişti. O kimse ile oynamazdı. Gittiği çocuk parkında her zaman kendi kendine oyalanırdı. Her zaman çocuklardan uzakta kalırdı. Bu yüzden içe dönük hayatını bakıcılardan eziyetle çıkarıyordu.
MinJi onu arkasından hafif bir şekilde iteleyerek "Hadi bakalım, yeni bir arkadaş edin!" dedi. Daeso ise sanki MinJi'ye kötü bir söz söylemiş gibi sert bir şekilde bakıyordu. "Ben arkadaş istemiyorum!" diyen çocuk onun yanından ayrılarak kaydırağa doğru ilerlemişti. MinJi ise diğer çocukların arasından sıyrılarak salıncakta sallanan bir çocuğu aşağıya indirerek kendisi binmişti. Ağır bir şekilde sallanmaya başlayan MinJi bir yandan da Daeso'dan gözlerini ayırmıyordu. Çocuk ise etrafına bakınmadan yerinde oynamaya çalışıyordu. Ya da MinJi'ye öyle geliyordu. Bir süre sonra MinJi biraz daha hızlanmak için başını çevirdiğinde Daeso bu fırsatı değerlendirerek ortadan kaybolmuştu.
Sadece birkaç saniyelik bu zaman diliminde gözden kaybolan küçük çocuk uzaktan MinJi'nin ne yapacağını izliyordu. MinJi ise tekrar Daeso'nun olduğu tarafa bakınca çocuğu görememiş ve hızla salıncaktan inerek etrafına bakınmaya başlamıştı. İçinde büyük bir korku oluşan genç kadın elini alnına koyarak etrafına bakınmaya başlamıştı.
"Ahh aptal MinJi! Nasıl ondan gözlerini ayırırsın!" derken duyduğu ses ile tüm dikkati dağılmıştı...
***********************
Bizim afacan iş başında.. Arkadaşlar bu hikaye çok eski bir hikayedir. Buraya yayınlama nedenim ücretsiz olarak okuyarak puan kazanmanızdır. Umarım hataları görmezden gelebilirsiniz. Teşekkür ederim