CİNAYET

1905 Kelimeler
1 YIL SONRA Jülide kızıyla birlikte kısa bir tatil için İstanbul’a gelmişti. Kız kardeşi Şirin’in yanında kalıyordu. Eski kayınvalidesi Giresun’u onlar için o kadar çekilmez bir hale getirmişti ki Jülide’nin bir nefes almaya çok ihtiyacı vardı. “Ay ablaaaa, ne pis ne bulaşık insanlarmış? Boşanalı üç yıl olacak neredeyse kadın hala salmadı seni.” dedi Şirin. Mutfakta baş başa kahve içiyorlardı. Melis kuzeniyle oynuyordu. “Sorma Şirin! Bunaldım. Vallahi bunaldım. Markete gidiyorum evinin önünden geçerken gözleriyle yiyor beni. Biri bana yol sorsa bile dedikodumu çıkarıyor. Geçen gün annemle Gülizar teyzenin eltisinin annesinin cenazesine gittik komşudur diye. Kadının cenazenin ortasında bana etmediği hakaret kalmadı. Düşün imam yan odada dua ediyor, diğer odada benim ne or*spuluğum ne sülalem kalıyor. Bıktım Şirin. Taşınacağım Giresun’dan. O kadının söyledikleri yüzünden kızım da çok etkilendi. Okullarda arkadaşlarının dedikleri yüzünden kaç kere ağlayarak geldi eve benim kızım.” “O kadının torunu bu kız ya… Hiç mi torununu düşünmüyor?” “Torunu olarak görmüyor ki şekerim. Görse hiç böyle eder mi? Bayramlarda bir şeker vermişliği yok kızımın eline. Diğer torunlarına aldığı abur cuburları benim kızım yemesin diye sağa sola saklıyordu evlerine gittiğimizde. Oh olsun! Kızımın soyadını da aldım onlardan. Hak etmiyorlar benim prensesimi.” “Abla be… Gel İstanbul’a yerleş. Sana bir de iş bulalım. Bizim atölyede iş ayarlarım ben sana. Çalışmak güzeldir. Kafan dağılır. Melis okula gidiyor zaten.” dedi Şirin. “Burada evim yurdum yok. Seninle de kalamam sürekli.” “Aa nedenmiş? Evimiz oldukça büyük. Seni ve yeğenimi mi sığdıramayacağım?” “Canım senin bir kocan var ya hani?” “Kocam bundan rahatsız olmaz ki. Hatta arada çocuklarla ilgilenirsen sana minnettar bile olur. Çünkü biri bebek iki çocukla… Anlarsın ya… Biraz uzak kaldık.” Jülide güldü. Kendisi eski kocasından uzak kalmak için elinden geleni yapıyordu zamanında ama belli ki kızkardeşinin ki daha mutlu bir evlilikti. Onun adına mutlu oldu. “Ev üstüne ev olmaz şekerim. Hem… Ben galiba Trabzon’a gideceğim. Annem Nermin teyzeyle konuştu. Bana uygun bir şeyler ayarlayacak. Giresun’da ki evlerimden birini satıp oradan güzel bir ev de alırım belki.” “Ama buraya gelirsen burada her zaman birlikte oluruz. Ne yapacaksın Trabzon’da? Kimsen yok ki?” “Canım, Nermin Fak teyzem var ya işte. Daha kim olsun?” “Annemin arkadaşı o. Senin değil.” “İstanbul’da kalamam Şirin.” “Trabzon’u buraya tercih etmek için bana tek bir mantıklı sebep söyle.” dedi Şirin. “Söylememe gerek yok. Göstereyim.” dedi Jülide ve telefonunu açtı. Sosyal medyaya girip sahte hesabından eski kocasının hesabına girdi. Ve en üste sabitlenmiş gönderiyi açıp kızkardeşine gösterdi. Gönderinin altında ‘Av. Rafet Çınaroğlu yeni ofisiyle İstanbul’da.’ yazıyordu. “Ben onu beni aldattığı için cümle aleme rezil ettikten sonra İzmir’de tutunamamış herhalde. İstanbul’a yerleşti.” dedi Jülide. “Bayağı geçerli bir sebepmiş.” dedi Şirin. Ablasının eski kocasına olan nefreti dillere destandı. Onunla aynı şehirde bulunmak istememesini anlıyordu. Zil çalınca Şirin’in kocası Akın oturma odasından çıkıp kapıyı açmaya gitti. Kapı açılır açılmaz birkaç erkek sesi ve telsiz cızırtısı duyuldu. Jülide ve Şirin merakla mutfaktan çıkıp kapıya doğru yöneldiler. “Akın? Ne oluyor?” diye sordu Şirin. Akın kapıdan şaşkın bir ifadeyle onlara baktı. “Şey… Polis. Jülide’yi soruyorlar.” dedi. Jülide birkaç adım atıp kapıya yaklaştı. “Jülide benim. Bir sorun mu var?” Polislerden biri elindeki not defterine baktı. “Jülide Dağdelen siz misiniz?” “Evet…” “Rafet Çınaroğlu’nun ölümüyle ilgili ifadenizi almamız gerekiyor. Bizimle karakola gelmeniz gerekecek.” Jülide’nin yüzü bir anda bembeyaz kesildi. “Ne… ne dediniz?” “Rafet Çınaroğlu öldü.” “N-ne?” Dizleri titreyince Akın hemen kolundan tutup onu düşmekten kurtardı. ———— Polise ifade verdikten sonra Jülide hâlâ sarhoş gibiydi. Saatlerce aynı soruları tekrar tekrar sormuşlardı. O gece nerede olduğu, İstanbul’a neden geldiği, Rafet’le en son ne zaman konuştuğu… Anladığına göre eski kocası Rafet evinde ölü bulunmuştu. İlk bulgular zehirlenmiş olabileceğini gösteriyordu. Rafet’in ailesi, özellikle eski kayınvalidesi, şüphelendikleri ilk kişinin Jülide olduğunu söylemişti. Çünkü Rafet öldüğü sırada Jülide onunla aynı şehirde; İstanbul’daydı. Ve olay gecesi için kız kardeşi ve eniştesinden başka şahidi yoktu. Yine de polis onun açıklamalarından şimdilik tatmin olmuş gibiydi. İfadesini almış, ardından serbest bırakmışlardı. “Ama şehir dışına çıkmayın,” demişti memurlardan biri kapıdan çıkarken. “Gerekirse tekrar çağırabiliriz.” Üç gün sonra polis tekrar gelmişti. Bu sefer biraz daha ciddiydiler. Jülide’yi bir kez daha evden alıp bu sefer savcılık binasına götürdüler. Onu savcının ofisine sokup orada beklemesini istediler. Arka duvarında Türk bayrağı ve Atatürk portresi asılı olan masanın önündeki sandalyeye oturdu. Ellerini dizlerinin üzerinde kenetlemişti. Bir süre bekledi. Vakit öğleyi biraz geçiyordu. Kapı açıldı. Bir ses ‘Buyurun Savcı’m’ dedi. Jülide kafasını çok az kapıya doğru çevirdi. Takım elbiseli bir adam ve ona yol veren eli dosya dolu birini gördü. Gerginlikten daha fazla bakamayıp önüne döndü. Takım elbiseli adamın onun oturduğu sandalyenin arkasından dolaşıp masanın arkasındaki döner koltuğa oturduğunu bakmadan biliyordu. Güzel bir erkek parfümü burnuna doldu. Garip bir şekilde tanıdık gelmişti. “Jülide Dağdelen?” diye sordu adam. Jülide bu kalın ve hoş sesi tanıyınca aniden başını savcıya çevirdi. Gözleri kocaman açılmıştı şaşkınlıktan. “S-Sen…” diyebildi sadece. İbrahim Emrah Fak onu tanımış gibi görünmüyordu. Jülide’nin çıkışına hafifçe kaşlarını kaldırarak karşılık vermişti. “Tanışıyor muyuz?” diye sordu Jülide’ye. Jülide adamın onu tanımadığına inanamıyordu ama düşününce bu o kadar tuhaf bir şey değildi. İki dakikalık görüşmelerinin üzerinden neredeyse bir yıl geçmişti. “Ha-Hayır!” dedi Jülide. Şu rezil durumda savcının onu tanımaması bir lütuf sayılırdı. O yüzden alınmasına rağmen ses etmemeye karar verdi. Savcı İbrahim Bey önündeki dosyanın birkaç sayfasını çevirdi. “Neden sizi çağırdığımı biliyor musunuz?” “Polise ifade verdim. Bundan eksik fazla ne söyleyebilirim bilmiyorum.” dedi Jülide. Savcıdan tarafa baksa da onunla göz göze gelmemeye çalışıyordu. “İfadenizde eksik şeyler var ne yazık ki! Ya da söylememeyi tercih ettiğiniz şeyler… Maktulle en son konuşanın siz olmanız gibi. Ses kayıtlarınız elimizde. Oldukça şiddetli bir tartışmaymış.” dedi. Jülide kızardı. “Eski kocamdı sonuçta. Arada kızını arayası tutuyordu. Ama derdi kızı değil bendim. Annesi köyde komşumuz. Nefes alsam oğluna haber uçuruyordu. Oğlu da sanki hala evliymişiz de bana hesap sormaya hakkı varmış gibi sürekli benimle tartışıyordu. O arama da onlardan biriydi. Geçmişe yönelik bakarsanız her hafta bundan bir tane yaparız. Hatta o konuşmanın oldukça yumuşak geçtiğini bile söyleyebilirim.” “Öyle mi?” dedi Savcı İbrahim. Dosyadan bir kağıt çıkarıp inceledi. Daha önceden okuyup altını çizdiği yerler vardı. “Konuşma kayıtlarınızda; İstanbul’a geldiğiniz için sizinle buluşmak istediği bir yer var. Siz de kızınıza ve size yaklaşmaya çalışırsa onu öldüreceğinizi söylemişsiniz.” “Söyledim.” diye kabul etti Jülide. “Eski kocamı ve evliliğimizi bilen hiç kimse onu öldürmek istememe şaşırmazdı. Onu öldüren kişi ben olabilir miydim? Kesinlikle. Ailesinin de aklına ilk gelen bendim takdir edersiniz ki. Bunu hayal ettiğim çok oldu. Ama hayal kurmakla gerçek arasında ufak bir engel vardı. O da kızım. Onu yalnız bırakamazdım. O yüzden katil olmamak için eski kocamdan olabildiğince uzak durdum. Ama gözlerimi bunu yapacak kadar karartmış olsaydım asla zehir gibi sıkıcı bir şeyle uğraşmazdım. Önce onu kalorifere bağlar, sonra ıslak havluyla sık sık döver, aç susuz bırakırdım. Ölmek için yalvarırdı. Sonra evi ateşe verir canlı canlı…” Jülide bir savcının önünde olduğunu hatırlayarak gizli fantezilerini anlatmayı yarıda kesti. Sırf düşüncelerinin bile yatarı vardı muhtemelen. Ahır ve saban kısmını anlatmadan kendisini durdurduğu için kendisini tebrik etti. “Özet olarak…” diye ekledi. “Onu ben öldürmedim. Burada kız kardeşim var. Onu ziyarete geldim. Kocamı görmedim bile.” “Eski kocanız!” diye düzeltti onu Savcı. “Neyse ne işte! Soracağınız başka bir şey yoksa gidebilir miyim?” “Aklınıza onu öldürmek isteyecek herhangi biri geliyor mu?” “Bunu polise verdiğim ifadede cevaplamıştım. Annesi yapmıştır. Oğlunu emzirirken yanlışlıkla zehirlemiştir. Malum 60 yaşında kadın. Sütü bayatlamış olmalı.”dedi Jülide. Savcı gülümser gibi oldu. “Aklınıza başka biri gelmiyor mu?” “Geliyor ama İzmir’in yarısından fazlasını tutuklayabileceğinizi sanmıyorum.” “Biraz ciddi olur musunuz?” dedi Savcı sert bir sesle. Başkası olsa hemen sinerdi korkudan ama Jülide tınlamamıştı. “Gayet ciddiyim. Siz soruyorsunuz ve ben cevaplıyorum.” dedi. Savcı arkasına yaslanarak biraz onu inceledi. “Şimdilik gidebilirsiniz Jülide Hanım. Ama şehri terk etmeyin. Sizi aradığım zaman elimle koymuş gibi bulmak istiyorum.” “Buraya iki haftalık tatile geldim. Bir hafta sonra gideceğim.” “Eğer katili bulamazsak korkarım bir süre daha burada kalmak zorundasınız.” “Öyleyse umarım onu hemencecik bulursunuz. Gidebilir miyim?” “Gidebilirsiniz!” dedi Savcı İbrahim. Genç kadın odadan çıktıktan sonra bir süre düşünceli düşünceli kapıya baktı. Jülide Dağdelen, diye düşündü. Bu şekilde karşılaşmak ona da sürpriz olmuştu. Kadını karşısında görene kadar aklına bile gelmemişti o olabileceği. Karşılaşınca davanın seyri açısından bilerek tanımazlıktan gelmişti. Rafet Bey’in öldürüldüğü kesindi. Jülide’de ise bunu yapacak dengesizlik kesinlikle vardı. Ama kızını bırakamayacağı ile ilgili söylediği şeyde samimi gibiydi. Telefon kayıtlarına tekrar baktı. Konuşmayı sesli de dinlemişti İbrahim. O ses kaydındaki cazgır kadının geçen sene kısa bir randevuya çıktığı Jülide çıkmasına şaşırmıştı. Ses tanıdık gelir gibi olmuştu ama kadın sürekli bağırdığı için bağlantıyı kuramamıştı. Tek bir telefon görüşmesinde neredeyse bir saat tartışmışlardı. Daha doğrusu Jülide tartışmış, eski kocası bir yerden sonra vazgeçip onu sakinleştirmeye çalışmıştı. Ama söylediği her şey Jülide’yi daha da dellendirmiş gibiydi. İlk dinleyişinde böyle şirret bir şeyle evlenme hatasına düştüğü için adama acımıştı İbrahim. Konuşmalardan anladığı kadarıyla kadının ne evliliklerine, ne kızının babası olan eski kocasına hiçbir saygısı yoktu. Adama bir böcekmiş gibi hitap ediyordu. Ve az önce öldürme planları hakkında konuşan Jülide’nin gözlerinde Rafet’e karşı o derin nefreti görmüştü. Masum olduğunu düşünmesine rağmen İbrahim’in onu hala şüpheli listesinde tutmasının sebebi buydu. ————— Geç bir saatte eve geldiğinde kızının koltukta uyumuş olduğunu gördü İbrahim. Onu beklemiş olmalıydı. Yine bütün oyuncaklarını her yere dağıtmıştı. Yavaşça yaklaşıp onu kucağına alarak odasına götürdü. Yatırdıktan sonra çoraplarını ve tokalarını çıkardı. “Anneee?” diye fısıldadı Ayperi uykuyla uyanıklık arasında. “Ben babanım bir tanem.” dedi İbrahim. “Rüyamda annem gelmişti.” dedi kızı. “Hadi uyu!” dedi İbrahim. Ayperi tekrar dalınca aşağı indi İbrahim. Mutfağa geçti. Yardımcılarının hazırladığı tepsinin üstünü açtı. Tek başına sessizce akşam yemeğini yemeye başladı. O yemeğini yerken kapı tıklatıldı. Ayperi’nin dadısı içeri girdi. “Eee… İbrahim Bey?” “Buyrun?” dedi İbrahim. Dadının onun sert bakışından korktuğunu fark edince ifadesini biraz yumuşatmaya çalıştı. “Şeyyy… İzniniz olursa ben işten ayrılmak istiyorum.” dedi kız. “Bir sebebi var mı?” diye sordu İbrahim ama sebebi biliyordu. “Şeyyy… Kızınıza iyi bir dadı olacak niteliklerden yoksunum bence. Bugün akşama kadar bağırıp ağladı. Aşçılardan birinin başına tabak fırlattı. Bana bir sürü… kötü şey söyledi. Başa çıkamıyorum.” “Anlıyorum.” dedi İbrahim sadece. “Elimden geleni yapmaya çalıştım ama…” dedi kız telaşla. İbrahim onu eliyle durdurdu. “Bundan eminim Elif Hanım. Kızımın biraz zor bir çocuk olduğundan haberim var. Eğer gerçekten ayrılmayı düşünüyorsanız yarın size maaşınızın tamamını verebilirim.” “Çok teşekkür ederim efendim.” dedi kız. “Şimdi izin verirseniz yemeğimi yiyeceğim.” dedi İbrahim. Kız iyi geceler dileyip odasına gitti. O çıkınca İbrahim bıkkınlıkla derin bir nefes aldı. Şu evlilik işini tekrar mı düşünseydi? Geçen sene aramaları bir sonuca varmayınca evlenme fikrini rafa kaldırmıştı ama… Artık Ayperi’yle başa çıkmak onun için bile zor olmaya başlamıştı. Ya evlenecek, ya kızıyla birlikte temelli Trabzon’a ailesinin yanına dönecekti. Yer değiştirme için bir mazeret başvurusu vardı ama daha sonuçlanmamıştı. İstanbul’u terk etmek kariyeri açısından çok iyi bir adım değildi ama kızı onun için daha önemliydi. Bugünkü Jülide de benzer bir şey söylememiş miydi?Kızı için kendi isteğini göz ardı edip eski kocasını öldüremediğini söylemişti. Bunu hatırlayınca kendi kendine gülmeye başladı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE