#4:Geçmese De Geçmiş

1608 Kelimeler
Bölüm Şarkısı: Fatma Turgut - İlk Baharda Kıyamet (söylediğim yerde dinleyin lütfen.) 6 yıl önce... Nihayet okulun bittiğini belirten zil çalmıştı. Eşyalarımı her zaman yaptığım gibi dersin yarısında çantama koymuştum. Öğretmenim ilk başlarda bu yaptığıma kızsa da sonradan - keçi inadımla tanışınca - vazgeçmişti. Ne yapabilirim, annemi bekletmeyi sevmiyordum. Koşa koşa okulun bahçesine çıktım. Hava çok soğuktu. Montuma sarınarak merdivenleri indim. Önümdekileri itekleyerek yürüyordum. Sanki birazcık geç kalsam annem beni almadan gidecekti. Gözlerimle etrafı tarıyordum. Nihayet gülümseyen yüzünü gördüğümde ona doğru yürüdüm. Tabî yürürken somurtmayı da ihmal etmiyordum. Benim somurtkan yüzümü görünce gülen yüzü durgunlaşmıştı. Suçlu hissetmeli miydim? Sanırım hayır! Beni kandırmadan önce düşünecekti. "Mısra, bir sorun mu var tatlım? " konuşmadım. İnat değil mi işte konuşmayacaktım. Omuzlarımı silkeledim. Önümde diz çöküp boyunu benimle eşit yapmıştı. " Okulda bir şey mi oldu? " kaşlarını çatmıştı. Seside oldukça ciddi çıkıyordu fakat yine umursamadım. Tekrar omuzlarımı silkeleyip onu arkamda bırakarak arabaya doğru yürümeye başladım. Şaşırdığını biliyordum. Arabanın yanına geldiğimde tekrar onu beklemeye başladım mâlum anahtar ondaydı. Her zaman burada bizimle bekleyen siyahlı abileri* göremeyince başımı bana doğru gelen anneme çevirdim. Tam ona soracakken onunla küs olduğum aklıma geldi ve çenemi kapalı tuttum. Arabanın kapıları açılınca kendimi hemen arka koltuğa attım. Bu yaptığıma annem, henüz düzeltmiş olduğu kaşlarını yeniden çatarak baktı. Normalde de hep arkada otururum ama annemin isteğiyle olurdu. Bana kalsa bırakın yolcu koltuğunu, şoför koltuğuna, annemin kucağına otururdum. Anneme yakın olmayı seviyordum ne yapayım. Her gün iki saat annem bana arkada oturmanın yararlarını ve orada oturmamın zorunlu olduğunu anlatırdı. Ama bugün ağzını bile açmasına müsâde etmemiştim. Daha dur sen Melek sultan, bana söylediğin yalanın acısını çıkaracağım senden. Her sabah okula gitmek istemediğim için annemle tartışırdık. Bu günede diğer günler gibi başlamıştık. Ama cidden her sabah o tatlı mı tatlı olan uykudan uyanıp okula gelmek zor değil mi. Üstelik okuma yazmayı da biliyordum daha ne gerek vardı ki okula gitmeye. Bende o tatlı uykumdan ve annemden ayrılmak istemediğim için okula gitmemek adına inat ediyordum. Ama annem bu sabah eğer bugün okula itiraz etmeden gidersem yarın götürmeyeceğine söz vermişti. Ben bunu duyunca havalara uçmuştum tabî. Sonuçta haftada iki gün olan tatilim üç güne çıkarılmıştı. Bu da fazladan uyku ve daha fazla anne kucağı demekti, nasıl sevinmezdim? Nereden bilebilirdim ki bu günün Cuma olduğunu ve annemin oyununa geldiğimi? Annem bir 'Ya sabır!' çekerek koltuktaki yerini almıştı. Arabayı çalıştırıp yola koyulduğumuzda annemde benimle olan konuşma çalışmalarına başlamıştı... Yazar Anlatımı Genç kadın, arabada kendince ona trip yapan ilk ve tek göz ağrısının gönlünü almaya çalışırken arkalarından gelen iki araba dolusu adamdan bihaberdi. Her gün yanlarında olan korumaları o gün kocasının ihtiyacı olduğu için onlara eşlik etmemişlerdi. Genç kadın virajı alırken farketti, siyah Range Rover markalı arabaları. Kendini telkin etmeye çalışsa da içinde bir yerlerde saklanan korku kapı aralığından başını uzatmış ona bakıyordu. Kendi evhamından kurtulmak için arabayı orman yoluna doğru çevirdi. Peşindeki araçların da aynı istikamette gittiğini farkedince elleri titremeye başlamıştı. Kendi canından, o nikah masasına oturduğu an, vazgeçmişti. Ama konu kızı olunca korkmamak elde değildi. Daha 11 yaşında küçücük bir çocuktu o. Ölü kelimesi adının yanına yakışmazdı. Ne pahasına olursa olsun onu buradan sağ çıkaracaktı. Bir eliyle direksiyonu tutarken diğer eline telefonu aldı. Gözleri yol ile telefon arasında mekik dokuyordu âdeta. Ormana girmelerine az kalmıştı. İlk önce eşini arayıp olan biteni söylemek istese de arkada her şeyden habersiz kızını korkutmamak adına bu fikrinden vazgeçti. Hemen sonra mesaj atmaya başladı. 'Yavuz, peşimizde birileri var! Orman yolundayız.' Attığı mesajın ardından derince bir nefes aldı kadın. Güveniyordu kocasına. Gelip onları bulacağına olan inancı tamdı. Daha bir kendinden emin kavradı direksiyonu. Tek yapması gereken zaman kazanmaktı. Ormanın girişine geldiğinde daha bir yüklendi gaza. Yolların virajı olması şuan için onlara büyük avantaj sağlıyordu. Kocasının hâlâ onu aramamış olması içindeki korku tohumlarını tekrar filizlendiriyordu. Bir şey yapması gerekiyordu. Kızını arabadan uzaklaştırması yeterli olurdu belki de. "Mısra, bak anneciğim. Şimdi sana söylediklerimi yapman gerekiyor tamam mı bebeğim? " inatçı kızı yine omuzlarını silkeliyordu. "Tatlım bak, özür dilerim. Eve gidince istediğin her şeyi yapacağım söz veriyorum. Yeter ki birazdan söyleyeceklerimi yap." küçük kız annesinin bu endişeli haline anlam veremiyordu. Ama kabul etmek kendi yararına gibi duruyordu. "Öncelikle boynumdaki kolyeyi çıkarabilir misin?" küçük kız hemen annesinin isteğini gerçekleştirip, bir zamanlar 'aptal' olarak nitelendirdiği kolyeyi çıkarıp annesine doğru uzattı. "Hayır, Mısra bana verme. Sende kalması gerekiyor. Montunun iç cebine koyup fermuarı kapat. " duyduklarını harfiyen yerine getiren çocuk, kafasını tekrar annesine doğru çevirmişti. Ondan gelecek yeni komutları bir asker edâsı ile bekliyordu. Genç kadın dikiz aynasından arkayı kontrol etti. Arkadaki araçlar sürekli dönen virajlar dolayısıyla gözükmüyorlardı. Fakat kadın biliyordu, oradaydılar... İki tarafı da orman olan yola baktı genç kadın. Kararını vermişti yapacaktı. "Birazdan arabayı durduracağım ve sağ taraftaki ormana doğru koşacaksın. Sakın arkana bakma! Gidebildiğin yere kadar git. Korkma, baban seni bulacaktır. " Küçük kız her ne kadar korksa da annesinin sözlerine inanmaktan başka çaresi yoktu. Arabayı kullanan annesine arkadan sarıldı ve yanağına kocaman bir öpücük kondurdu. Her ne kadar olanların farkında olmasa da içinde bir şeyler sıkışıyordu. Kızının öpücüğüyle gözleri dolan kadın bir anlığına başını kızına doğru çevirip yanağından kocaman bir öpücük almıştı. "Seni seviyorum kızım. Anneni affet! " küçük kız annesinin sabahki olay yüzünden ondan af dilediğini düşünüyordu. " Bende seni seviyorum. Ve önemli değil anne. " " O kolye artık senin. Ona sahip çık. Benim bir parçam olduğunu sakın unutma. Eğer ben yanında olamazsam kolyemi benim yerime koy ve benimle yapmak istediğin her şeyi onunla yap. " " Ama sen yanımda olacaksın değil mi anne? " kızının dolan gözlerine baktı genç kadın. Sesini çıkarmadı. Biliyordu ki şimdi konuşma sırası kaderdeydi. " Hadi Mısra hazırlan. Birazdan ineceksin. " genç kadın biraz sonra geçeceği viraja baktı. Bir yandanda arkayı kontrol ediyordu. Virajı geçip arabayı durdurdu. " Koş Mısra." küçük kız hemen arabanın kapısını açıp annesinin söylediği yöne doğru koşmaya başladı. Ama annesini dinlemesi buraya kadardı. Annesi ona arkasına dahi bakmadan çekip gitmesini söylemişti fakat küçük kız ormanın içine doğru girip saklanmaya başladı. Bu mesafeden annesini görebiliyordu. Genç kadın yakalanacağını biliyordu. Bu yüzden arka koltuktaki kızının eşyalarını eline alıp dışarıya çıktı. Elindeki okul çantasını, suluğu ve beslenme çantasını sol taraftaki ormanın girişine rastgele fırlattı. Amacı hedef şaşırtmaktı. Onu yakaladıkları zaman kızının arabada olmadığını anladıklarında onun peşine düşeceklerdi. Ve onu yalnış yerde arayacaklardı. O aracına binmek üzereyken arkadaki araçlarda durum çok farklıydı. "Kime diyorum lan ben? Patlatsana artık. " sinirlenmeye başlıyordu Akrep. " Efendim, araç uzakta olduğu için bombayı harakete geçiremiyoruz. Biraz daha yaklaşmamız gerekiyor. " Yavuz Karahan'ın karısı aradaki mesafeyi açarak uzaktan kumandanın alanından çıkmıştı. Tamer elindeki kumandanın baş tarafında bulunan antenin sinyal vermesiyle heyecenlandı. " Efendim sinyal alabiliyoruz. " " Patlat o zaman! " Akrep sinsi sinsi sırıtmaya başlamıştı. Geçen yıllar içinde Karahan ondan ne aldıysa, bu gün ödemesini yapıyordu.. Faiziyle.. Küçük Mısra'dan (şarkıyı burada açın lütfen) Ağaçların arkasından annemi izliyordum. Beni bırakacak mıydı? Neden inmemi istemişti? Bilmiyordum.. Umarım eve döndüğümüzde annem bir açıklama yapardı. Hava iyice soğumuştu. Üşüdüm. Üstelik kış aylarında olduğumuz için güneş erken saklanıyordu. Hem ben acıktım! Annem nasıl olur da beni bu şekilde, burada bırakırdı? Annem araca geri dönmüştü. Buradan aracın içini net bir şekilde göremiyordum ama aracın hareket ettiğini görmüştüm. Ne yani annem beni gerçekten... bırakmış mıydı? Son kez annemin dediğini yaptım. Arkamı dönüp yürümeye başladım. Gidiyordum.. Nereye olduğunu bilmeden gidiyordum... Ben yine anneme güvenmiştim.. Yine mi oyun yaptın bana anne! Bir anda duyduğum ses olduğum yerde donup kalmama neden olmuştu. Çok yüksek ve korkutucu çıkmıştı ses. Yola paralel bir şekilde ağaçların aralarından geçerek sesin geldiği yöne doğru koşmaya başladım. Yoğun bir sis... Nefese mahâl vermeyen duman... Ve beni yeryüzünde yakan cehennem ateşi.... Yanıyordum... Bedenimde hiçbir acı belirtisi yoktu, ama ruhum biraz evvel patlayan aracın içinde can çekişiyordu... Canım çekiliyordu... Annem yanıyordu!.. Ve ben büyüyordum!.. Hiç bir tepki vermiyordu bedenim.. Tamamen karşımdaki ateşe odaklıydım. Geçmişimi, geleceğimi, bütün benliğimi bir anda elimden alan ateşe.. Ağlamıyordum, ağlayamıyordum.. Bal mumundan yapılan heykeller gibiydim. Görünüşü canlı, ama işlevsiz... Issız orman yolunda alevlerin çıtırtılarından başka ses yoktu. Olsa da dönüp bakamazdım zaten... Kulağıma araba sesleri dolmaya başladı.. Hâlâ tepkisizdim. Gözlerimi bir an olsun ateşten çekmiyordum. Aslında bunu isteyerek yapmıyordum. Sadece gözlerim başka yöne çeviremeyeceğim kadar ağır geliyordu bana. Ateşe doğru gelen birileri vardı. Umursamadım.. Ateşin etrafından yanan araca bakmaya çalışıyorlardı. Daha sonra adım sesleri duydum koşan birinin ayak sesleriydi bunlar. Koşan adamda ateşe doğru gelince görüş açıma girmiş oldu. Elindeki eşyaları önündeki adama doğru uzatıyordu. Eşyaları alan adamın eli dikkatimi çekti. Daha doğrusu dövmesi... Akrep ya da yengeç bilmiyordum. O ikisini hiç ayırt edemezdim zaten. Elindeki eşyalara baktım bu kez. Eşyalarıma!.. Çantam, suluğum, beslenme çantam... Adam kaşlarını çatmış karşısındakine bağırıyordu. Sonra diğer adamlarla beraber benim indiğim tarafa doğru yürüdüler. Sanırım beni arıyorlardı. Kaçamadım.. Ayaklarıma beton dökülmüş gibiydi, hareket ettiremiyordum. Sadece ayaklarıma da değil, bütün bedenime... Ne kadar zaman geçti bilmiyordum. Hava tam anlamıyla kararmıştı. Önümdeki ateş eskisi kadar gür olmasa da varlığı ve şiddeti hâlâ devam ediyordu. Soğuk havayı delip geçmişti. Ya da ben soğuğu hissedemiyordum. Üşüdüm demiştim. Acaba onu mu duymuştu annem? Geceleri üzerimi açtığım için benim odamın ısısı hep çok yüksekti. Üşümeyeyim diye... Şimdi kendini mi yaktın anne?!.. Yine yaptın değil mi, yine yaptın anneliğini! 'Mısra bunu ister mi?' diye hiç düşünmedin değil mi anne? Yine kararı veren sen, sonucuna katlanan ben oldum değil mi? Adamlar yeniden ateşin etrafında toplanmışlardı. O zaman dikkatimi çekti. Diğer adamlardan bazılarının da elinde o dövmeden vardı. Gözlerimin önünde sıçrayan bir kıvılcım ile tekrar ateşe odaklandım. Çalışan araba sesleri doldu kulaklarıma. Anlaşılan gidiyorlardı... Ayaklarımı geriye doğru götürmeye çalıştım ama yapamadım. Bu kez ateşe doğru ilerlemek istedim. İlk denemede başarılı olmuştum. Ateşin yanına yaklaşıp oturdum. Isıtıyordu ama yakmıyordu... Yanan yanmıştı gerçi.... Daha sonra olanlar film şeridi gibiydi. Babamın gelip beni o halde bulması. Bana sımsıkı sarılması... Yavuz Karahan hüzünlüydü... Benim yıkılmaz duvar gibi gördüğüm babam hüzünlüydü. O zaman anladım kardelenin boynunu bükmesini... Annemin cümleleri anlatamamıştı belki, ama babamın hüznüyle çok iyi anlamıştım. Sevda çok ağır yüktü....
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE