BÖLÜM 11:ÜSTÜMDE ZIPLA +18

1204 Kelimeler
Odaya girdiğimizde, Alaz beni yatağa nazikçe itti. Üzerindeki takım ceketini çıkarıp köşeye attı ve üzerime çıkıp dudaklarımı bir kez daha ele geçirdi. Bu öpüş, altı aylık özlem, öfke ve hasretin patlaması gibiydi. "Artık kural yok," diye hırladı dudaklarımın arasından, nefesi sıcak ve ağırdı. "Madde yok... Sadece sen ve ben varız." "Sadece sen ve ben," diye fısıldadım ona karşılık verirken, kalbim göğsümde deli gibi çarpıyordu. Dudağıma sertçe yapıştı, ısırarak emdi. Ağzıma yayılan demirimsı tat, onun iştahının ve içimdeki fırtınanın kanıtıydı. Dudaklarımdan çekilip boynuma indi. Tenimde bir kasırga estiriyordu; her öpüş, her ısırık, kaybettiğimiz zamanın acısını ve geri kazandığımız anın coşkusunu bedenime kazıyor gibiydi. Adem elmasımın yanını emişi öyle şiddetliydi ki, ertesi gün orada onun mührünü taşıyacağımdan emindim. Üzerimdeki elbisenin fermuarını bir çekişte indirdi ve kumaşı üzerimden sıyırdı. Gözleri üzerimde gezindiğinde, göz bebekleri iyice koyulaşmış, saf arzuya dönüşmüştü. Bakışları göğüslerimi bulduğunda, boğuk bir inilti yükseldi boğazından. "Aylardır bunları düşlüyordum," diye mırıldandı, sesi kısılmış. Dudağını bir göğsümün etrafında dolaştırdı, diğerini avucunun içinde yoğurdu. Sivrileşmiş göğüs ucumu ağzına aldı, emdi, hafifçe ısırdı. Her dokunuşu, vücudumda elektrik şokları yayıyor, yüksek sesle inlememe neden oluyordu. Göğüslerimden aşağı indi, külotumu çıkarıp kokusunu içine çekti. Gözleri en mahrem yerime dikildiğinde, ağzından küfür dolu, boğuk bir haykırış döküldü. Bacaklarımı omzuna aldı ve en hassas noktalarımı öperek işkence etmeye başladı. Yatak örtüsünü parçalayacak kadar sıkı tutuyordum. İçimde uçuşan kelebekler, kasıklarıma saplanan tatlı sızılar, tüm bedenimi kaplayan bir uyuşma... Hepsi, onun bana yeniden sahip oluşunun zafer çığlıklarıydı. Dilini, vücudumun en gizli yerlerinde gezdirirken, her hareketi kasıtlı ve yavaştı, beni çıldırtırcasına. "Alaz... hadi artık," diye inledim. "Ne hadi?" diye sordu, sesi alaycı ve kışkırtıcı. "Hadi, lütfen!" İsteğimi duyar duymaz, ağzıyla bana zevk vermeye, beni kenara getirmeye başladı. Kendimi daha fazla tutamayıp, sert bir orgazmla boşaldım, onun adını haykırarak. Alaz ayağa kalktı, üzerindeki kazağı yere attı. Kemerini açtı, pantolonunu indirdi. Karşımda, mavi damarları belirgin, iri ve hazır duruyordu. Ellerimi başımın üzerinde birleştirip sıkıca tuttu. "Bak bana," diye fısıldadı. Gözlerine baktım, içlerindeki fırtınayı gördüm. Boynuma eğilip kokumu içine çekti ve gülümsedi. Ve sonra, sertçe, sonuna kadar içime girdi. "AHH! ALAZ!" Çığlığım odanın dört duvarında yankılandı. İçimden çekildi, aynı şiddetle tekrar girdi. Her hareket, boşluk ve doluluk hissinin acımasız bir dansıydı. İçimdeki yanma, tatlı bir sızıya dönüştü. Dudaklarımı öpüp, içimde kaldı, ritmik hareketlerle bana hakim olmaya başladı. Her zamanki gibi sert ve hızlıydı. Zaman kavramını yitirmiştim. Defalarca... Onun gözleri iyice karardı. "Ah! Geliyorum, Derin!" diye bağırdı, titreyerek. İkimiz de aynı anda boşalırken, beni aniden ters çevirdi. Kalçamı kaldırdı, saçlarımı eline doladı. "Acıtırsam söyle," diye hırladı. "Zor da olsa dururum." Gözlerimi kapadım, başımı salladım. Ellerimi arkamda birleştirdi ve kemeriyle bağladı. Saçlarımı yeniden eline dolayıp, arkamdan girişime hazırlandı. "Beni istiyor musun?" diye sordu, sesi gergin. Hızlıca başımı salladım. "Ne istiyorsun, söyle." "Seni istiyorum! İçime sertçe girmeni istiyorum!" Emrime anında itaat etti. Hızla hareket etmeye başladı, yatak bizimle birlikte inliyordu. Yüzümü yastığa gömdüm, inlemelerim boğuldu. "Seni... bugün bu yataktan çıkarmayacağım." "Sakat kalmak istemiyorum," diye mırıldandım. Gülümsemesini hissettim sırtımda. Hareketleri daha da hızlandı, bedenim sarsılıyor, bacaklarım titriyordu. Onun boşalacağını hissettim. Titredi, içime aktı. Yanıma yatıp beni kucağına aldı, yavaşça üzerine oturtturdu. "Zıpla." Yavaşça zıplamaya başladım. "Bu kadar yavaş olduğunu bilmiyordum," diye alay etti. Hızlandım. Ellerini göğüslerime koydu, okşadı. "Alaz..." "Acıyor mu?" Başımı salladım, daha hızlı zıpladım. O da kalçasını bana doğru ittirdi. Komodindeki saate gözüm takıldı. Gece yarısı geçmişti. Tekrar boşaldığımızda, ikimiz de derin, yorgun iniltilerle çöktük. --- Sırtım banyonun soğuk duvarına değdiğinde ürperdim. Göğüslerimi yeniden ağzına aldı, boynuna sarıldım. İçime yavaşça girdi, kafamı geriye attım. Boynumu öperken aynı anda içimde hareket etti. Saatin kaç olduğunu bilmiyordum, ama hâlâ birbirimize doymamıştık. Ayrı geçen günlerin, ayların acısını çıkarıyorduk. Sonunda bitirdiğinde, beni yıkadı, bir bornoz giydirdi ve kucağına alıp yatağa götürdü. "Ben de duş alıp geliyorum." O gidene kadar öylece yattım. Hayatım boyunca bugünü asla unutmayacaktım. Saat gece 5'ti. Yarım saat sonra yanıma geldi, uzandı. Birbirimize döndük. Dudaklarımı hafifçe öpüp çekildi. "Sen hayatımda gördüğüm en mükemmel insansın," diye fısıldadı. "Bugünü asla unutmayacağım." "Ben de bugünü ve seni asla unutmayacağım." Bana sarıldı, ben de kollarımı onun beline doladım. Ve nihayet, huzur içinde uykuya daldık. --- Sabah, Alaz'ın telefonunun çalmasıyla uyandım. O açtı, İtalyanca konuşmaya başladı. Ben boynunu öperek dikkatini dağıtmaya çalıştım. Zorlukla konuşmasını sürdürdü. "Sì, rosso e nero." Evet, kırmızı ve siyah. "Ho cose più importanti da fare oggi,non potrò venire." Bugün daha önemli işlerim var, gelemeyeceğim. Telefonu kapattığında, kucağına tırmandım, göğsüne yattım. "Hadi... Kahvaltı yapmamız gerekiyor, küçük." Doğrulmaya çalıştı, ama ben sırtına sıkıca sarıldım. "Kalkıyorum, bak sıkı tutun." Ayağa kalktığında, ona yapışmış bir koala gibiydim. Onun koca cüssesi yanında, minicik kalıyordum. "Acıktın mı?" "Çok. Yemek yap da yiyelim." Aniden kendini yana attı, popomun üstüne düştüm. "Alaz! Pislik!" "Ah, kıyamam," diyerek beni yanlamasına tekrar kucağına aldı ve dudağından öptüm. "Uslu dur." Sandalyeye oturttu. "Nereden geldi aklına buraya gelmek?" "Ozan'la iş birliği yaptım." "Tabii, Ozan..." "Normalde sen Türkiye'ye dönünce gelecektim yanına. Ama sen dönmeme kararı almışsın. Bu yüzden ben geldim." "Aptalca bir karardı." "Öyle zaten. Ayrıca, beni unutmak istemen gözümden kaçmadı. Hesabını soracağım." "İyi de, nereye gitsem, kime baksam seni görüyordum. Seni düşünüyordum. Aklımdan bir saniye bile çıkmıyordun." "Aynı durumu ben de yaşadım. Ama ben çıkıp da seni unutmak için dağlara taşlara kendimi atmadım." "Bunun tartışmasını sonra yapalım. Şimdi yemek." "Ne yiyoruz?" "Ne istersen." Sustum. "Sen de iyice azdın. Sabah sabah sevişmeyeceğiz, değil mi?" "Asıl sen azmışsın. Ben öyle bir şey düşünmedim bile." Güldüm, dudağımın kenarını öptü. "Sandviç yapalım." "Sorun yok." Malzemeleri çıkardım. Domates doğrayıp onunkinin üstüne koyacakken elimi tuttu. "Benimkine domates koyma." "Neden? Çok güzel oluyor öyle." "Alerjim var. Mayonezi de sevmem." "Sana dair öğrendiğim ilk şey bu olabilir, alerjin." "Ne öğrenmek istiyorsun ki?" Sandalyeye oturdu. "Mesela... yaşın." "Yirmi dört." Ben daha on dokuzdum. Aramızda beş yaş vardı. Bence gayet normaldi. "Kaç kardeşsiniz?" "İki. Bir kız kardeşim var." "Doğa mı?" "Evet." "Benden haberi var mı?" "Hayır. Sadece birini sevdiğimi biliyor." "Burada kalmayacaksın, değil mi?" "Hayır. Yani, bilmiyorum. Ama seni bırakmayacağım, kesin." Gülümsedim. Sandviçleri hazırlayıp, meyve sularını doldurduktan sonra masaya oturduk. "Bir hafta burada kalmam gerekiyor. Yeni bir otel yaptırdım, onun açılışı var. Ayrıca şirket neredeyse bitti. Bir yıl sürer diyorduk, ama erken bitti. Onun açılışını da iki ay sonrasına planladık." "Yani iki ay sonra tekrar buraya geleceksin." "Evet." "Buraya sürekli gelip gitmezsin, değil mi?" "Bilmiyorum. Yönetime iyi birini koymam gerekiyor." "Bir şey soracağım." "Sor." "Şu, biz kavga ettiğimiz gün eve gelen kız... Ona ne oldu?" "Bilmiyorum. O gün evden gönderdim kızı." "Ozan bana her şeyi anlattı. O kızın suçu yokmuş aslında." Cevap vermedi. "Bak, insan çok sevdiği birini kaybettiği zaman, suçu hep başkalarında arar. Ama emin ol, o kız da böyle olmasını istemezdi." "Bilmiyorum. İnan bana, ne yapmam gerektiğini bilmiyorum. Doğa da aynı şeyleri söylüyor." "İstersen, sen bu kızın yerini bul. Ben gidip konuşayım." "Yurttan çıkan gençlere, yurt bir senelik kiralık ev buluyormuş. O evde bir yıl yaşadıktan sonra, kendi evine geçmek zorundaymış." "Madem Doğa onu seviyor ve istiyor, birlikte yaşasınlar." "Tamam. Bunları sonra konuşalım." Sustum. O da istiyordu, ama kararsızdı. Yemekten sonra bulaşıkları topladım. "Benim burada önemli bir işim yok. Gidelim Türkiye'ye. Beş gün sonra açılış var zaten, o zaman gelirim tekrar." "Emin misin?" "Bilmem. Sen istiyor musun?" "Bence kalalım. Bir daha gel git yapma." "Peki, sen bilirsin." "Gel bakalım, film izleyelim." Birlikte oturma odasına geçtik, koltuğa uzandık. Alaz bir film açtı. Beni göğsüne çekti, kafamı oraya yasladım. Kollarımı beline doladım. Kendimi, hayatımda hiç olmadığım kadar güvende hissettim. En doğru yerde, en doğru kişinin yanındaydım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE