BÖLÜM: 11- BÜYÜK SORUN

989 Kelimeler
Apartmanın önünde ağaç olmuş bir şekilde iki saat bekledikten sonra nihayet üçüzler evlerinden çıkmaya tenezzül etmelerini sinirle izledim. Üçününde bakışları bana dönünce gözlerimi devirdim. Hepsine birden sinir olmuştum. "Hiç gelmeseydiniz?" deyince Anıl gülerek yanıma gelip yanağımdan makas aldı. Temas sevmediğimi illa üzerime mi yazmam gerekiyordu? "Sana da günaydın kanka," Bu dediğine iğreniyormuş gibi yapıp eline vurdum. "El kol hareketlerine dikkat et istersen, hem senin nereden kankam oluyorum?" Bu dediğime karşılık omuzlarını silkti, diğerlerine döndüğünde Acar montunun kapşonlusunu kapatmış, kulaklığını takmış bizden soyutlanmıştı. Bizi dinlemek istemiyormuş gibiydi. Aras'a dönüp baktığımda bana baktığını gördüm, zorla gülümseyerek önüme döndüm ve okula doğru yürümeye başladım. Artık birbirimizin kim olduğunu biliyorduk neden bir şey dememişti? diye düşünmeden edemiyordum. Yoksa bir şey mi yapmıştım? Kardeşlerinden mi utanmıştı? "Bence de," dedim kendi kendime konuşarak. Bunu fark etmiş olacak ki Anıl sessizliğini bozdu. Anıl "Ney sence de?" deyince gözlerim kocaman oldu. Bunu sesli mi dile getirmiştim? Ah salak kafam diyerek Anıla döndüm. "Sana ne!" bu kadar fazla tepki vermeme şaşırsa da bozuntuya vermedi. Kaşlarını çatıp "Sen de ne katum bir varlıksın aynı Acar'ın erkek versiyonu." Gözlerim şaşkınlıkla kocaman oldu, ne saçma bir benzetmeydi bu! Acar denilen şahısa mı benziyordum? Salak salak konuşma! diye geçirdim içimden. Acar bunu duymuş olacak ki bize dönmüş Anıl'ın bu dediğini duyup kafasına bir tokat atmıştı. Bu halleri komik olsa da konumuz komik değildi. "Başkasına benzetseydin daha iyi." dedi ve kimsenin duyamayacağımı varsayarak devam etti. "Daha görgü kurallarını bilmeyen kıza mı benzettin beni?" Zaten bu hareketlerinden bana karşı bir garezi olduğunu anlamamış mıydım.... Pardon! Görgü kurallarını bilmeyen kız mı dedi bana o? Senin ağzını cart diye yırtarım ben Acar efendi! Kaşlarımı sonuna kadar çatıp Acara döndüm. "Sen kimsin de bana böyle saçma bir şey diyorsun?" Biraz daha sakin bir ses tonu ile "Hem benim öyle bir kız olduğuma nereden kanaat getirdin ayı?" diyerek ona karşı çıktım. Bu dediğime karşılık biraz şaşırsa da sonradan gözlerini devirdi ve bizden uzaklaşmaya başladı, hele bak şu artiste? diye geçirdim içimden. Ne yapmaya çalışıyordu? Lafı sokup öylece çekip gidemezdi! Bu adil değildi! Koşar adımlarla arkasından gidip kolundan tuttuğum gibi bana döndürdüm. Yaptığım bu harekete şaşırmış olacak ki gözleri kocaman oldu. "Ne yapıyorsun?" diye sorunca tek kaşımı havaya kaldırıp "Asıl sen ne yapıyorsun? Güya laf sokup da havalı havalı ayrılmalar? Kendini havalı falan sanıyorsan diyorum ezik gibi gözüküyorsun." dedim ama keşke demez olaydım. Bu dediğime alaycı bir yüz ifadesiyle bana bakıp aramızdaki farkı kapattı, yüzünü benim yüzüme eşitledi. Aralarında en uzunu Acar'dı. Ben de uzundum ama o çok uzundu. Gereksiz yere... "Senin gözünde nasıl gözüküyorum umrumda değil ama önce sen misafirlere karşı ya da komşularına karşı nazik ol." diyerek benim aklımı karıştırarak gitti. Aras ve Anıl'da bizi izliyorlardı. Anıl yanıma gelip bir elini omzuma koydu, elini koyduğu an ittirdim. "Temasta bulunma," diyerek bir şey demelerine izin vermeden Acar'ın arkasından ilerledim. Koşar adımlarla yürüdüğüm yolu normalden daha hızlı gelmiştim, okulum bahçesine girip öğrencilerin arasına karıştım. İkinci Dönem başladığı için okulun ilk günü töreni vardı, bildiğimiz gibi müdürün boş boş konuşmalarını dinleyecektik. Sınıfımı bulunca en arkaya geçip soğuğun altında donanmayı temenni ettim. Hava buz gibiydi ve beyaz tenimin soğuktan kıpkırmızı olduğunu biliyordum. "Ses 1,2 deneme ses 1,2!" Müdür yardımcısının hararetli deneme konuşmasından sonra müdür eline mikrofonu almış konuşmaya başlamak üzereydi. Tahminen 9. Sınıflardan biri "Hoca diktin bizi buraya!" diye bağırınca müdür gülmeye başlamıştı, haliyle müdür gülünce herkes gülmeye başlamıştı. "Keyfimden dikmiyorum oğlum az iki dakika bekle," deyince gülüşler daha da çok artmıştı. Rahat-hazır ol faslından sonra. "Banyonuzu yaptınız değil mi çocuklar?" deyince her sene sorduğu abuk subuk sorular aklıma geldi. Saçma bir o kadar da komik sorulardı bunlar. Ruh hastası bir müdür olduğu için kafaya takmıyorduk. Doktor kendi haline bırakın demişti, burada doktor sınıf hocamız oluyordu. Herkes müdüre cevap olarak 'evet!' diye bağırınca İstiklal marşını okumak için tekrar rahat-hazır ola geçtik. Herkes pür dikkat sessiz olmuş, müzik hocasının komutlarını bekliyordu. "Korkma, sözmez bu şafaklarda yüzen al sancak;...." diye devam ederek ilk iki kıtayı okuyup sırayla sınıflara doluştuk. Sınıfım en üst katta olduğu için pestilim çıka çıka merdivenleri aşmıştım. Niye bu kadar çok merdiven vardı? Uzun uğraşlar sonucu sınıfa girdiğimde gözlerim direkt sıramı bulmuştu ama bir sıkıntı vardı. Çok büyük bir sıkıntı. Birisi benim biricik sırama oturmuş kafasını kapatmış uyuyordu, kimdi bu haysiyetsiz? Sınıftakiler benim yerime oturmayacaklarını bilirlerdi oysa ki. Demek ki bilmiyorlarmış, dedi iç sesim şüküfe. Seri adımlarla sıramın önüne gelip kolumla sıramda uyuyan çocuğu dürtükledim. İki, üç  kere vurmamın ardından olduğu yerden hiddetle kalkmıştı. Bir an korksam da bozuntuya vermedim. Göz göze gelince gözlerim istemsizce kocaman oldu. Bu vasıfsın burada ne işi vardı? "Acar?" dedim şaşkın bir ses tonuyla. "Ne var Allah'ın cezası?" dedi bıkkınlıkla. Anında kaşlarımı çatıp "Yerimden kalk!" diye bağırdım. Tüm sınıf bizi izliyordu bir film gibi. "Ne münasebet, ilk ben geldim." diyerek ilk ben geldim kozunu kullanıyordu aklınca. İlk okul çocuğu muyduk? Tam ağzımı açıp çok güzel bir laf söylerken matematik Hocası "Herkes yerlerine çocuklar," diyerek beni susturmuştu. Herkes otururken ben, Rehber Matematikte ki hocanın deyimiyle, sazan gibi kalmıştım. SAZANLANMIŞTIM. "Durucum otursana kızım?" deyince başımı hayır anlamında salladım. Yürek mi yedin Duru? dedi içimdeki şüküfe. "Bu arkadaş kalkarsa oturum." diyerek elimle Acar'ı gösterdim. İsmini bile demek istemiyordum. Selin hoca kollarını göğüsünde birleştirip tek kaşını havaya kaldırdı. "O ne demek Durucum? Otur arkadaşının yanında işte." "Hayır, o kalksın." İtiraz etmemin işe yaramayacağının bilicindeydim ama bir Ümit... "Eğer itiraz edersen ders notun açısından hiç iyi şeyler olmaz." Sinirle başımı 'tamam' anlamında salladım. Şu zamanda bütün notlarımın önemi vardı, maalesef oturmam gerekiyordu. Ofladım ve mecburen onun yanına oturdum, sinirle ona dönüp "Teneffüste kalkıyorsun, def olup gidiyorsun yanımdan." Yattığı yerden başını bana çevirip gözlerini devirdi. "Ketçap mayonez?" diyerek tekrar yattı. Alt dudağımı dişlerimin içine alıp elimi yumruk yaptım ona vurmak için ama Selin hoca ile göz göze geldim. Sırıttım iti gözükmek için, bu halde nasıl iyi gözüküyorsam artık. Başını hayır anlamında sallayıp akıllı tahtaya doğru ilerledi. Bakışlarını benden çektiğinde eski halime döndüm ve elimi indirdim. Tekrar Acar'a döndüğümde kulağına doğru fısıldayarak "İşim Var seninle." diyerek geri çekildim. Sinirlerim alt üst olmuştu ve bu maçı hiç kaybetmeye niyetim yoktu.  
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE