Yarım saatlik hazırlanmamın sonucu yola çıkmıştık, gideceğimiz yer eve yakın olduğundan annemler izin vermişti. Bu iyi olmuştu, bir de annemi ikna etmek için uğraşmamıştık.
Evden ayrılmış ana caddeye çıkmıştık, arabalar vızır vızır geçerken bize yanacak olan yeşil ışığı bekliyorduk. Yeşil ışık nihayet yanmıştı.
Karşıdan kaşıya geçerken Su koluma yapışıp sağ tarafıma geçti, arabalardan korkuyordu çünkü. Küçüklüğünde yaşadığı bir kaza sonucu arabalardan korkuyordu. Onun aksine ben korkmuyordum. Ya da korkmadığımı sanıyordum.
Seri adımlarla karşıya geçip plaja girmiştik, denize doğru bata çıka yürüdüğümüz de denizin yanındaki kalabalık dikkatimizi çekti, uzaktan fazla gözükmüyorlardı.
"Ahan da bulduk sizi," dedi Su; avını yakalamış bir avcı gibi. Bu hali beni güldürmeye yetmişti.
Garip bir kızdı ve her an eğlence arıyordu, aksiyondan ve kaostan uzak duramıyordu. Adeta mıknatıs gibi belayı kendine çekiyordu, benim de ondan aşağıya kalır bir yanım yoktu.
"Yanlarına gitmiyoruz değil mi?"
Sorduğum bu soruya karşılık kaşlarını çattı.
"Onların yanına gitmeden nasıl eğlenebiliriz acaba?" diyerek beni sürüklemeye başladı. Hayır! Bu kadarı fazla değil miydi? Damdan düşer gibi aralarına giremezdik.
"Kilo mu aldın sen!" diye bağırdı beklemediğim bir anda.
Bir anda olduğum yerde durdum. Ağlamaklı bir yüz ifadesiyle "Kilo mu aldım?" diye sordum.
Biraz düşündükten sonra "Zaten okul pantolonum bana olmuyordu." deyince Su yüzünü ekşitip "Aman boş ver!" dedi ve kolumdan çekmeye devam etti. Artık direnmiyordum. İtiraz etsem de yine orada olacaktık.
Sonunda üçüzlerinin yanlarına gittiğimiz de iki kız vardı, onları süzdüğümde onların yerine üşümüştüm açıkçası.
Yanlarına vardığımız da Aras bizi görmüş ve gülümsemişti.
Selam verdi içten bir şekilde
"Hoş geldiniz, hayırdır?" diye sorunca Su cevap vermeme müsaade etmeden direkt lafa atladı.
"Biz her gün geliriz bu saatlerde, sizi de gördük yanınıza gelelim dedik." deyince kocaman olmuş gözlerle ona döndüm.
"Biz buraya her gün mü geliyoruz? Benim niye haberim yok?"
Su bana öldürücü bakışlarını yollayıp alttan alttan bana vurdu. Ah lanet olsun! Pot kırmıştım.
"Haaa" diyerek başını salladım. "Evet biz her gün geliriz artık ders çalışacağımız için gezip tozuyoruz." dedim işi kurtarmak için.
Üçüzlerin yanındaki kızlardan, sarışın olan, "İyi gelin oturun, muhabbet edelim." deyince esmer olan kız; kıza dönüp değişik bir şekilde baktı. Galiba bizi istemiyorlardı. Doğal olarak.
"Yok biz size rahatsızlık vermeyelim," deyince kendini her yerden soyutlayan Acar sessizliğini bozdu "Otur işte nazlanma," deyince gözlerimi devirdim ve çemberi tamamlamak adına maalesef Acar'ın yanına oturdum. Yüzümü ona doğru yaklaştırarak "Nazlı değilim tamam mı?" dedim.
O da alaycı bir ifadeyle gülümseyerek "Tabii değilsin sıra arkadaşım," dedi, sıra arkadaşım lafını bastırarak söyleyince gözüm teklemeye başlamıştı. Beni nasıl sinir edeceğini sebepsizce çok iyi biliyordu. Beni önceden tanıdığını buradan anlammış mıydım?
Acar beyin bana karşı daha iyi olmasını beklerken bir anda tekrar böyle olması garip hissettirse de bozuntuya vermedim. Nedenini bilmediğim bir şekilde biberimizden hoşlanmıyorduk ama yeri gelince yardım ediyorduk. Bu ne biçim denklemdi?
Son kez ona baktığımda onu son kez gördüğüm an aklıma geldi, iğneden korkan küçük erkek çocuğu; elimi sıkıca tutan bir çocuk.
Aklımdaki düşünceleri bir kenara bıraktım ve konuşulanlara kulak verdim. Diğerleri muhabbet ederken esmer olan kız bize dönmüştü.
"Siz ne konuşuyorsunuz?" diye sorunca ikimiz de aynı ifadeyle "Sana ne." demiştik.
Herkes şaşkın dolu bakışlarla bize döndüler. Sinirimizi ondan çıkarmıştık ve kızın morali bozulmuştu. Özür dilemeli miydim? Kendimi kötü hissetmiştim ama kızdan iyi enerji almıyordum. Sarışın kız daha iyiydi.
Kıza atarlanmıştık ve kız üzücü bir bakışla Acar'a bakmıştı, onları takmayıp Acar'a döndüm. Ona baktığımı fark etmiş olacak ki bana dönmüştü. En son ikimiz birbirimize bakıp önümüze döndük. Ketum şey!
"Siz çocuklarla aynı okuldasınız değil mi?" diye sordu sarışın kız konuyu değiştirmek adına.
Su başını olumlu anlamda sallayıp Acar ve beni gösterip "Aynı sınıftayız," deyine sessiz bir şekilde "Maalesef," deyiverdim.
Acar kulağıma eğilip "Rahatsız oluyorsan başka bir sınıfa geçebilirsin," deyince omuzundan ittim. Bu hasta değil miydi? Benim sayemde iğne vurulmuştu, bir teşekkür etmeliydi ama o teşekkür etmeyip eski haline dönmüştü.
"Kazanmadan bir yere gitmiyorum," deyince yine "Kolay gelsin." dedi. Çocuk çocuk işleri vardı ama sebepsizce onunla didişmeyi seviyordum. Tanıdık geliyordu.
Gözlerim; bizi izleyen Aras'a kayınca gülümsedim ve konuşmalarını dinlemeye başladım.
Anıl "Hadi doğruluk mu cesaretlik mi oynayalım?" deyince başımı hayır anlamında salladım.
"Siz oynayın ben sevmem bu oyunu." Bu oyunu gerçekten de sevmiyordum. Çok gereksizdi, sanki başka oyun yokmuş gibi.
Acar, sanki bu anı bekliyormuş gibiydi. Alayla bana döndü ve yine beni sinir etti. Rahat duramıyordu.
"Korktun mu yoksa?"
Yavaşça gözlerimi kapatıp açtım ve ona döndüm sert bir yüz ifadesiyle. Gözlerimden Ateş çıkıyordu sanki, ben biraz da olsa iyi olan Acar'a alışmıştım.
"Ben de oynuyorum," Ona bakarak söylediğim bu şeye sevinmişti.
Anıl önceden içtikleri bitmiş soda şişesini alıp ortamıza koydu ve çevirdi, alt kısmına gelen soruya cevap verecekti. Ağız kısmına gelen ise soracaktı.
Hızla dönen şişe şişe sarışın kız ile Acar ile durunca herkes pür dikkat onları izledi. Sarışın kız soruyor; Acar ise cevaplıyordu.
Sarışın kız ilk soruyu sormadan Acar direkt 'doğruluk' dedi. Kız sanki bu anı bekliyormuş gibi gülümsedi ve sorusunu sordu.
"Kimsenin senin hakkında bilmediği bir şey söyle."
Acar'ın istemsizce kaşları çatılmış, bu soruya cevap vermek istemediği açıkça belliydi. Ellerini yumruk yaptığın gördüm. Ortam epey gerilmişti, Su ile birbirimize baktığımız da Su 'kalk, kalk.' Der gibi bakıyordu. Tam selam verip kalkacakken Acar konuşmuş bizi durdurmuştu.
"Psikolojik destek alıyorum, hatta alıyordum."
Kızlar bu sorunun cevabına şaşırmalarda çocuklarda bir tık yoktu. Sonuçta kardeşlerdi, her şeylerini biliyorlardı.
Anıl kimsenin bir şey demesine müsaade etmeden şişeyi çevirdi.
Şişe bir kaç tur döndükten sonra Su ile Aras arasında durdu, Su o beklenen soruyu sordu.
"Doğruluk mu cesaretlik mi?"
Aras hiç düşünmeden "cesaret," deyiverdi.
Yürek mi yedin Arascım? Su gibi bir kıza karşı cesaret mi dedin? Rezil olursa ben karışmazdım, ne de olsa cesaret demişti yürek yedikten sonra.
Su herkese gülümseyerek baktıktan sonra "Telefonundaki mesaj kutuna bakabilir miyim?" diye sorunca Aras'ın gözleri kocaman oldu ve gözleri Acar'a kaydı.
Ne yapmaya çalıştığını anlamıştım, kimin kankası sonuçta.