"Hoş geldiniz hanımlar,"
diyerek bizi içeriye davet eden Hızlı Nermin Teyzeye gülümseyip annemle terliklerimizi çıkardık.
Annemin elime tutuşturduğu tabağı Nermin teyzeye uzatınca önceden adını Anıl diye öğrendiğim çocuk "Şey ben alayım onu," diyerek tabağı elimden aldı ve mutfağa seri adımlarla ilerledi.
Yaptığımız kekleri yemiyorsa bende burada eşek gibi anırırım, zamanında ablanız da birkaç kaçamaklar yapmıştı; oradan biliyorum yani.
Tabağı verdikten sonra içeriye girmiştik, salona geçtiğimizde dün görmediğim diğer üçüzle karşılaşmıştım. Göz göze gelince içimin sebepsizce titrediğini hissettim, ben onu nereden tanıyordum peki?
Benden uzun boyluydu, kumral saçları ve renkleri gözleri vardı.
" Üçüz üçüz değil ki hepsi afeti devran anasını satayım" diyerek isyanımı belirttim.
Mahallemizde, hem de alt katımızda kimler varmış da haberim yokmuş. Neler kaçıyordum da haberim yoktu ama arasından birisine gıcık oluyordum, işte onu bulmam lazımdı. Bu çok önemliydi ve ne için geldiğimi unutmamalıydım.
Buraya gelme fırsatını bulmuşken bu fırsatı değerlendirmeliydim.
Daha yeni gördüğüm üçüzle selamlaşıp beni dün kurtaran çocuğa döndüm. Ona da selam verip koltuklardan birisine oturdum. Yeni gördüğüm üçüz de bana selam vermişti ama diğeri bana bakamaya bile tenezzül etmemişti, derdi neydi bunun?
Annemle birlikte koltuklara yöneldiğimizde annem çocuklara bakarak gülümsüyordu, kimsenin duyamayacağı bir ses tonu ile çocuklara bakıp "Maşallah" diyerek koltuklara oturdu.
Annemin bu sözüne karşılık gözlerim kocaman oldu ve ona döndüm, kimsenin duyamayacağı bir ses tonu ile ona cevap verdim.
"Seni imana davet ediyorum anne."
Annem bana yandan bir bakış atıp gülümsemeye devam etti. Annemin bu tarz davranışları çok oluyordu, sanki bilerek yapılmış gibi bütün arkadaşlarının yakışıklı oğulları vardı. Bizde de kalp vardı öyle değil mi?
Kendi kendime düşünürken Nermin teyze de kapıyı kapatmış: Anıl ile birlikte odaya gelmişlerdi.
"Tekrar hoş geldiniz, ne içersiniz Hilal?"
Nermin teyzenin bu sorusuna karşılık annem her zaman olduğu gibi acitasyon yaptı. Neden buna baş vuruyorlardı anlamıyordum.
"Zahmet etme Nermin," deyince Nermin teyze "Ne zahmeti canım söyleyiverin işte." dedi.
"Zahmet olacak ama orta şekerli bir kahveni alırım," deyip bana döndü.
Başımı olumsuz anlamda sallayıp "Bir şey istemiyorum, sağ olun." dedim ve önüme döndüm. Kahve ya da çay sevmezdim. Su en güzeliydi.
Karşı koltuklar da oturan üçüzlerden bir sessizliği bozdu, kimse onu duymasa da ben duymuştum.
"Hala değişmemiş."
Kimden geldiğini anlamadığım için onlara bakmamıştım bile. Daha fazla inadıma dayanamadım ve bana bakanla göz göze geldim, sebepsiz bir şekilde bana kaşları çatık bakıyordu havlulu. Gerçekten bunun derdi ya da sorunu neydi?
Bakışlarımı ondan çektim annemin koluyla bana vurmasıyla. Ona döndüğümde tekrardan koluma vurup mutfağı gösterdi, 'ne var anlamında?' başımı sallayıp kulağıma doğru eğildi.
"yardım etsene kızım," deyince bize bakan üçüzlere bir bakış atıp derin bir nefes aldım ve mutfağa doğru ilerledim. Aslında yapmak zorunda falan değildim ama sadece Nermin teyzenin gözüne girmek için yapıyordum.
Mutfağa girdiğimde Nermin teyze bir iş ile meşguldü. Mutfağa girdiğimi gören Nermin teyze "Otur kızım," dedi.
"Yardım edeyim?" diye sorduğumda "teşekkür ederim kuzum," dedi ve eliyle dolabı gösterip "Kişi sayısı kadar tabak çıkar emi kızım?" dedi. Gülümseyerek başımı salladım ve dolaplara doğru döndüm, hangi dolaptaydı tabaklar?
Bizim tabakları koyduğumuz dolaba gitti elim, tahmin ettiğim gibi de doğru çıkmıştı ama bir sorun vardı. Biz ilk kata tabakları koyarken onlar ikinci kata koymuşlardı. Tabii evdeki herkes uzun olunca...
Nermin teyzeye yandan bir bakış attım, benden uzundu ve benim boyum oraya yetmiyordu, o kadar kısa değildim ama bu tabaklar epey yukarıdaydı.
Neden oraya koyarsın ki zaten?
Parmak uçlarıma çıkıp orta parmağımla tabaklara dokundum ama yetişemiyordum. Nermin teyzeye döndüğümde kahveleri yaptığını ve bana yardım edemeyeceğini gördüm.
Beklemediğim bir anda üzerimde bir gölge hissettim, başımın üstünden bir kol tabaklara uzanıyordu. Bu kimdi şimdi?
Başımı yan çevirdiğimde bu dünün aksine görmediğim üçüzlerden bir tanesiydi. Göğüsüne geliyordum ve kokusu burnuma doluyordu, Evin içinde de parfüm mü sıkar insan? diye düşünmeden edemedim. Parfüm kokusundan nefret eden ben bu kokuya bayılmıştım. Acaba markasını sorsam mı? diye düşünürken içimdeki şüküfe beni azarlardı.
"Salak salak davranma moduna geçme Duru!"
Şüküfeyi takmayıp ona bakmaya devam ettim. Sabaha kadar böyle durabilirdim.
Saçları anlına düşmüş dümdüz ilerliyordu, çene kasları çok hoştu ama beni ilgilendirmiyordu. Kendimi mi kandırıyordum?
Ben onu inceleyene kadar o tabakları çıkarmış bana dönmüştü.
"Nefes alabilirsin," deyince ağzımdan istemsizce "ha?" kelimesi çıktı. Rezillikten başka bir şey değildim.
Böyle bir tepki verdiğimi görünce güldü, Nermin teyzede bize dönmüştü zaten.
"A sen mi geldin Aras?" dedi Nermin teyze.
İsmi Aras mıydı? Ne kadar güzel ismi vardı? diye düşünmeden edemedim.
"Duru tabakları alamadı da yardım ettim," deyince öküze bakar gibi ona döndüm.
Adımı ne güzel demişti, ah Aras üzümlü kekim Umarım sen değilsindir bana yazan. Yoksa çok üzülürüm.
O olamaz diye geçirdim içimden, o öküzdü bu ise centilmendi. Ah şimdiden yorulmuştum. Başım ağrımaya başlamıştı
"Teşekkür ederim," dedim sessizliğimi bozarak.
Teşekküre karşılık gülümseyip dolabı kapadı.
"Önemli değil," dedi ve içeriye gitti.
Ben de tabakları elime alıp arkasından baka kaldım. Dakikalarca kapıdan dışarıya baktım, donup kalmıştım.
Nermin teyzenin sesini duyunca yavaşça ona döndüm, transtan çıkmıştım.
"Yardım severdir Aras'ım." dedi Nermin teyze.
Ona dönüp gülümsedim ve tabaklara yiyecekleri doldurdum. Elimin titremesine engel olamıyordum. Ne oluyor sana Duru! kendimi kendimi azarlayarak sakinliğimi korudum.
Herkese eşit miktarda koyduktan sonra ikişer ikişer elime alıp içeriye götürmeye başladım. Elimde tabaklarla geldiğimi gören Aras; hemen ayağa kalktı ama yanındaki üçüzü onu geri oturtturdu.
Ne yapıyordu bu? Ne güzel bana yardım edecekti! diye isyan edince onun hala ismini bilmediğim aklıma geldi.
Bunun ismi neydi?
Tek gözümü kısıp ona baktım, gözlerimiz kesişince 'ne var?' Anlamında başını salladı.
'Bir şey yok' anlamında başımı sallayıp tabakları herkese dağıttım, üç tur döndükten sonra bende oturmuştum. Bacaklarımın ağrıdığını hissedebiliyordum.
Hizmet etmek ne kadar zor ya, Nermin teyzeye acıyordum. Tabii Aras gibi bir oğlu varken çok yorulmuyordur öyle değil mi? bizim eve de bir Aras lazımdı.
Önümdeki zigon sehbanın üzerinden tabağı elime aldığımda annem yine sorularına başlamıştı.
"Ay ben sizi karıştırıyorum çocuklar, kim kimdi?"
diye bir soru sorunca gülümsedim. Ara sıra saçmalıkları işe yarıyordu.
En baştaki, yani asabi olan "Ben Acar," dedi hissiz bir şekilde. Duygusuz mal, diye geçirdim içimden.
Ortadaki "ben Aras," dedi ve nezaketen gülümsedi, bir an eridiğimi hissedince Acar ile göz göze geldik. Bana öldürecekmiş gibi bakmasının bir açıklaması var mıydı? Yoksa canı sıkılıdığı için mi yapıyordu?
En uçta oturan da "Ben de Anıl." deyince annem hepsine memnun olmuş gözlerle baktı. Sanki damat seçiyordu. Gözlerimi devirdiğimde aklıma çok saçma bir şey gelmişti; bunların isimleri hep de A ile başlıyor yahu!
Neden acaba? dedi içimdeki şüküfe.
Neden? dedim ona hitaben
Üçüzler çünkü! dye bağırınca bir an irkildim. Aklımdaki saçma düşünceleri atıp hepsini tek tek süzdüm. Bu iş sandığımdan da zor olacaktı.
Acar: onun odası olmadığını söylemişti, onu eledik.
Kaldı ikisi...
Aras: sen asla olamazsın, içinde bir öküz yatamaz!
Anıl: işte şüpheli sen gözüküyorsun Anıl!
Buldum mu şimdi? diye düşünürken Acar ayağa kalktı ve içeriye doğru ilerledi. Hangi cehenneme gidiyordu Allah'ın zebanisi. İçimi fazla merak duygusu sardığından daha fazla duramayacağımı anladım.
Bende lavaboya gideceğim ayağıyla arkasından ilerledim, koridora yaklaştığımda benim altımdaki odaya doğru ilerledi ve kapıyı açacakken bir anda durdu. Ne olmuştu? Neden durmuştu?
Bende arkamdan birisi mi geliyor diye kontrol ederken beklemediğim bir anda kolumdan çekilmem bir oldu. Ne oluyor lan!
Benim daha konuşmama müsaade etmeden eliyle ağzımı kapatıp bağırmama engel oldu, kaşlarını çatmış çok yakınımdan bana bakıyordu. Bu kadar yakın olması normal değildi.
Koyulaşmış mavi gözlerini mavi gözlerime değince aklımda belli belirsiz sahneler oluştu. Sanki gözlerin gözlerimde bir ışık arıyormuş gibiydi, bir şey bulmaya çalışıyormuş gibiydi ama ne aradığı tartışılırdı.
Umduğunu bulamamış olacak ki bana daha çok yaklaştı ve sessizliğini bozdu.
"Ne yapmaya çalışıyorsun?"