Özel jetin motorları altımda homurdanıyordu; nabzımın gümbürtüsüyle yarışan, alçak ve amansız bir sesti bu. Sadece yedi gün… O salonda Devran’ı seçmemle kendimi Akdeniz’in otuz bin fit üzerinde, hiç istemediğim bir düğüne, tanıdığımı sandığım bir adama doğru uçarken bulmam arasında geçen tüm süre buydu. Pencereden dışarıdaki uçsuz bucaksız maviliğe baktım. O derinliğin bir yerlerinde geride bıraktığım hayatım vardı; Londra’da eğitim gören, babasının sadece sert bir iş adamı olduğuna inanan, aşkın nazik ve şefkatli bir şey olduğunu sanan o masum kız… O kız artık ölüydü. Babamın kanlar içindeki bedeni ile o salonda dikilip odadaki en tehlikeli adamı kocam olarak seçtiğim an arasındaki o karanlık boşluğa gömülmüştü. "İçkine hiç dokunmamışsın." Arkama dönmedim. Yaklaştığını hissetmiştim

