Parti başlayalı üç saat olmuştu ve ayaklarım artık isyan ediyordu. Devran’la iki kez dans etmiş, şehirdeki neredeyse her suç baronuyla tanıştırılmış ve yüzüm kasılana kadar gülümsemiştim. İlk giydiğimde üzerimde bir zırh gibi duran o zümrüt yeşili elbise, şimdi sadece süslü bir kafes gibi hissettiriyordu. Sohbetin kısa bir an duraklamasını fırsat bilip Devran’ın kulağına, "Lavaboya gitmem lazım," diye fısıldadım. Belimdeki eli hafifçe sıkılaştı. "Asel sana eşlik etsin." "Kendi başıma bir lavaboya kadar gidebilirim herhalde." "Leyli..." "Devran." Başımı kaldırıp gözlerinin içine baktım; o koyu bakışlarda endişe ve kontrol tutkusunun savaştığını görebiliyordum. "İyiyim ben. Alt tarafı lavaboya gidiyorum. Her yerin korumalarla dolu olduğu bir binada başıma ne gelebilir ki?" Beni uzun

