Dakikalar geçti. Kimse kımıldamadı, kimse fısıldaşmadı. Ferhat’ın o yırtıcı gülümsemesi bile yüzünde donup kalmıştı. Ve sonunda... Kapı açıldı. Öyle bir gürültüyle ya da şatafatla değil. Sadece hafif bir tıkırtı; ahşabın mermer üzerindeki o ince fısıltısı... Ama odadaki herkes sanki bir silah patlamışçasına irkildi. Sırtlar dikleşti, nefesler tutuldu; her göz o kapıya kilitlendi. Sessizliğin içinde ayak sesleri yankılanmaya başladı. Ağır, ölçülü ve sarsılmaz... Mermer üzerinde tıkırdayan o pahalı deri ayakkabıların sesi her şeyi anlatıyordu. Her adımı kasıtlı, her adımı kendinden emindi. Acele etmesine gerek olmayan, kimseye bir şey ispatlama derdi gütmeyen birinin gelişiydi bu; gücü mutlak ve sorgulanamaz olan birinin... Gözlerimi yerden kaldırmadım, o "itaatkar ganimet" rolüne devam

