Sabah güneşi, taş evin penceresinden içeri dolduğunda Ela ve Baran ilk defa aynı uykunun ardından göz göze uyandılar. Ela’nın saçları dağılmış, yanağında yastığın izi kalmıştı; ama Baran için o, hiç olmadığı kadar güzeldi. Ela, uykulu bir tebessümle Baran’a baktı: “Sen hâlâ buradasın…” dedi; sesi kısık, neredeyse bir çocuk gibi şaşkındı. Baran, Ela’nın yanağını okşadı; dokunuşu sabahın ilk ışığı gibi sıcaktı: “Ve sen… hâlâ yanımdasın. Artık her sabah böyle olsun.” Ela, başını Baran’ın göğsüne yasladı; nefesini dinledi. O kalp, bir zamanlar taş duvarlar gibi soğukken şimdi onun nefesiyle ısınmıştı. “Dün gece… sadece bedenimiz değil, ruhumuz da birleşti,” dedi. Baran’ın bakışları derinleşti; “Ve bu birleşme, bir ömre yetmez Ela…” diye fısıldadı. --- O gün, Ela’nın yüzünde alışılmadık bir

