“Daha aşkı hiç yaşamamış bir adamsın neden mümkün olmasın. Mümkün tabi."
Önündeki yemeğe verdi dikkatini ekmeğini bitirince tekrardan turşu suyu içti benimkisi daha yeni bitmişti.
"Buradan sonra nereye gitmek istersin Masal Kızı?"
"Bilmem başka yere daha mı gideceğiz."
"Seni çok eğleneceğin bir yere götürebilirim."
Yemeğimizi yiyip kalktıktan sonra arabaya geçtik gideceğimiz yer uzakta mıydı? Sorsam gıcıklık yapar söylemezdi kesin. Arabada sessizce gideceğimiz yerin nere olduğunu düşünürken Beyoğlu'na doğru gitmeye başladı anlaşılan gerçekten eğlenecektik bugün. On beş yirmi dakika sonra araba durunca
"Evet inebilirsiniz Masal Kızı."
Arabadan indim. Bana Masal Kızı diyordu Aras Masal Peri’m derdi içim bir garip oldu tuhaf hissetim ama çaktırmadım. Akşam saatlerinde daha güzel olurdu burası sokaklar daha hareketli, daha canlı ve eğlenceli. Etraf insan kaynıyordu sokakta müzik yapan insanlar. Elimi tuttu.
"Galataya doğru gidelim orası çok güzel olur bu saatte."
Kafamı salladım birlikte Galata'ya doğru yürürken onun avcunun içinde olan elimi çektim. Bir şey söylemedi gayriihtiyari tutmuştu zaten. Kızmamam sakin olmam gerek arkadaşça tuttu sadece dostani. İlerledikçe rengarenk ışıklar, müzik sesinin taştığı mekanlar ve her köşede eğlenen, konuşan veya tartışan insanlar çoğalıyordu. Galata sokağına girdiğimizde köşe başında müzik yapan kişilerin başına doğru gittik.
Aşk layık olanda kalmalı şarkısı çalarken alkışla, sesiyle ya da gülücükleriyle ona eşlik eden insanlar doluydu. Ateş elimi tutup beni kendi etrafımda döndürdü.
"Ne yapıyorsun?"
"Ee hadi dans et. Dans etmeyi sevmez misin? Kimseyi umursama. Bağırarak şarkıya eşlik et bedenini müziğe bırak."
Kahkaha attım ama dans etmeye de başladık. Bir yandan da şarkıya eşlik ediyorum.
"Sana göre aşk laftan ibaret, bana göre hayatın anlamı. Sen bu yolda böyle devam et; Aşk layık olanda kalmalı..."
Bizle birlikte başka kişilerde dans etmeye başladı. Eğlenmiştim bir yandan gülüyor bir yandan dans ediyor kendimi müziğin ritmine bırakıyordum; şarkı bitince müzisyenlerin yanına gitti bir şeyler söyledikten sonra beni çağırdı.
"Ne oldu?"
"Birlikte söyleyeceksiniz hadi. Eşlik etmek isteyenleri alalım."
Şaşırdım nerden çıkmıştı şarkı söylemek yani böyle iyiydi. Aras için söylerdim sadece mekanda onunsa zamanında bulunduğu sahnede.
"Sanki söylemesem daha iyi."
"Hadi çok güzel olacak. Videoya alıyorum en iyi performansın olsun."
Kıkırdadım manyaktı bu çocuk zırdeli hatta. Kafa salladım yanımıza gelen birkaç kişi ile daha şarkıyı seçip başladık. Başta yanımdaki diğer kız girdi şarkıya. Sıra bana geldiğinde Ateş'in kayıt aldığı telefona bakarak gülerek girdim...
Hayat benim
Her anımı yaşadıkça sevesim var
Aldırmam hiç yağmurlara
Benim güzel hatalarım var
Bir an bile vazgeçmedim
Kendi yolumdan...”
Herkes bir ağızdan söylemeye başladı birden kalabalık arttı önlerindeki gitar kılıfına atılan para miktarı da. Şarkı bittiğinde güçlükle nefes alıp verdim Ateş'in yanına gittim.
"Nasıldı."
"Şahane."
"Sen neden söylemedin?"
"Sesimi duysan benimle ev arkadaşı olmaktan vazgeçersin. İyi bir dinleyici olarak kalmak isterim."
Kıkırdadım öyle olsun madem iyi gelmişti bu neden bilmiyorum ama uzun zamandır bu kadar çok kalabalık içinde eğlenmemiştim.
"Eee şimdi ne yapıyoruz?"
Eliyle ileriyi gösterdi.
"Midye yarışına ne dersin?"
Gözlerim açıldı kocaman elimi ağzıma götürdüm
"Yazık olur yenilirsin."
"Deneyelim."
Kafa salladım birlikte midye satan adamın yanına gittik.
"Abi biz gelişigüzel yiyeceğiz sıkıntı olmaz inşallah."
"Olur mu gençler buyurun."
İkimizde ilk midyeleri yedi bol limonlu lezzetli... Dört, beş... Yirmi beş, yirmi altı bu hala yiyor tezgâh biter bunun midesinde hala yer kalır. Otuzuncuyu attım ağzıma artık içim bulanmaya başladı hayır akşamda balık yedim yoksa elliyi görürdüm ben. Otuz beşincide pes ettim.
"Yeter ay şimdi bayılacağım daha fazla midem kaldırmaz. Kusmak üzereyim.”
Kahkaha atarken saçlarımı karıştırdı.
"Minik miden benimle yarışamaz asi kız."
Gözlerimi devirdim.
"Sen birde beni açken gör. Hile sayılır önce balık ekmek yedirdin bana üzerine turşu suyu."
"Aynılarını bende yedim."
"Benim midem küçük bir kere saymam bunu."
Midyeler için ödeme yaparken yürümeye başladık ben oyun kaybetmiş küçük çocuk gibi.
"Ayrıca midyeler büyüktü bunların daha küçük olması gerek içlerini doldurmuşlar."
"Bak sen ee başka."
"Ben Alaçatı'da yedim Aras, Gamze, Bulut ben o zaman elli beş tane yedim."
"Yalnız sana bir şey söylemem gerek."
Baktım ona ne söyleyecekti ki.
"Ne?"
"Benim rekorum yüz yirmi beş."
Gözlerim kocaman oldu ne demek yüz yirmi beş. İçinden tekrar tekrar yüz yirmi mi beş... yok yok cidden yarışamazdım onunla.
"Midenin içinde kazan mı var senin hangi insan evladı yüz yirmi beş tane midye yer ki."
Sırıtarak kendini gösterdi.
"Ben yiyorum işte sana demiştim benimle iddiaya girme yenilirsin."
"Bu şimdilik öyle oldu başka iddiada ben yenerim seni."
Göz kırptı ve alaycı tavırla kafasını salladı bana.
"Yenersin."
Dil çıkardım arabaya doğru tekrar yürürken midemdeki dalgalanmalar ağzıma midemden yemek boruma doğru harekete geçen safranın tadı... Kendimi tutmak istedim kusmamalıydım iğrenç olurdu kusardım gerçekten leş bir görüntü olacaktı. Nefesimi tuttum ateş bastı adeta midemle ağzım arasında gidip gelmekte kararsız kalan safra Ateş'in dönüp.
"Senin neyin var?" demesi ile büyük bir öğürme ile müsait bir köşede duruşa geçti. Yediğim tüm öğünlerimi bir çöp kenarına kusmuş ağzımdaki acımsı tattan son derece hoşnutsuz bir haldeyken başıma eğilip saçlarımı tutup geriye aldı Ateş. cebinden çıkardığı peçeteyi uzattı.
"Özür dilerim senin de mideni bulandırdım."
"Bulanmadı. Böyle şeylerden tiksinmem ben."
Yerdeki o iğrenç kusmuk göletine bakınca benim bile içim bulanıyordu kendi midemden çıkmasına rağmen. Ağzımı sildim bana baktı kusma esnasında gözlerim yaşarmış istemsizce birkaç damla yaş akmıştı öğürme etkisi ile onları sildi.
"İyi misin?"
Kusunca iyi olmuştum az önce patlamaya hazır bomba gibiydim tutmak istedim ama olmadı işte.
"Daha iyiyim."
Karşıki büfeye gitti elinde su ile geri geldi.
"Biraz su iç ağzındaki safra tadı daha çok mideni bulandırır."
Haklıydı acımsı tat hala ağzımdaydı. Kokusunu bile hissediyordum. Diğer elindeki naneli şekeri uzattı.
"Mideni rahatlatsın eve gidince sana bitki çayı yapalım miden rahatlar biraz."
"Ben bugün daha hiçbir şey yiyip içemem."
Güldü bu halime zaten ya gülünür ya ağlanırdı daha fazla ağlamak istemiyordum en iyisi mi gülelim. Arabaya geçip eve doğru giderken midemdeki çalkantıların tekrar oluşması korkusundan kafamı cama yaslayıp gözlerimi kapadım tabi bunca yorgunluğa bedenim gözlerimi kapadığım anda uykuya dalarak karşılık verdi. Yükseldiğimi ve belli belirsiz burnuma dolan bir kokuyu hissettim gözlerimi açmak istiyor ama her istediğimde göz kapaklarım daha ağır geliyordu tıkırtılar duyduğum anda daha fazla inatçılık etmeden açtım gözlerimi. Kolların arasında yüksekte duruyordum bu kolların arasına en son düşmüştüm evet bir saniye Ateş beni neden kucağında taşıyor.
"Ateş."
"Uyandın mı? Arabada seslendim ama gözlerini açmamakta ısrar edince kucakladım ben seni."
İnmek için yeltenince hafifçe yere bıraktı beni.
"İyi misin miden mi bulandı tekrar?"
"Yok iyiyim kusura bakma içim geçmiş keşke dürtseydin taşıdın buraya kadar?"
O sıra salon kapısının girişinde bizi izleyen iki kişi çekti ilgimi. Bulut hala burada gitmemiş ve Gamze'de gülümsüyor bu iyi bir şey demek ki barıştılar.
"Merhaba."
Gamze yanıma geldi sarıldı.
"Çok fenasın nasıl plan kurmuşsunuz çok güzeldi her şey. Sağ olun."
Sarıldım sıkıca.
"Siz mutlu olun yeter."
Bulut geldi yanımıza bana ve Ateş'e teşekkür ettikten sonra bana döndü.
"Sarhoş musun?"
Kafa salladım değildim eğer midye yemek sarhoş yağıyorsa şuanda ben dünyanın en büyük sarhoşu olabilirim...
"Çok yorucuydu hunharca yemek yedik sonra sokakta dans edip şarkı söyledik."
Güldü Bulut
"Yorgunluk sarhoşusun yani."
Kıkırdadım biraz öyle sayılırdı Gamze ve Bulut'u öptüm sonra Ateş'e döndüm koluna dokundum.
"Her şey için teşekkür ederim güzel ve eğlenceli bir gündü."
"Ben teşekkür ederim. Hadi dinlen sen."
Odaya geçtim üzerime rahat bir şeyler geçirir geçirmez kendimi uykuya bıraktım. Gözlerim çalan telefona kadar kapalı bir şekilde uykunun en tatlı halinin keyfini çıkarırken çalan melodi ile açtım gözlerimi. Atakan arıyor yani abim aman neden arıyor bu beni sabah sabah. Açmadan öğrenemezdim tabi en iyi açmaktı.
"Efendim."
"Nasılsın güzelim."
"İyi abi bir sorun mu var?"
"Aşağıdayım müsaitsen insene kahvaltı yapalım birlikte."
Bayram değil seyran değil eniştem beni niye öptü.
"Konu nedir?"
"Kızım abinim ben senin özledim işte."
Bir süre durdum şimdi onun telkinlerine bana nasihat etmesine ya da Aras ile ilgili söyleyeceği tek bir kötü söze tahammül edemezdim. Biranda uyandı ve beni özlediği mi geldi aklına. Kesin planı var.
"Masal orada mısın?"
"Evet."
"Hadi güzelim bekliyorum."
"Tamam."
Telefonu kapadım hızlıca yataktan kalkıp rutin işleri halledip üzerime bir şeyler geçirip çıktım. Aşağıda arabadaydı ayaklarım ona doğru giderken kalbim geri geri adımlar atıyordu. Arabaya geçtim sarıldı bana.
"Nasılsın çıktığından beri hiç aramadın bizi anneme de geri dönmemişin. Seni sıkıp bunaltmak istemedik gelmedik o yüzden ama ben özledim seni."
Güldüm beni mi özlemişti daha neler.
"Neden gülüyorsun?"
"İki yıldır neredeyse hiç görüşmedik birdenbire mi özledin?"
Yüzümü ellerinin arasına aldı yanağıma bir öpücük kondurdu.
"Sen benim minik kardeşimsin özledim tabi."
Cevap vermedim. Arabayı hareket ettirdiğinde yol boyunca annem ve babamla alakalı şeyleri anlattı; rutin yapılan işleri söyledi hiçbiri umurumda değildi sormuyordum da zaten. Araba durduğunda tam abime göre bir yere gelmiştik boğaz manzaralı muhteşem bir kahvaltı mekanı. Restoranda girdik hızlıca siparişleri verdik evdekiler uyuyordu onlara da söylemedim merak etmişlerdir beni...
"İyi misin? Nasıl gidiyor şarkı söylüyor musun hala?"
"Ara sıra."
"Ne güzel dinlemeye gelmek isterim."
Kafasına kiremit mi düştü bu adamın neden bu kadar iyi ki. Kaşlarımı çattım.
"Abi ne istiyorsan açık olur musun? Eve mi dön diyeceksin? Dönmem. Bizimkiler seni özledi gel mi diyeceksin? Gelmem. Sende açık olursan sevinirim."
"Ailenden neden nefret ediyorsun Masal. Biz sana bu kadar ne yaptı?."
"Onlardan, senden nefret etmiyorum. Siz sadece bana iyi gelmiyorsunuz. Sürekli sevdiğim adama nefret kusmanızı dinleyemem hele ki artık yokken ve bu acıyla baş etmeye çalışırken."
"Neden insana ailesi iyi gelmez olur mu?"
Soru mu bu olurdu tabi çocukluğumdan beri hayatımı istediğim gibi yaşayamadım ki ben.
"Ne bekliyorsun abi ben normal çocuklar gibi büyüdüm mü? Arkadaşlarım oldu mu? Hata yapma şansım var mıydı? Annem her şeyi küçük görüp daha dört beş yaşındayken bile beni yargılamaz mıydı? Bana kimse ne zaman büyüdün demedi. Yetişkin bir kız ne zaman oldun diye sormadı. Ağlarken neyin var ağlama diyenim olmadı aksine acizler gibi ağlamam gerektiği hatırlatıldı. Aşık olduğumda kimse neden o diye sormadı sadece bağırıp çağrıldı. Kalbim kırıldığında kimse onu onarmaya çalışmadı abi aksine kimse benim kalbimi kıracak kadar önemli değil dendi. Yaşamayı çok seven cıvıl cıvıl bir kızken hayat doluyken neden intihar ettin denmedi. Hatırlıyorsan sende bağırıp hakaret ettin hastanede. Kendimi unutana kadar içtim, içtikçe kustum herkes yargıladı beni alkolik dedi kimse bana neden içiyorsun demedi anlamak istemedi. Her şeyi merak ettiniz bunca zaman gereksiz her şeyi ama neden mutsuz bir çocuk, genç kız olduğum sorulmadı bana."
Sadece dinliyordu beni araya girmedi bile ama diyemedi bile biliyordu haklıydım. Es vermeden devam ettim.
"Huzursuzum ben çokça mutsuz kimsenin hayatında bir şeylere dokunamayacak kadar işe yaramaz işte tam anneme layık evlat oldum hiçbir işe yaramayan Masal Dinçer."
Ellerimi tuttu.
"Sen bizim canımızsın. Annem ve babam beni de öyle yetiştirdiler hiç sormadım senin gibi karşı gelmedim doğrusu onların bildiğiydi sanki aksini söylersem tökezler düşerdim. Ben öyle büyüyünce senin de öyle olman lazım sandım. Değildi öyle olmak zorunda değildin olmadın da. Sana yürümek koşmak yetmedi sen uçmayı tercih ettin. Sen bana sığınamadın belki ama ben sana sığınsam olmaz mı? Abini kanatlarının altına almak ve uçmayı öğretmek istemez misin?"