Laila’dan
Gözlerini açtığımda henüz hava aydınlanmamıştı. Yavaş adımlarımla yatağından kalkıp banyoya girmiş elini yüzünü yıkadıktan sonra kurutma gereği bile duymadan geri dönmüştü. Mutsuzdu. Amy’nin dün gece yaptıklarını hala atlatamamıştı. Üstelik bir de şey vardı…
Ondan önceki gece, Laila operasyondan eve döndüğünde direkt yatağa gidip üstünü bile değiştirmeden yatmıştı. Uyandığında öğle olmuştu. O kadar yorulmuştu ki o gece. Öldürdüğü adamların sayısını bile hatırlayamıyordu. Güç bela üstünü değiştirip aşağıya indiğinde her zamanki gibi en yakın arkadaşı Emily onlara gelmiş ve biraz gergin halde onu bekliyordu. Laila ne olduğunu merak ederek ona yaklaştığında Emily ilk iş ona sıkıca sarılmış ve teselli veren cümleler söylemişti. Laila biraz rahatlayarak gülümsemiş ve iyi olduğunu söylemişti. Ama Emily operasyondan bahsetmiyordu.
“Ah, Laila sakın üzülme tamam mı? Ben senin yanından hiç ayrılmayacağım. O seni yeteri kadar sevemiyorsa onun hatası.” Gibi cümleler kurmuş ve Laila neye uğradığını şaşırmıştı.
“Bekle, dur Emily…Ne demek istediğini anlamıyorum.” Emily derin bir nefes almış ve cidden dolu dolu olmuş gözlerle ona gördüklerini anlatmaya başlamıştı.
“Yemin ederim bana kalsa sana bunu hiç söylemem ölene kadar saklarım çünkü canın yanacak. Ama mecburum o seni sevmezken, başkalarını mutlu ederken senin onu yıllarca sevmen zoruma gidiyor.”
Laila, tam neden bahsettiğini soracakken Emily konuşmasına izin vermeyerek kollarını sıkıca tutup sarsarak konuşmaya başlamıştı.
“Dün gece sen operasyondan döndüğünde geldiğini söyleyen bir mesaj atmıştın bana. Ben de yanına gelmek için sizin eve geliyordum. Büyük kapıdan geçer geçmez Agit ve adamları arabalarla içeriye dalmıştı. Agit, kapıdaki başına şal takmış olan kızın yanına gitti hemen. Ben onu ilk başta hizmetçi sandım… Ama sizin düşmanınızın kızıymış meğer. Sonra o kız bir anda ağlamaya başladı. Nefes alamıyordu, bir çeşit kriz geçirdiğinden emindim ben de hemşire olduğum için her şeyi bir kenara bırakıp ona yardım etmek için hızlandım.”
“O sırada Agit, kızı sarsmaya başladı ‘nefes al, nefes al yoksa o adamı sikeceğim’ gibi şeyler söylüyordu, ben Agit’i ilk kez öyle gergin gördüm. Tam onlara yaklaştım derken Agit tutup kızı öptü. Ben şok oldum. Suni teneffüs mü yapıyordu yoksa öpüyor muydu anlamadım. Ama genç kız kendini geri çektiğinde şaşkınlıkla Agit’e baktı. Ben de ona seslendim. Ama ikisi de beni duymadı. Bu sefer ikisi aynı anda birbirlerine çekilip öptüler.” Bu sefer isteyerek yaptığından emindim Agit’in bu yüzden gerisin geri döndüm evime. Sana söylemek için geldiğimdeyse partiye katılmıştın.”
Dediğinde Laila dümdüz bir surat ifadesiyle Emily’e bakıyordu. İçindeki fırtına o kadar büyüktü ki! Yıllardır sınırsızca sevdiği adam, iki günlük bir kıza aşık olmuştu. Yetmemiş onu öpmüştü hem de iki kez. Laila ne yapacağını ne diyeceğini bilemeden bekledi bir süre. Sonra içinden bir ses ona bazı şeyleri kendi gözüyle görmesinin daha iyi olacağını söyledi. Emily’le beraber iki üç saat boyunca oturup dertleşti, ağladı, içini döktü. Arkadaşını gönderdikten sonra Amy’i aradı ve onun da kendisinden bir farkı olmadığını anladığında biraz da onun için ağladı.
Üç dört ayda ne hale gelmişlerdi. Bu isyanvari cümlelerle odasından çıkıp aşağıya indiğinde evde kimsenin olmamasının rahatlığıyla mutfağa ilerledi. Patrizia ile biraz konuştuktan sonra evin kapısı açıldı ve içeriye Agit ve Berlin girdi. Onlar Laila’yı göremeyecek kadar birbirlerinde kaybolmuşlardı. Farklı bir haller vardı bunlarda. İkisinin de üstü çamur olmasına rağmen yüzlerinde gizleyemedikleri bir canlılık ve heyecan vardı.
Laila da ise büyük bir hayal kırıklığı ve acı hakimdi. Göz yaşları kirpiklerini sırılsıklam ederken onları izlemeye devam etti. İkisi de aynı anda konuştu.
“Allah’a emanet.”
“Allah’a emanet.” Sonra Berlin kıkırdadı. Ama Laila’nın asıl infazını veren şey Agit’in gözleriydi. Berlin’e öyle bir bakıyordu ki! Sanki dünyadaki en güzel yaratık oymuş gibi, sanki içi gidiyormuş gibi… Agit’i ilk kez böyle görüyordu. Ve onun gerçekten aşık olduğunu bilmekten öte hissetti.
Laila hızla mutfağın içine doğru ilerledi ve oradan arka bahçeye gitti. Elindeki telefona kısa bir an baktıktan sonra kilidini açıp Mert’i aradı.
Telefon açılır açılmaz Mert’in konuşmasına fırsat vermeden lafa atıldı.
“Mert, ben yapamıyorum artık. Gitmeden önce sana haber vermek istedim. Ben Amy’nin yanına gidiyorum ve bir daha döneceğimi de sanmıyorum. Yüreğim artık daha fazlasını kaldıramıyor. Kendine iyi bak. Abim Mattias’a verdiğin sözü en güzel şekilde tuttuğun için teşekkür ederim ama artık bundan sonra yol benim yolum. Seni seviyorum. Ve bana kızma olur mu? Söz, her ay sana nerede olduğumu söyleyeceğim ama artık senin yanında kalamıyorum.” Mert’in bir şey demesine kalmadan yüzüne kapattı ve Amy’i aradı, onun nerede olduğunu öğrendikten sonra hızla arkasını döndü ve karşısında Agit’i görünce şaşkınlıkla kala kaldı. Hala onu gördüğünde amansızca çarpan kalbi onu mahvediyordu.
Sonra bir şey fark etti, Agit’te. Berlin’e baktığı gibi bakmıyordu kendisine… İçi parlamıyordu gözlerinin, her an kahkaha patlatacak gibi durmuyordu mesela… İşte o an Laila bir kez daha verdiği karardan emin oldu.
Agit söze başladı.
“Böyle olmasını istemezdim.”
Laila sadece burukça gülümsedi ve kulağında duran elini serbest bıraktı.
“Ben de ama oluyor işte.” Dedi Laila.
Agit derin bir nefes alarak ellerini cebine yerleştirdi.
“Mattias’a verdiğim sözü yerine getiremedim değil mi?” dediğinde Laila’nın gözleri hemencecik dolmuştu. Sesinin çatlamaması için birkaç kez yutkundu ve öyle devam etti sözlerine.
“Getirdin. Bana göz kulak olma işinde iyiydin. Şu an bu halde olmamın sebebi maalesef ki benim. İnsan yüreğine söz geçiremiyor nedense.”
“Özür dilerim.” Agit’in ağzından dökülen cümleyle Laila başını eğdi ve gözünden düşen damlalar çimenlerin içinde kayboldu.
Sonra yavaşça kafasını kaldırdı. “ Bir şekilde kabul ederim!” dediğinde Agit kaşlarını çatsa da kafasıyla onaylayarak dediğini yapacağını söyledi.
“Sana sadece bir kez sarılacağım. Sonra bir daha beni göremeyeceksin. Geçen yılların hatırına bu kadarını yapar mısın?”
Agit derin bir nefes aldıktan sonra arkasını döndüğünde Laila onları izleyen Berlin’e karşı istemsizce utandı. Dediği her şeyi duymuştu. Agit, Berlin’den onay alırcasına ona baktığında Berlin hafifçe gülümsemiş ve o da Agit gibi başıyla onaylayarak Agit’e izin vermişti. İşte bu Laila için son darbeydi.
Agit ellerini ağırca cebinden çıkardı ve kollarını iki yana genişçe açtı. Laila yıllarca bu anı hayal etmişti ve sonunda gerçekleşiyordu işte ama hiç böyle olacağını tahmin etmemişti. Yine son olduğunu bilerek Agit’e ilerledi. Onları izleyen Berlin’den utanmak istemediği için gözlerini kapattı ve sıkıca sarıldı. Agit onun kabarık saçlarını okşadı, her şeyin iyileşeceğini söyledi ve hep yanında olacağını belirtti.
Bir iki dakikanın sonunda ayrıldıklarında artık daha rahattı.
Agit gülümseyerek konuştu.
“Görüşürüz.” Laila bir kez daha acıttı içini… Onu Allah’a emanet etmiyordu…
“Görüşürüz Agit.” Dedi ve onu es geçip mutfağa doğru ilerledi. Berlin ortalarda görünmüyordu.
Laila hızlıca odasına gitti ve birkaç parça elbisesini alıp korumalarla birlikte evden ayrıldı.
Bir daha geri dönmemek üzere.