ONUNCU BÖLÜM

788 Kelimeler
Ağır tempoda ilerleyen üç ders sonrası, kafamın içinde yayılan ağır is bulutunu hissedebiliyordum, hatta dokunsam isin siyah dokusu parmaklarımın ucuna bulaşacaktı. Gözlerim ağırlaşırken telefonumun ekranındaki saate göz attım, akşam on buçuktu. Bu iyi haberdi. Hoca erken bırakmış, benim de yurdun kapanma saatine yetişmek için koşturmak zorunda kalmayacağım anlamına geliyordu. Boynumu sarıp sarmalayan ve üşümemi bir nebze engelleyen siyah atkımı omuzlarımda yükselttim ve kafamı biraz daha içine sokarak soğuktan gizlenebilmeyi diledim. Aralık ayının sonlarındaydık, havada kar yoktu ama gökyüzü alabildiğine soğuktu. Bakışlarımı yere indirerek montumun ceplerine bıraktığım ellerimle kendimi daha sıkı sarmaladım. Birazdan sıcacık yurt odamla buluşacağımı düşünerek adımlarımı hızlandırdım. Ders bitiminde hep son ayrılan ben olurdum sınıftan. Ağır olduğumdan değildi, insan kalabalığının arasında yürümek istemediğimdendi. En son ben çıkarsam, kimseye çarpmak zorunda kalmadan, kimseyle göz göze gelmeden sakince yürüyebilir ve otobüste daima yer bulabilirdim. Ama o gün adımlarım karşımda gördüğüm kişiyle duraksarken, bu gün sınıftan farklı olarak erken ayrılmış olmayı diledim. Hiç değilse beni rahatsız etse dahi, o insan kalabalığı arasında kendimi daha güvende hissedebilirdim. Bakışlarım önümdeki gri botlarda duraksadı ve yavaşça yukarı tırmanarak daha önce, kantinde gördüğümü hatırladığım o esmer yüzde durdu. Bakışları yüzüme diken gibi batıyordu. "Merhaba," dedi öne doğru bir adım atarak. Yolumu keserek ve bu kadar yakınımda durarak bana kabalık yapmamış gibi rahattı ses tonu. "Alper ben, daha önce de karşılaştık kantinde... Hatırladın mı?" Yüzüm asıldı ve bir adım geriye çekilerek omuzlarımı dikleştirdim. "Hayır." Yüzündeki rahat ifade bir an dağılmaya yüz tutsa da çabuk toparladı. Elini öne doğru uzatırken hafifçe gülümsüyordu. "O halde kendimi tanıtayım, ben Alper Yıldırım, tanıştığıma memnun oldum... Yazgı." Kalbim korkuyla çarptı ve adımlarım geriye gitmek isteyerek bedenimi zorladı. Kendime, insanların adımı bilmelerinin absürt bir durum olmadığını tekrarladım. Bakışlarım uzattığı eline değmezken gözlerimi yüzünde tuttum ve başımı hafifçe salladım. Elini tutmayacağımı anladığında o da hafiften başını salladı ve elini çekerek montunun cebine sakladı. "Hava da soğuk, seni fazla tutmayacağım... Sana uzun zamandır bir teklif sunmak istiyordum." Kaşlarım havalanmıştı. "Buyrun." Devam etmeden önce duraksadı ve derin bir nefes aldı. "Gazetecilik son sınıfım, oluşturmak istediğim bir proje var ve bana sağlam öğrenciler lazım. Her sınıftan bir kaç kişiye ihtiyacım var. Hocalarıma danıştığımda, Ali Hasan hoca seni önerdi. Daha önce söyleyecektim ama hiç denk gelemedik, numaranı da bilmiyordum..." Bakışlarını yüzüme kaldırdı. "Kuracağım gruba katılmak ister misin? Yeterli miktarda fon ayarladım ve projedeki öğrenciler de kendi alanlarında gelişirken burs olanağı da olacak." Gelişmekten çok, ilgimi çeken kısmın burs olması, kendime kızmama ve utanmama sebep oldu. Sadece KYK'nın verdiği öğrenim kredisiyle geçinmeye çalışan ben için bu, bulunmaz bir fırsattı. "Henüz birinci sınıf olduğumu biliyorsunuz, değil mi?" diye temkinle sordum emin olmak için. Başını hızlı hızlı salladı. "Evet evet, biliyorum. Seninle birlikte birinci sınıftan bir öğrenci daha olacak, her kademeye fırsat olanağı sunmak istiyorum." Proje aklıma yatmıştı, işin içinde sevdiğim bir hocanın olması da içimi rahatlatmıştı. "Size nasıl ulaşabilirim?" diye sordum alçak bir sesle. Şaşırmış göründü. "Telefon numaramı vereyim..." Söylediği numarayı telefonuma kaydettikten sonra, "Teşekkürler, sizinle iletişime geçeceğim." diyerek yanından hızlıca ayrıldım ve giden otobüse yetişmeye çalıştım. Ailem bana maddi destek sağlamıyordu, annemin söylediğine göre babamın işleri iyi gitmiyordu, ben de bu yüzden onlardan para istemeye çekiniyordum ve kendi kendime yetmeye çalışıyordum. Okula bir çok defa burs talebi için başvuruda bulunmuştum ama hiç geri dönüş alamadım. Babamın üzerinde iki ev tapusu görünüyordu ama birinde abim ve eşi, birinde biz oturuyorduk. Eski külüstür bir arabamız vardı bir de bir kaç verimsiz arsa. Annem arsaları satması için çok dil dökmüştü ama babam onlardan vazgeçemiyordu. Kenarda hiçbir işe yaramadan öylece duruyorlardı. Ve bunlar yüzünden devlet tarafından zengin görülüyordum, bana burs bile vermemişti KYK. Benden çok daha iyi durumdaki arkadaşlarım burs alırken üstelik, babalarının iyi maaşları olmasına rağmen. Oysa babamın ne maaşı vardı ne de düzenli bir işi. Varlık içinde bu yokluk büyük bir ironiydi ve canımı bir hayli sıkıyordu. Yurda varana dek başımı cama yaslamış, yol boyunca projeyi düşünmüştüm. Detayları sormasam da, tahmin ettiğim kadarıyla bölümle alakalı konuları işleyecektik. Otobüs yurdun önünde durduğunda ağır adımlarla araçtan indim ve karanlık yolda karşıya geçerek yurt yolunca yürüdüm. Gecenin karanlığı alabildiğine koyu, soğuğu ise dondurucuydu. Yurdun önüne bir kaç, son model araç sıralanmıştı ve içinden kızlar iniyordu. Sevgililerini yurda bırakan zengin erkek arkadaşları. Atkımı hızlıca tekrar boynuma geçirirken adımlarımı bodrum katındaki yemekhaneye doğru hızlandırdım. Beklediğim gibi çoğu yemek bitmiş ve bize soğuk bir iki çeşit yemek kalmıştı. Hem bayat hem tatsızdı ama guruldayan midem için bunlar önemsiz detaylardı. Ne kadar tatları olmasa da bu yemeklere burun kıvıracak lüksüm yoktu, diğer arkadaşlarım aç kalma pahasına yemekhaneden yemek yemiyor ve beni de yediğim için tuhaf bulup eleştiriyorlardı. Ama umrumda değildi, bir keresinde az kalsın zehirleniyor olsam bile umrumda değildi. Aktif çalışan bir zihin ve en önemlisi finallerim için besine ihtiyacım vardı. Boş tepsimi teslim ettikten sonra yukarı, odama çıktım ve doğalgazdan yükselen sıcaklığı kucaklayarak üzerimi değiştirdim. Yatağa uzanıp, bu gün işlenen konulara göz atarken uyuyakalmışım.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE