⩳ ⪪ Bu Cadılar Birer İkon! ⪫ ⩳

1237 Kelimeler
Müdire Sisaundra ve Müdür Dumbeldore karşı karşıya gelinceye kadar tüm öğrenciler arasında bir sessizlik olmuştu. Farklı tonlarda ve farklı renklerde oldukça 'gotik' giyinen Vhartlox Cadıları, Hogwarts Cadılarını bir yırtıcı edası ile izliyordu. Sirius Black keyifle sırıtarak kolunu James Potter'ın omzuna attı. Bu yıl harbiden çok eğlenceli olacaktı ve çapulcular bunu dört gözle bekliyordu. "Profesör Dumbeldore." Yarısı siyah yarısı beyaz saçları, kadife sesi ve kendinden emin duruşu ile Müdüre Sisaundra başıyla çok hafif bir selam verdi karşılığında ise Albus Dumbeldore'dan büyük bir baş selamı ve kocaman bir gülümseme aldı. "Okulumuza hoş geldiniz Müdüre Sisaundra, siz ve cadılarınız biz ve öğrencilerimizin çok eğlenceli bir okul yılı geçireceklerinden hiç şüphem yok. Yorgun olduğunuzu var sayıyorum. Aynı zamanda söylenenlere göre Cadıların kalbi midelerinden geçiyormuş hadi beraber bir ziyafet çekelim." Müdüre Sisaundra keyifli bir gülümsemeyle onayladı. "Doğru duymuşsunuz Profesör, cadılarımın ve benim kalplerimiz midelerimizden geçer, eh büyümüzde." ⨭⨮ Hilenova Vasilos Hogwarts oldukça güzel bir yapıydı ama Vhartlox'un değil yanından arkasından bile geçemezdi. İlluna grubu olarak kendimize ayrılan tek kişilik özel odalarda bulunmamızın tek sebebi kendimizi toparlamamız ve üzerimizi değiştirmemiz içindi. Yüzümdeki üzerine saatler harcanan makyaja dokunmak gibi bir düşüncem olmadığından üzerimdeki cübbeyi çıkarıp odaya fırlattım. Çoktan yerleştirilen elbiseler ve kıyafetler arasından siyah, dantelli ve diz kapağıma kadar gelen işlemesi olmayan elbiseyi giymeye karar kıldım. Odadan çıkmadan önce son kez dönüp daha şimdiden darmadağın olmuş odaya baktım. Bir ara toplardım. Sisaundra bizi Hogwarts koridorlarının karışık bir yapısı olduğuna ve zorlanırsak yol büyüsü yapmamız konusunda uyarmıştı. Evet, ona Sisaundra diyordum çünkü bende hiç bir zaman bedava saygı yok, eğer saygı istiyorsan hak etmelisin. Tabii bir gün tüm bu söylediklerimin tersini yapacağımı biliyorum ama kimin umrunda? Enerjimi tırnaklarıma topladım ve tılsımları fısıldadım, enerjimin rengi silikti ama mavinin en koyu tonuna sahipti, sadece bizim türümüz olan cadıların görebileceği ince bir çizgi gibi yol gösteriyordu. Siyah şık topuklu ayakkabılarım, siyah dantelli elbisem, dik duruşum ve ben; bizler mükemmel bir üçlüydük. Büyük Salon denilen yer oldukça büyüktü ve içinden gelen kokular iştah kabartıcıydı. Evet, belkide haklılardı biz cadıların kalbi gerçekten de midemizden geçiyordu. İleride bana el işareti yaparak gelmemi söyleyen Rozerin'e bakarak onun oturduğu masaya doğru ilerledim. Bir Gorria olmasının gururu olan kelimenin tam anlamıyla alev rengi saçlarıyla oturduğu masadaki diğer öğrencilerin formalarının rengi ile uyuşuyordu. Neydi bu Binanın ismi? Benim için açtığı yere otururken bize kısaca özet geçilen bilgileri hatırlamaya çalıştım. Aslan ve kırmızı renk.. Gry.. Gryffindor? Yanlış hatırlamıyorsam buydu, anlamı neydi ki? Tam karşımızda oturan kızıl saçlı bir kız hoş bir gülümseme ile baktı. "Merhaba, ben Lily Evans. Siz bilmiyorsunuz belki ama oturduğunuz masanın binası ile derslere gireceksiniz, aynı yıldayız. Umarım iyi geçiniriz." Şokla Rozerin'e baktım. Mahcup bir gülümseme takındı ama yine de eğleniyormuş gibi gözüküyordu. "Bende bilmiyordum Nova, sonradan öğrenince yalnız kalmak istemedim." kırgın bir bakış atsamda tavrım hemen çözüldü. "Memnun oldum Lily- isminle seslenmemde sorun yok değil mi?" Sorun değil dercesine bir baş hareketi yaptı. "Bende Hilenova Vasilos, Nova'yı tercih ederim. Umarım aramızda bir sorun olmaz." Sıcak bir gülümseme ile kısa süren muhabbeti kestim ve tabağıma gözüme kestirdiğim birkaç yemekten bolca doldururken kulağıma eğilmiş gözüne kestirdiği yakışıklı çocuktan bahseden Rozerin ile hem yemek yiyip hemde dedikodu yapmaya başladım. "Tanrıça! Sanırım hayallerimdeki erkeği buldum. Aslında başka bir masadaydı ve oraya gidecektim ama Slytherin hakkında baya kötü şeyler anlattılar bu yüzden aramızda mesafeler olacak ama olsun, ben başaracağımıza inanıyorum." Ağzıma bir patates daha tıkıştırdım ve başımı salladım. "Çaktırmadan göstersene." Gözlerini kısarak kafasını saçlarını düzeltiyormuş gibi arkasına eğdi ve iki uzun masa ötedeki siyah saçlı, yeşil gözlü ve donuk bakışlı çocuğu işaret etti. "Ooo," dedim sırıtarak. "İstemezsen haber ver, ben istiyorum." Şakacı bir tavırla kaşlarını çattı ve koluma sert olmayan bir şaplak attı. "Hele bir dokun, bacaklarını kırarım." Umursamadan sırıtarak omuz silktim. Biten ilk tabaktan sonra tabağıma biraz daha etli bir yemekten alacakken bize şokla bakan civarımızdaki öğrencileri öğrencileri gördüm. Gözlerindeki şok bizim hakkımızda gerçekten hiçbir şey bilmediklerini açıkça gösteriyordu. Kıkırdayarak anlatmaya başladım. "Bizim gibi cadıların güçleri midelerinden gelir. Yediğimiz yemekler bize enerji olarak geri döndüğü için kilo almak gibi bir durumumuz da olmaz." Sarışın bir kız dudaklarını büzerek önündeki küçük çikolatalı kekle oynamaya başladı. "Hayat harbiden de size güzel." Evet, hayat bizim gibi cadılara güzeldi. Yemek bittikten sonra üç farklı çeşit daha tatlı yerken etraftaki, sadece bizim masadaki değil, tüm cadıların morallerinin bozulduğu açıkça ortadaydı. Onların baş rolü olduklarını hayal ettiği hayatın başrolü bizdik. Pişmanlık duyuyor muyduk? Hayır, biz cadılar yapardık ve her zaman yanımızda kalırdı. ⨭⨮ Akşam yemeğinden sonra herkes bizi odalarımıza postalamıştı ve ben kelimenin tam anlamıyla bir 'gece' cadısı olduğum için uyuyamıyordum. Benim için gece her zaman en güzeliydi, gündüzü herkes severdi ama gecenin değerini bilen azdı. Kucağıma oturmuş hayat bir pozisyon alan siyah saçlı kedimin kulaklarını kaşırken ilerideki günlerde kesinlikle Hogwarts'ı gece keşfedeceğime kendime söz verdikten sonra mor gözlü tatlı kedim Eres, dağınık odam ve insan gecelikleri ile beraber mutlu ve heyecanlı bir uykuya daldım. Sabah uyandığımda gözlerim acıyordu, daha doğrusu yanıyordu çünkü Hogwarts'da uyanman gereken saat yediydi. Oysa Vhartlox'da ders saatleri Profesörlere bağlıydı. Güç bela yataktan kalkıp yüzümü yıkadıktan sonra aynaya baktım. Siyah uzun saçlarıma ve yine siyah olan gözlerime, gözlerimin altındaki siyah noktaya (nasıl yazılacağını bilmiyorum çünkü kişiden kişiye değişiyor) sıradanlığıma ve sıradanlığımın güzelliğine baktım. Üzerime Gwen'in Büyülü Makasları'ndan aldığım siyah düz bir elbise ile cübbemi giydim. Onun üzerine ise hafiften titremeye başlayan şapkamın ucundan tutup silkeler gibi salladım ve yere düşen kelebek tarzı tokayı aldım, bir şapka cadıların gurur kaynağıydı ve şapkası olmayan bir cadı her zaman küçümsenirdi. Saçımı topladım ve tokayı üzerine yerleştirdikten sonra çoktan kapıma dayanan Rozerin ile kol kola girerek sanki buranın sahibiymişiz gibi dik bir şekilde yürüyerek kahvaltı yapmak için Büyük Salona gidiyorduk. "Sabah gelecekteki kocamla konuşmak için nerede olduğunu bulmak için büyü yaptım," diye başladı dün gece gördüğü gibi kocası seçtiği çocuğu anlatırken. "Kütüphanedeydi ve ben sırf bunu öğrenmek ve yanına gidip konuşmak için on beş dakikada hem güzel bir elbise buldum, hem saçlarımı yaptım hemde koşarak oraya gittim. Ve bil bakalım çocuk hakkında neler öğrendim! Çocuğun ismi Regulus Black'miş ve Vhartlox cadılarını çok merak ediyormuş. Ona istediği zaman gelip beni bulmasını ve merak ettiği her şeyi cevaplayacağımı söyledim. Ve bana Cumartesi günü kütüphanede buluşabileceğimizi söyledi!" Dudaklarımı 'helal olsun' der gibi büktüm ve başımı salladım. "Vay, baya hızlısın." Rozerin 'doğru erkeği' bulmak konusunda oldukça yetenekli ve hızlıydı. Regulus'tan önceki sevgilisi ile Vhartlox'un ilk yılında tanışmıştı ve dört yıllık mükemmel bir ilişkileri olmuştu ama Rozerin zamanla çocuktan sıkıldı ve ayrıldı, bu bana göre biraz acımasızcaydı ama Rozerin kimsenin hatırı için yaşayamayacağını söyleyerek kendini savunmuştu ve ne yalan söyleyeyim, haklıydı. Kahvaltı dedikodumuz uzun sürdüğünden oldukça hızlı geçmişti ve biz şimdi Gryffindor öğrencilerin yönlendirmesiyle birlikte iksir sınıfına gidiyorduk. Yanımızda kendilerini Sirius Black, Rozerin bu detayla birlikte oldukça şaşkındı, James Potter, Remus Lupin, Peter Pettigrew, Lily Evans, -dün geceki sarışın kız- Marlane McKinnon ve daha bir sürü Gryffindor öğrencisi ile beraber sınıfa vardığımızda sınıftaki diğer öğrencilere oldukça soğuk bakıyordular. Rozerin hemen gözleri ile kendi deyimi ile 'kocasını' ararken bende gözlerimle kibirli bakışlara sahip öğrencileri süzdüm. Birkaç tane "Eh, idare eder işte." erkek varken kızların çoğu oldukça güzel ve kıskançtılar. Slytherin Binası hakkında uyarılmıştık, kan ayrımı yapıyorlardı ve oldukça kibirlilerdi. Diğer binalar hakkında pek bir düşüncem olmamasına rağmen kahvaltıda bize anlattıklarına göre Hufflepuff oldukça uyumlu bir bina Ravenclaw ise derslerine çok önem veren insanlarla dolu bir binaymış. Rozerin ile yan yana otururken onların iksir malzemelerininki ile bizimki arasında pek fark olmadığını gördüm, iyi en azından bu konuda öyle çok rezil olmayacağız.Aralarında laf dalaşı olmasını bekledim ama olmadı, belliki bu konuda sıkı azar çekmişler. Koca göbekli bir Profesör içeri girdiğinde ortam bir anlığına sessizleşti. Hadi bakalım, ilk iksir dersimiz başlıyor.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE