5 - Yalı Çapkını

2131 Kelimeler
O gece Elif, yaklaşık bir aydır -istisnasız- gördüğü rüyadan farklı bir rüya görmüştü. En sonunda cesaretini toplayıp annesinin işaret ettiği uçurumdan aşağıya bırakmıştı kendisini. Tam boşlukta hızla düşerken birden kanatları olduğunu fark etti. Yanında beyaz bir güvercin vardı ona destek olmaya çalışan. Birlikte rüzgârda süzülüyorlardı. Ve sonra uyandı. Sabah namazını kılarken içinde tarifsiz bir huzur vardı. Namazın sonunda duasının ucuna " hakkımda hayırlısı ne ise o olsun o zaman" diye iliştiriverdi ve derin bir nefes alıp âmin dedi. Aynı gece Mustafa da farklı bir rüya görmüştü. Kollarıyla sıkıca kavradığı, kaybetmemek için direndiği Denizini bir anda serbest bırakmıştı. Önce öylece bakakalmıştı arkasından. Deniz mutluydu evet mutluydu. Hiç arkasına bakmadan gidişini izledi denizinin. Sonra kendini okyanusta bir balık olarak buldu. Yanında başka bir balık daha vardı. Koca okyanusta iki tane balıktılar sadece. Kendilerini akıntıya bırakıp yüzüyorlardı. Mutluydular. Mustafa uyandığında bir süre yatağın kenarına oturup düşündü, gözleri halıda sabitlendi. Normalde rüyalarına çok ehemmiyet vermezdi. Bilinçaltının etkilediğini düşünürdü rüyalarını. Ama yakın zamanda rüyalarla gelen mesajlar hayatını sarıp sarmalamıştı sanki. Bir süre bunları düşündü, puzzle yapar gibi her olayı ve mesajı yerine oturtmaya çalıştı. Görüntü kafasında oluşmaya başladığında, kısık bir sesle, " Yanlış bir karar vermekten sana sığınırım Allah'ım. Beni ve müstakbel eşimi sıratı müştakım kıl ve bizi hayrınla şereflendir" . Derin bir nefes çıktı ciğerlerinden. Müstakbel eşimi demişti. Evet, bu Elif mi olacaktı bilmiyordu ama mesajı doğru anladıysa artık evlenme vaktinin geldiğini anlamıştı. Her şey O'ndan.. / hayır da.. / şer dahi.. / sen bile .. ................... O gün aklını bir türlü işe yoğunlaştıramıyordu. Sürekli gözü telefonundaydı, bir haber bekliyordu. Öğlene doğru artık bekleyecek hali kalmamış sabrı tükenmişti. Hamza'yı aradı. " Alo " " Selamun aleykum kardeşim... Nasılsın?" " Aleykum selam hacım, hamdolsun iyiyim, sen nasılsın? " Garipsemiş ve bir cevap beklentisi içinde olan ses tonuyla konuşuyordu Hamza. " İyiyim... şey.. " kısa bir sessizlik oldu. Mustafa nasıl konuşacağını bilmiyordu. Tedirgin olmuştu. Hatta aradığına pişman olduğu bile söylenebilirdi şu durumda. " Hacım, akşamki görüşme ile ilgili bir sıkıntı mı var? " Hamza daha fazla dayanamamış ve her zamanki gibi konuyu açan kişi olmuştu. " Yok.. Sorun yok da.. Merak ettim .. Haber var mı diye.. " " Hanım kızımızla daha görüşmedik hacım. Ne yalan söyleyeyim bir şey bilmiyoruz" " tamam kardeşim sen benim kusuruma bakma. Ben .. Şey diyecektim ." " Buyur hacım çekinme söyle" " Haberleşirseniz eğer, benim tekrar görüşmek istediğimi iletebilir misiniz acaba?" "Tabi hacım hatta ben hanımı arayıp hemen söyleyeyim unutmadan" "Sağ olasın kardeşim kusura bakma rahatsız ettim seni de." " Yok hacım rahatsızlık yok, öyle düşünme sakın. Hakkınızda hayırlısı neyse o olsun artık. Benim kapatmam gerekiyor şimdi. Hanımı arayayım." "Amin. Allah razı olsun. Görüşürüz o zaman." " Selametle hacım selametle." Bir süre telefon elinde kaldı Mustafa'nın. Çok hevesli görünmek istemediği için bir yanı pişmandı aradığına. Ama akşamki saçmalıklarını hesaba katınca olumlu bir cevap alma olasılığı düşüktü ve diğer yanı merakına yenik düşmüştü. Çok sabırlı biri değildi Mustafa. ................. Kızlar, sabah kahvaltısını yaparken Elif'ten çok daha heyecanlı görünüyorlardı. Sık sık soru soruyor her ince ayrıntıyı öğrenmek istiyorlardı. Sordukları çoğu soru "bilmiyorum" cevabına çarpıp sönse de pes etmiyorlardı. Elif - dikkatle inceleme fırsatı olmamasına rağmen- Mustafa'yı anlatırken o kadar heybetli, karizmatik ve yakışıklı biri olarak tarif etmişti ki kızlar Brad Pitt ve Jhonny Depp arasında birini canlandırmışlardı hayallerinde. "Kızlar ben tekrar görüşmeyi düşünmüyorum, boşuna telaş yaptınız bu kadar. Kusura bakmayın ama." " Abla bir şans daha vermelisin bence. Böyle tek görmeyle fikir yürütülmez hemen." Bu cümleyi Elif' e hitaben kurabilme cesareti hem de ağzında kocaman bir dilim ekmek varken, ancak Zehra dan gelebilirdi. Masadaki herkes bakışlarıyla gömmüştü Zehra'yı. Bu tür bakışlara karşı bünyesinde bağışıklık kazandığı için pek de sorun etmedi. Kızlar gülerek ve eğlenerek yorumlar yapıyor ve Elif'i durduk yere heyecanlandırıyorlar arada utandırıyor en çok da sinirlendiriyorlardı. Bu sırada Elif'in telefonu çaldı. Arayan Sümeyye ablaydı. Selamlaşma faslını kısa keserek konuya hızlıca daldı. Eşlerin birbirine benzemesi böyle bir şey olmalıydı. " Elifciğim bu biraz hızlı oldu ama artık kusura bakma. Bu işler de biraz acele de şarttır hem." Telefondan, hafif bir tebessüm attığına dair nefes sesi geliyordu. "Dün akşamki görüşme için ne düşünüyorsun? Bir defa daha görüşmeye olumlu bakar mısın?" Merakını hiç dolandırmadan kurduğu cümlelerle belli ederdi Sümeyye abla. Sinsilik ruhunda yoktu, apaçık ve dosdoğru, en kısa yoldan sonuca bodoslama dalardı. Elif kelimelerin boğazına çöktüğünü hissetti. Bir an tıkandı nefes bile alamadı sanki. Tabi ki tekrar görüşmek istemiyordu ama bunu nasıl söyleyeceğini bilemiyor karşısındaki insanları kırmadan nazik teklifi nasıl gerçi çevireceğini düşünüyordu. "Şey.. ben.. Bilemiyorum ki.. çok da çabuk oldu ama .." Pür dikkat telefon konuşmasını dinleyen kızların suretleri kedi kadar masumlaşmıştı. Suratları düşmüş dudakları büzüşmüştü. " Bir kere daha görüşebiliriz sanırım". Son cümlesine kendi bile inanamamıştı. İç sesi " hayıııırrr! aslaaa!" diye çığlıklar atıyordu aslında. Gözlerini sımsıkı kapattı, yüzünü buruşturdu, dudaklarını sessizce oynatarak " ne yaptım ben ?" diye kendi kendine söylendi. Kızlar sessizce sevinç nidaları atıyor, Zehra ise mutfağın ortasında bildiğin göbek atıyordu. Elif telefonu kapattıktan sonra kızarmış yüzünü iki eliyle kapattı, ağlamaklı titrek bir ses tonuyla " ne yaptım ben ya, Allah'ım ne yaptım ben şimdi" diye söylenmeye devam etti. Kızlar o anda yüksek perdeden kahkahayı patlattı. Sanırım Elif'i böyle küçük bir kız çocuğu gibi heyecanlı, telaşlı ve utangaç bir halde görmemişlerdi daha önce. " Ah.. Kızımız utandı mı yoksa?" diye dalga geçmeye yeltenen Zehra, gelen tepkiler üzerine içeri odaya kaçmak zorunda kalmıştı. Elif'e bir bardak su içirip ellerine geçer defter, kitapla yüzüne rüzgâr yapmaya çalıştılar. Bir yandan da birbirlerine bakıp kıs kıs gülüyorlardı. Elif'in onları gözlemleyecek hali yoktu, dünyadan kopmuş yeryüzünün eksenine doğru hızla iniş yapıyordu. Kendini gömmek istedi o an. "bir deve kuşu olsaydım keşke" diye söylendi iç sesi. ................................. Bir sonraki görüşmeleri, kızların "kız evi naz evi" düsturuna binaen, bir hafta sonrası için kararlaştırıldı. Son bir haftadır evdeki tek konu gizemli damat adayı olmuştu. Elif'in her türlü yasaklamaları ve hatta tehditlerine rağmen, ne vakit başka bir şey hakkında konuşulmaya başlasa muhabbet dönüp dolaşıp yine aynı konuya dönüyordu. Elif son günlerde, ömründe hiç olmadığı kadar dalgın, heyecanlı ve çocuksu biri olmuştu. Kızların da dikkatinden kaçmamıştı bu durum. Belli etmemeye, önemsemiyormuş gibi davranmaya çalışsa da ağır ablalıktan yavaş yavaş çıkıyor ve âşık genç kız rolüne doğru kayıyordu. Evdekilerinse bu halden hiç şikâyeti yoktu aslında neşe dolmuştu hanelerine. Ama kendini fazla kaptırıp sonra hüsrana uğramasından da korkuyorlardı. Mustafa ruh gibi geziyordu son bir haftadır. Aynı konuya uzun süre odaklanamıyor, kendisini sık sık pencereden dışarıyı seyrederken buluyordu. Az konuşuyor çok düşünüyordu. Bazen düşünceleri karamsarlaşıyor bazen de gelecek hayallerine dalıp gidiyordu. Görüşme yerine geç kalmıştı. Oyalandığından değil ama heyecan yaptığı için geç kalmıştı bu sefer. Hamza ve eşi ikinci görüşmelerine gelmelerinin uygun olmayacağını düşünmüştü. Fakat Elif'in kızları ablalarını yalnız bırakmak istemediği için onlar geleceklerdi bu sefer. Kendisini görücüye çıkan gelinlik kız gibi hissediyordu Mustafa. Mekânın kapısına geldiğinde derin bir nefes çekti içine ve "bismillah" deyip kapıyı açtı. Gözleriyle masalarda oturanları hızlıca taradı. Cam kenarında oturan Elif'i seçti hemen sıkılgan tavırlarıyla göze çarpıyordu. Yanında taze çiçekler gibi giyinmiş üç bıcır kızı da vardı. Kızlar neşeli hareketleriyle Elif'e tezat oluşturuyorlardı. Biraz içi rahatladı. Bu akşam eğlenceli geçecek gibi, diye geçirdi aklından. Buluştukları mekân daha çok üniversiteli gençlerin takıldığı şık ama bir o kadar rahat ve eğlenceli döşenmiş bir yerdi. Pastel renklerde seçilmiş rengârenk masa ve koltuklar, duvarda asılı soyut tablolar ve şekline henüz anlam veremediği avize ile garip süs objeleri genç ruhlara hitap ediyordu şüphesiz. İnsanın içi açılıyor garip bir neşe doluyordu burada. Pencerelerinin genişliği sayesinde fazla ışık almasından mı acaba diye düşündü Mustafa yoksa artık Mustafa mı dünyayı daha aydınlık görüyordu, bilmiyordu. Genç sevgilileri aşıp masaya ulaştığında Elif'e selam verdi. Kızlar çaktırmamaya çalıştıklarını zannederek Mustafa'yı izliyor arada birbirlerini dürtüyorlardı. Selamlaşma faslından sonra herkes kendisini tanıttı. Kızların uzun ve tartışmalı fikir teatisinin ardından siparişler verildi. Kızlar görüşme boyunca deneyebildikleri kadar içecek çeşidi ve yiyebildikleri kadar pasta çeşitlerini ardı ardına sipariş ettiler. Hatta artık eve gitme vakti geldiğinde Zehra daha tadına bakmadığı pastalar olduğuna hayıflanınca Elif'in füzesavar bakışlarına maruz kalmıştı. Tabi ki bu Zehra'nın söylenmesine engel olmamıştı. Mustafa mekândan çıkarken pasta çeşitlerinden oluşan büyük bir paket yaptırmış ve özellikle Zehra'ya vermişti. Kızlar açısından hanesine bir artı puan kazandırmıştı pastalar. Görüşme boyunca Mustafa -çete olduğuna kanaat ettiği- kızlar tarafından soru bombardımanına maruz kalmıştı. " Yaşın kaç? Nerelisin? Hangi okuldan mezun oldun? En son okuduğun kitap neydi? En sevdiğin yemek hangisi? Bilmemiz gereken önemli bir rahatsızlığın var mı? ..vs.". Mustafa bütün sorulara sabırla ve tebessümle cevap vermişti. Elif ise her soruda daha da küçülüyor masanın altına girmek istercesine oturduğu koltukta büzüşüyordu. Kızların sorduğu soruları kendisi sormaya asla cesaret edemezdi. Bir yandan utanıyordu ama cevapları da sabırsızlıkla bekliyordu. Mustafa'nın verdiği her cevabını alıp, bir genç kızın çeyizini yerleştirdiği gibi, özenle kalbinin en ferah köşesine yerleştiriyordu. Bu gece Elif'i en çok Zehra sinir etmişti şüphesiz. "Gözlerin lens mi? Hiç estetiğin var mı? Kaç para kazanıyorsun?" son sorduğuna tepki olarak kendisini beton fırlatan bakışlarıyla ezmişti ama pişkin kız, "Ne var yani biz kızımızı sokakta bulmadık herhâlde. Her şeyi en ince ayrıntısına kadar irdelememiz en doğalı değil mi? O bizi sokakta bulmuş olabilir tabi ama bu konumuz değil şimdi. Nerde kalmıştık?" diyerek konuyu dağıtıvermişti kendi tarzınca. Mustafa kızların enerjisini pek sevmişti. Genç ruhları, heyecan dolu nefes almadan konuşmaları, deli kanları, asi olmaya çalışmaları ama daha uysal olduklarının farkında olmamaları Mustafa'nın kalbine gençlik rüzgârı üflüyordu sanki. Kızların varlığının da cesaretiyle bu sefer kafasını sayılı da olsa masadan kaldırıp yüz yüze gelme tenezzülünde bulunan Elif ile gözleri her kesiştiğinde etraflarında onlar dışında kalan insanlar ve sesler yok oluyordu ve sanki sadece ikisi kalıyordu bu dünyada. Ve huzur.. Belki birkaç saniye bile sürmüyordu bu durum ama Mustafa'nın beynine mıh gibi kazınıyordu o anlar. Sonra Elif yine boynunu bükerek kaçamak ve ürkek hareketlerle çayını yudumlamaya devam ediyordu. İsmine tezat kocaman bir kamburun var senin. İzin ver yüküne hamal olayım. Sen özüne dön yine elif ol ben sana mim olayım. Elif'e baktıkça düşünceleri kamaşıyordu. Mustafa akşam boyunca kıvranmış, Elif'in telefon numarasını öğrenebilmek için her fırsatı yoklamıştı fakat kızları dizginlemek için yaptığı birkaç çıkış dışında masada hayati bir yaşam belirtisi göstermeyen Elif'e ulaşması mümkün olmamıştı. Yaklaşık iki saattir süren cehennem sorgusunun ardından Elif saatine bakmış ve acımasızca "geç oldu kalkalım biz artık" diyerek buluşmayı nihayete erdirmek istediğini beyan etmişti. Mustafa başka bir fırsat şansı daha olmayacağını anladığı için çok düşünmeden ve lafı dolandırmadan "Sizi bir daha görebilecek miyim Elif hanım?" deyiverdi ve yüzünü Elif'e çevirdi. Elif.. Hanım.. Elif nefessiz kaldı bir süre. İsmi ömründe ilk defa telaffuz ediliyordu sanki. Beyninde yankılana yankılana kalbinin kalın ve soğuk dubarlarına çarptı bu tını, bu ses. Elif.. İçi titredi, bütün vücudunu sıcaklık basmaya başladı, yüzü kızardı belli belirsiz. Neden böyle heyecanlanıyordu ki şimdi? Bir kelime sadece, her zaman duyduğu ismiydi bu kelime. Ama kendisine hiç böyle naifçe, böyle başını okşar gibi, böyle kalbinizi sıvazlar gibi hitap eden olmamıştı ki daha önce. Eğer cennetten bir parça koptuysa şuan Elif'in kalbine düşüvermişti. Mustafa konuyu rahatça açmış gibi görünse de içinde depremler oluyordu o an. Elif.. Alfabesinin ilk harfi, ezberlediği ilk dua gibi olmuştu ağzından çıkar çıkmaz. Kendisini vav zanneden bir Elifi vardı artık. Ya bir daha görüşmek istemezse? Ya onu beğenmemiş, ya istememişse? Kalbini kemiren endişeleri vardı artık Mustafa'nın. Masada iki saat boyunca hiç vaki olmayan sessiz dakikalar gelmişti bu sorunun ardından. Herkes fonda çalan şarkıya takılıp düşüncelerine dalmıştı bir süre. "Suspus oldu sazendeler bu gece, Hazırlan fırtına kopmak üzere, Kalbime tünemiş kuşlar uçuştu, Cam kırığı gibi doldun içime, Eski bir madende göçük gibiyim, Toprağın altında kalabilirim, Kim vurduya gitmesin aşkıma ses ver, Uçarı değilim kadir bilirim.."(1) Elif birkaç kere cevap verecek oldu, sonra vazgeçti, sustu. Beyni ciyak ciyak "hayır!" diye kendini yırtsa da ağzından "Hayırlısıysa.. İnşaAllah.." kelimeleri döküldü. Cümle bile kuramamıştı ama masadaki herkes ne demek istediğini anlamıştı. Mustafa bu iki kelimeden topladığı cesaret kırıntılarıyla son bir yüzsüzlük daha yaparak " Telefon numaranızı istesem haddimi aşmış olur muyum acaba?" diye masum bir erkek çocuğu suretine büründüğü yüz ifadesinin eşliğinde şansını denedi. Zehra, Elif'in ağzını açmasını bile beklemeden " Sen telefonunu ver ben hepimizi kaydederim" diyerek herkesi şoke etmişti. Mustafa telefonunu verdiğinde "Oo, son modelmiş" tepkisini verip bir süre telefonu da inceleyerek infazını daha da hızlandırmıştı. Mekândan ayrılırken, Mustafa kızları evine bırakmayı ısrarla teklif etmiş, kızlar dünden razı olsa da, elif bunu kabul etmek istememiş, bu durumda doğru bir hareket olmayacağını belirtmişti. Eve geçtiklerinde kızların beklentisini aksine Elif hiç birisinin - hatta Zehra'yı bile- sorguya çekmemiş, onlara hesap sormamıştı. Her zamanki kendini koruma iç güdüsü ile beyni olanları yok sayıyordu. Bu görüşme hiç yaşanmamış sıradan bir akşam yaşanıyormuş gibi davranıyordu. Yatsı namazından sonra telefonuna bir mesaj geldi. Normalde reklam amaçlı mesajlar ya da kızlardan gelen konum ve durum bilgisi dışında telefonuna nadiren mesaj geldiği için pek önemsemezdi. Ama bu sefer kalbi hızla çarpmaya başlamıştı. Ne kadar reddetse de, ne kadar susturmaya çalışsa da yıllardır bağrında kilit altında tuttuğu genç kız çoktan salına binmiş aşk denizinin akıntısına kendni bırakmaya meyletmişti bile. Telefonuna kayıtlı olmayan ama ruhunun ve kalbinin görür görmez tanıdığı bir numaradan gelmişti mesaj. " Ahir ömrümün kalan sonsuz yarısında, alfabemin ilk ve tek harfi olur musun? Elif .." (1) Suavi - Yalı Çapkını
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE