11 - Bir Kaf Bir Nun

2190 Kelimeler
Esma heyecanla açtı o sabah gözlerini. Telefonun saatine baktı, alarmı kurduğu saatten on dakika önce uyanmıştı. Rahatlamış bir şekilde, sessiz bir 'oh' çıktı ağzından. Hevesle hazırlanmaya başladı. Bugün onun stajının ilk günüydü. Geceden özenle ütülediği yeşil detaylı, hâkim yaka, lacivert uzun tuniğini çıkardı dolaptan. Altına lacivert bir pantolon, başına düz yeşil bir şal ve ayağına lacivert üzerinde yeşil çizgileri olan hafif topuklu bir babet geçirdi. Aynaya baktığında görüntüsünden hoşnut olduğunu düşündü. Ah gözüne bir de kalem sürmeyi çok isterdi, sırf Fatih'in dikkatini çekebilmek için. Ama Elif onu oracıkta duvara mıhlar göz kapaklarını kazıya kazıya o kalemi siler, bir daha kalem sürecek organ bırakmazdı sonra. Dışarı çıkarken parfüm sıkma yasağı olduğu için bileklerine ve boynuna gül yağı sürmekle yetindi. Bu koku stresini de alıyordu. Son haftalarda yaptığı yoğun bakım maskeleri ile cildi porselen bebek gibi görünüyordu. Biraz da kilo verdiğini fark etti ve buna oldukça sevindi. Kendisine ince kaşarlı bir tost hazırlardı. Büyükçe bir bardağa süt doldurdu. Aslında aç hissetmese de öğlene kadar Fatih'in yanında karnının guruldama ihtimalini düşünmek bile istemiyordu. Yaklaşık yarım saatlik İstanbul trafiğinin ardından Fatih'in çalıştığı hukuk bürosuna ulaştı sonunda. Devasa bir bina ve içinde -Esmaya karma karışık gelen- bölünmüş ofislerden oluşan çalışma alanları olan bir iş yeriydi burası. Mesai saati yeni başladığı için herkes uyku mahmuru gözlerle karşıladı onu. Herkesin aksine Esma'nın gözleri cin gibi açıktı ve kalbi deli gibi atıyordu, sabahın o saatinde bile. Binanın girişindeki misafirler için ayrılan bekleme salonunda bir süre bekledikten sonra görevli kendisini yukarda beklediklerini söyledi. Heyecandan bir süre hareket kabiliyetini kaybetmiş gibi olduğu yerde kalakaldı. Zar zor aldığı nefesini düzene sokmaya çalışıp görevlinin tarif ettiği kata çıkmak için asansöre doğru yöneldi. Beş dakika kadar asansörden inen-çıkanlar yüzünden kendine yer bulamasa da en sonunda kendini asansörün arka kısmına atabildi. Aynada kendine bakınca kalbi ümitsizlikle doldu aklından onlarca hatıra geçti bir anda. Gözlerini sımsıkı kapadı ve "HasbunAllah ve nimel vekil" diye tekrarlanmaya başladı kısık sesle, asansördekilerin manasız bakışlarına ve tepkilerine aldırmadan. Kendisine devasa bir labirent gibi görünen katta sora sora bulduğu Fatih'in odasının kapısına iki kere vurdu hafifçe ve bir adım geri çekildi. Fatih'in "girin!" diyen tok sesini duyduğu zaman asansörde körelen heyecanı tavan yaptı. Titrek adımlarla içeri girdi, bacakları bir kuşun bedeninin bile taşıyamayacak kadar güçsüzdü sanki. Fatih asık ve ilgisiz bir surat ifadesiyle karşıladı Esma'yı. "Poğaça ister misin?" dedi önündeki pastane paketini göstererek. "Şey.. Ben aç değilim.. Teşekkür ederim." Diye ürkek ve şaşkın bir cevap verdi Esma. " Sen bilirsin, teklif ederim ama ısrar etmem bunu not et aklına. Şimdi bir çay getir de afyonumuz patlasın.". Fatih aslında Esma'yı düşünerek bu kadar çok poğaça ve börek aldığını bilsin istemedi nedense. Esma bir anlık duraksamadan sonra " Nereden alacağım? Yani çayı?" diye sordu, yüzündeki alık ifade Fatihin içten içe gülmesine sebep olmuş, belli etmemek için dudağını ısırması gerekmişti. Stajı boyunca Esma'ya sert, otoriter ve mesafeli davranmak niyetindeydi. " Koridorun sonunda, görürsün zaten. Soğumadan ve dökmeden getirirsen çok makbule geçer." Esma'nın boş yolda arabasını bariyere çarpmışçasına hevesi kırılmıştı stajın daha başında. Dakika bir gol bir bu ne şimdi, diye geçirdi içinden. Elinde çaylarla içeri girerken yüzündeki asıklığı fark eden Fatih " Şaşırdın mı küçük hanım? Staj demek, çay kahve taşımak, fotokopi çekmek, toz almak, telefonlara bakıp not almak demektir. Öyle davalara gireceğini sanıyorsan hiç heveslenme, şimdiden söyleyeyim ben sana. Belki son günlerde.. Ama şimdilik görevlerin bunlar. İşleyiş bir nevi kabullenilmiş gayrı resmi prosedür bu." Dedi alayla kıvırdığı dudaklarından dökülen tebessümünü de yanına ekleyerek. Esma sinirsel kaynaklı bir sıcaklığın yanaklarına ve kulaklarına yayıldığını hissetti o an. Sonra kalbinin en masum ve aşık yanı, olsun kahvesi benim elimden olacak ya bu da güzel, diye umut verdi melankolik bir ruh hali ile. Fatih çayını içmeye başladıktan sonra ayakta kalan kıza, geniş odada kendi masasının karşısına, kapı girişine konulmuş nispeten daha küçük olan masayı işaret ederek " istersen yerine geçebilirsin. İstemesen de geç lütfen." Dedi gözlerini devirerek. Esma sıkılgan bir tavırla masasına geçti, bilgisayarını açtı ve masanın her köşesini merakla karıştırmaya başladı. Çayı ve böreği ile aşk yaşadığını düşündüğü Fatih'in göz ucuyla onu izlediğinden habersizdi. O sırada telefon çalınca birden eli ayağına dolandı, açıp açmamak arasında kararsız kaldı. Yüzünü Fatihe çevirdiğinde gördüğü bakışların da sebep olduğu refleks bir hareket ile ahizeyi kulağına götürdü. Telefondaki ses de Esma kadar şaşırmıştı. Arayan bir üst katta büroda çalışan Levent'ti. Fatih yerinde mi diye kontrol etmek için aramış Esma açınca numarayı yanlış çevirdiğini sanmıştı. Genç kız telefonu kapattıktan sonra birkaç dakika bekleyen Fatih, bütün ilgisini bilgisayarına ve çekmecelerine veren kıza bakmadan içinden " şapşal kız!" diye geçirdi ve kafasını sağa sola hafifçe salladı. Burnundan verdiği derin nefesten sonra " Biri aradığı zaman beni de bilgilendirirsen memnun olurum Esma, kanaatimce seni değil beni aramışlardır. Böyle küçük ayrıntılar için seni ikaz etmek zorunda kalmak istemiyorum. Tanışıyor olmamız sana müsamaha gösterme mecburiyetinde olduğum anlamına gelmiyor. Anlaştık mı stajyer?" diye çemkirdi, sabahları ne kadar meymenetsiz olduğunu unuttuğunu fark etti. Ama Esma kendi ismini Fatih'in dudaklarından dökülürken duyduktan sonra kopmuştu konuşmadan. " Anlaştık patron" diye karşılık verdi, kıpır kıpır ve gayet neşeli hareketlerle. " aklı bir karış havada" diye düşündü Fatih, siniri yumuşamıştı karşısındaki gülen suratın etkisi yüzünden. Kısa bir süre sonra Levent, elinde büyük bir kafes, içinde rengarenk tüyleri ile asaleti duruşundan belli olan bir papağanla girdi içeri. Esmayı görünce hiç telefonda konuşmamış gibi şaşırdı " Sekreter masasının ofisin dışında olması gerekmiyor mu Fatih? Bu güzel bayanı gözünün önünden ayırmak mı istemiyorsun yoksa?" . 'Güzel bayan' diye hitap ederken Esma'ya dönüp çapkınca bir göz kırpması göndermeyi ihmal etmemişti. Esma utanıp başını eğdi ve yüzüne yapışmasına engel olamadığı sırıtışı dizginlemeye çalıştı bir süre. Fatih hafiften ayar olmaya başladığı bir durumla karşı karşıyaydı şimdi. " O 'bayan' sekreter değil stajyer Levent. O yüzden içeri aldırdım masayı." Çenesini sıkarak konuştuğu henüz belli olmuyordu neyse ki. Levent Esma'ya doğru yöneldi ve " Merhaba, sizi gördüğüme memnun oldum avukat adayı güzel bayan, tanışırsak daha da memnun olacağım. Benim adım Levent, bir üst katta çalışıyorum." Dedi gözlerini Esmanın gözlerine kilitleyerek. " Şey.. ben de memnun oldum, adım Esma.." Fatih küstahlık yaparak araya girdi ve " Esma sen en iyisi bize iki kahve getir. Artık yerini öğrenmişsindir sanırım." Dedi, sesi sert ve kesin bir tondaydı. Esma odadan çıktığında Levent " Neden bu kadar bozuldun anlamadım kanka? Aranızda bir şey mi var yoksa?" diye sordu samimi ve meraklı bir şekilde. Bir şey mi var, bir şey mi var! Yok bir şey! Sen de olma aramızda, böyle kalsın! Demek istedi Fatih önce. Ama babasına verdiği bir söz vardı işte. Kendini toparladı ve kelimeleri özenle seçerek konuşmaya çalıştı. " Gözüne kestirdiğin güzel kızları kendine aşık etmen hayran olduğum bir özelliğin, bilirsin. Çok fazla ayrıntıya girmeyeceğim ama Esma bana emanet bunu bilsen yeter şimdilik. O yüzden onunla gözümün önünde gönül eğlendirmene müsamaha gösteremem kardeşim." Sesi netti ve pek de dostane olmadığı kesindi. Levent, yeşil sürmeli gözleri, hafif kirli bıraktığı koyu kahve sakalları, gülünce oluşan gamzeleri ile ince, laz burnuna rağmen yakışıklı bir çocuktu. Kendine dikkat eder, sporunu ve bakımını ihmal etmez, giyimine özen gösterirdi. Varlıklı bir aileden gelmedin de avantajlarını sonuna kadar kullanan ve bu sayede güzel kızları avucunda oynatan hovarda bir geçti. Çalıştığı bürodaki bütün kızları etkileyecek kadar hünerliydi. Ama nerede duracağını da iyi bilirdi. " Sen öyle diyorsan bro, mesafeyi koruruz, için rahat olsun." Diyerek bir adım geri çekildiğini ima etti Fatih'e. Esma kahvelerle içeri girdiğinde odada bir sessizlik oldu. Levent ve Fatih kahvelerini alırken Esma'nın bakışları, kafesinde canlı renkli tüyleri ile büyüleyen papağanda takılmıştı. " Çok güzel bir papağan, adı var mı?" dedi Levent'e yüzünü çevirmeden. Levent varlığını unuttuğu papağanı ilk defa görmüş gibi başını geriye doğru attı. " Şu kuş, başıma bela olacak gibi. Bugün bir boşanma davam var, eşlerin paylaşamadığı bu kuşun veraseti. Bu papağan yani Preciouss (kıymetli) efendi o kadar değerli ki yanımdan ayıramıyorum, peşimde gezdiriyorum böyle." Tam konuşmaya devam etmek için ağzını açmıştı ki, papağan araya girdi. " Çapkın Levent, çapkın Levent. Kızlar sana hasta, kızlar sana hasta.". Esma kendine engel olamayıp keskin bir kahkaha attı sonrasında ani bir hareketle elleriyle ağzını kapatıp kendine engel olmaya çalıştı. Levent bezgince gözlerini geriye devirdi. " Bu mahlûka akıl edip kim öğrettiyse bunları, sabah sabah." Diyerek hayıflandı. Fatih önünde seyrettiği tiyatroya bozulmuştu. " Kuşları seviyorsun galiba, muhabbet kuşu. Masana geçebilirsin artık burada dikilmenin bir manası yok." Bu sefer Esma'yı bozmak ve hevesini kırmak için güzel bir hamle yapmayı başarmıştı işte. Esma masasına döndüğünde burnunun kemikleri sızlıyor, gözyaşı kirpiklerine hücum etmek için savaş veriyordu. Ama genç kız kendini kısa sürede toparladı. Önündeki not defterine hışımla " Evet bayım, kuşları çok severim! Ve siz benim gökyüzümsünüz." Yazdı. Üzerinden defalarca kalemle geçti sonra üstünü karaladı, en sonunda hırsını alamayıp sayfayı yırttı ve çöpe attı, gözyaşlarını içinde oluşan denize akıtarak. Fatih genç kızın gökyüzüydü. Boşluğuna kendisini bırakmak, mavi gözlerinin semalarında süzüle süzüle kaybolmak istediği, girdabında boğulmaktan bir türlü kurtulamadığı gökyüzüydü. Yazık ki, gittikçe daha çok boğuluyordu ve buna bile razıydı. Fatih tam arkadaşını ondan uzak tutmaya çalışırken Esma gereksiz kikirdemesiyle Levent'in çapkın genlerine kışkırtıcı sinyaller göndermeye çabalıyordu sanki. Bir yandan da göz ucuyla kontrol ettiği, masasında ağlamaklı en masum haliyle bir şeyler karalayan genç kızı gördükçe içi cızlamıyor da değildi. Esma'nın günü çay kahve taşımak, fotokopi çekmek bu sırada diğer stajyerle konuşma fırsatı oluyordu-, telefonlara bakıp not almak gibi oyalayıcı, yorucu ve sıkıcı işlerle geçmişti. Ama genelde Fatih davalara girmek için adliyeye gittiği zamanlarda canı daha çok sıkılıyordu. Bazen masanın altından ayaklarını boğan babetlerini çıkarıyor, "bari onlar keyif yapsın" deyip ayaklarını rahatlatıyordu. Günün en güzel dakikaları ayaklarını şımarttığı ve arada Fatih'i kaçamak bakışlarla süzdüğü anlarda daldığı hayallere yaptığı kaçamak dakikalardı. Onun dışında hem yorucu hem sıkıcı bir staj olacağını şimdiden anlamıştı. Mesai bitiminde bir süre tereddüt ettikten sonra dayanamayan Fatih'in masasının önüne gelip çıkmak için izin istedi. Fatih kafasını kaldırıp Esma'ya bakmaya bile tenezzül etmeden " Biraz daha beklersen seni eve kadar bırakabilirim." Dedi. " Şey.. Teşekkür ederim.. kızlarla buluşacaktık da biz." " Tamam, o zaman, çıkabilirsin.". Fatih bütün gün soğuk, mesafeli ve buyurgan tavrından ödün vermemişti. Mesai bitiminde bile! Alaycı, yumuşak ve sıcakkanlı karakterine tezat o gün gıcık ve buyurgan bir insan imajı sergilemişti. Esma çıktıktan yarım saat kadar sonra içini kemiren şüpheye engel olamayan Fatih cep telefonunu eline aldı ve Levent'i aradı. " Bro, neredesin?" " Evdeyim bro, akraba toplantısı varmış bırakmıyor valide. Bir şey mi olu?" " Yok ben bürodayım da çıkmadıysan laflarız diyecektim." " Kusura bakma kanka. Yarın artık." " Evet, yarın artık." Arkadan gelen Levent'in annesinin sesini de seçince Fatih'in şüphesinin yerinin suçluluk duygusu kaplamıştı. O gün Esma'ya kötü davrandığının farkındaydı. Ama o da geldiği ilk gün ofisin tescilli çapkınıyla cilveleşmeseydi. Kıskanmış mıydı yoksa? Hayır canım, bu kadar şıpsevdi olmasına kızmıştı, o kadar. Ama Fatih'in bilmediği bir şey vardı. Esma'nın erkeklere olan korkusu ve bu korkunun sebebini bilmiyordu. Esma bir tecavüz çocuğuydu. Evet, tecavüz! Annesi küçük yaştayken köylerinde, babası yaşında evli ve çocuklu bir adam tarafından tecavüze uğramıştı. Hamile olduğunu öğrenince evden kaçmış, Esma'yı tek başına büyütmeye karar vermişti. Ama bu durumu namus davasına çeviren ailesi Esma'nın dayısını göndererek kardeşi kardeşe infaz ettirmişti. Esma annesinin ölü bedeninden çıkan canlı bir mucize gibiydi. Uzun süre hastanede yaşam mücadelesi vermiş sonunda küçük bedeni töreyi yenmişti. Yetiştirme yurdunda 'tecavüz çocuğu' diye anılırdı. Babası belli olmayan çocukların statüsü bile onunkine göre daha yüksekti. Şehirden şehire yetiştirme yurtlarına sürülmüştü. Her yurda kendisinden önce namı gitmişti. Büyüdükçe güzelleşen Esmanın durumundan faydalanmak isteyen erkekler buldukları her fırsatta ona sarkıntılık etmişlerdi salyalarını akıtarak. Elif ablasını tanıyana kadar hayattan, Fatih'i tanıyana kadar erkeklerden nefret ediyordu Esma. Fatih genç kızı hayatında koruyup kollayan tek erkekti. Diğer kızlar için bile - Mustafa hayatlarına girene kadar- Fatih gölgesine yaslandıkları tek sığınaktı. Fatih bunları bilse ne düşünürdü, kim bilir.. Fatih bir süre daha dosyalarına bakmaya çalıştı ama aynı cümleyi defalarca okusa da bir şey anlamıyordu. Kafası durmuştu sanki. Masadan kalktı. Ellerini beline götürüp geriye doğru yaslanır gibi yaparak vücudunu esnetti. Bu sırada farkında olmadan ayakları onu Esma'nın masasının önüne kadar getirmişti. Masaya öylece baktı önce. Sıradan bir sekreter masasıydı işte. Sonra gözü bilgisayarın önünde açık bir şekilde duran not defterine ilişti. Esma'nın gün içinde arayanları ve Fatih'in buyruklarını not ettiği defterdi bu. Birçok karalama olduğunu fark edince merak dürtüsü beynini gıdıklamaya başladı. Usulca masaya yaklaşıp - odada başkası varmış gibi -gizemli hareketlerle not defterini inceledi uzaktan. Yazıları seçemeyince sinirle defteri eline aldı. İlk gözüne çarpan cümleyi okudu, mırıltı gibi çıkan bir sesle. "bir kaf ve bir nun yeterdi aslında.." Kaf ve Nun arapça harflerdi, bunu biliyordu. Acaba gizli bir şifre miydi bu? K ve n .. çözemeyeceğini anlayınca merakı daha da arttı ve sayfayı çevirdi hırsla. Arayan ve not bırakanların isimleri ve aralarda işle ilgili aldığı notlar vardı. "kaldır dağı, arasına koy beni. Ah edersem yansın benim her yanım.." Bu kız aşık mıydı yoksa? Yok canım, bu yaşta ne aşkı. Öyle bir şey olsa Fatih anlardı. Hem Esma öyle bir kız değildi ki.. "elimde olsa saklamaz mıyım seni kaburgalarımın içine.." Ne bu şimdi? Hayır, bunu kime yazdı bu kız? Yaşı kaç başı kaç, kendini okuluna derslerine vermesi gerekirken sınırlı sayıdaki beyin hücrelerini neler için harcıyordu böyle. Bütün kaburga kemiklerini kırdıracak bu kız bana, diye geçirdi içinden Fatih. Son sayfalara geldiğinde gözü seğirmeye alnında boncuk terler oluşmaya başlamıştı sıkıntıdan. Ama genç kızın en son yazdığı cümleyi okuyunca kalbine ferahlık ve sükûnet rüzgarı esti bir anda. Kalbinden damarlarına akan ılık kanın sıcaklığın hissetti. O gece aynı cümle kafasında döndürdü dolaştırdı ama bir türlü yerini bulup kalbine yerleştiremedi. " hayatıma şerh düş Ya Hayy.. ömrüm geçiyor tutunamıyorum.."
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE