Bölüm 3 - Hastane

2422 Kelimeler
Şiirle, şarapla ya da erdemle, nasıl isterseniz.  Ama sarhoş olun...                                                              -Baudelaire                                              ---------------------------------- 'Doğa hanım hastaneye kaldırılıyor Tibet bey, en son aramada sizin isminiz olduğu için sizi aramak istedik. Trafik kazası geçirdi.' o an Tibet için ne kaçıracağı uçağın, ne ülkesindeki insanlara olan özlemin, ne de supervizorden geçen bavulun önemi vardı. Hızlı adımlarla geldiği yolu tekrar koşarak adımlamaya başladı. 'Durumu ne!' 'Sakin olun ağır değil durumu. Massachusetts General'e sevk ediliyor' Tibet hastanenin ismini duyar duymaz telefonu kapatarak otoparka koşar adımlarla inmişti. Arabasına biner binmez gaza yüklendiğinde ise buz tutan elleri direksiyonu sıkıca kavradı. Ne kadar durumu iyi derlerse desinler gözleri ile Doğa'nın iyi olduğunu görene kadar inanmayacaktı adam. Hastanenin park alanına büyük bir gürültü ile girdiğinde park ettiği alana dahi bakmadan koşarak içeri dalmıştı. Karşılamadaki ekibin yanına ilerlediğinde ise elini hızlıca danışman masasına indirdi. 'Doğa Yıldıray, nerede?' 'Ne için gelmişti?' 'Trafik kazası' 'Acilde' kadının arka tarafı işaret etmesi ile Tibet bu kez o tarafa koştuğunda gözleri de acil odalarının hepsini taramıştı. Sonunda gözleri kızı bulduğunda ise personeli önemsemeden daldı içeri adam. 'Doğa!' 'Ti-Tibet' kız şaşkınlıkla açtığı gözlerinden sonra adama bakmaya devam ederken Tibet bu defa kızın elini tutup gözlerine bakmıştı. 'İyi misin?' 'İyiyim, şey şaşkınlığıma geldi, fazla büyük bir şey yok, sen neden burdasın?' 'Ne demek neden burdasın Doğa. Hiç bir şey yok gibi Türkiye'ye gidip amcama Doğa trafik kazası geçirdi ama gitmemi gerektirecek bir şey olmadığı için geldim mi diyecektim?' adamın çatık kaşları bu defa doktorlara döndüğünde adamların hem çekinen hem de şaşkınca bakan gözleri ile buluşmuştu bakışları. 'Durumu ne?' 'Bacağında kırık var, onun haricinde ufak sıyrıklar.' Tibet tekrar başını sallamış bu defa da Doğa'nın karışmış saçlarına bakmıştı. Gözleri kanlı sarı saçlarını bulduğunda ise derin bir nefes aldı adam. 'Şu haline bak, sen kaza yapacak kadar dikkatsiz değilsin nasıl oldu bu?' 'Telefonu arabaya bağlarken elimden düştü bende frenin altına gitmesin diye uzanınca işte göremedim bi an, araba benden beter, hava yastığı kurtardı.' 'Araba isterse darma duman olsun, dikkatli olmalıydın Doğa. Zaten incecik telefon, fren pedalını sıkıştırmaz, anlaşıldı seni burada tek başına bırakmak akıl işi değil.' 'Saçmalama, bir sonraki uçağı ayarla, ben iyiyim.' Tibet başını sağa sola sallayarak derin bir nefes alsa da gözleri işini bitiren doktorlara tekrar dönmüştü. Onların dışarı ilerlemesi ile kendi de peşlerinden ilerleyerek iki adamın da omuzuna dokundu anında. 'Başka bir şey var mı?' 'Kaburgaları incinmiş hava yastığının basıncı ile ama hayati bir mesele değil, sadece ayağının üzerine basmaması kendi için iyi olur.' 'Çıkabilir mi peki?' 'Bu gece kalması daha iyi olur. Yarın sabah çıkışını yapabiliriz.' Tibet teşekkür edip odaya tekrar girdiğinde Doğa'nın gözleri kapalı haline bakarak derin bir nefes aldı. Babası gil zamanında zaten çekmişlerdi kazalardan belalardan bu kez de ok onları gösteriyordu belli ki. Usulca koltuğa oturduğunda ise Doğa'nın kapalı gözlerine bakarak hayatının en korkulu bir kaç anından birini hatırlamıştı. O gece altı üstü yazın verdiği sıcaklıkla penceresini açmak istemişti ama yandaki evden çıkan duman bile adamın içine işlemişti. Henüz lisedeyken o kara dumanı ve yansıyan ateşin görüntüsü aylarca gözlerinin önünden gitmemişti adamın. Nasıl odasından çıktığını, nasıl aşağı indiğini dahi hatırlamıyordu. Tek hatıladığı babasının ve Yiğit amcasının koşarak o eve girmesinin ardından kendinin de girmesiydi. Bir de amcası ve teyzesini babası ile amcası çıkarırken onun Doğa'yı nefes almak için pencereyi açma çabasına girmiş halini hatırlayabiliyordu. Sonrası zaten kızı göğsüne basıp o dumanın arasından çıkışlarıydı. Tibet o güne kadar hayatının en masum en saf halini yaşamışken o yangının bir suikast olduğunu öğrendiğinde Vuslat Kasırga'dan daha da tehlikeli bir adam olmuştu. 'Tibet' bakışları mırıldanan kız ile kendine geldiğinde anında ayaklandı oturduğu koltukdan. 'Ne oldu kedi göz, bir yerin mi ağrıyor?' 'Hayır, babamlara haber verme diyecektim sadece. Bir şey yokken telaş yapmasınlar.' yine başını usulca salladığında kızın zaten ayağının üzerine basamayacağını düşünerek anında kurmuştu planı. 'Aslına bakarsan seni burada tek bırakmanın tehlikeli bir şey olduğunu tekrar hatırladım ve beraber gidelim diye bir karar aldım.' 'Saçmalama' Doğa'nın gözleri anında büyürken oturuşunu da dikleştirmişti. 'Bu bacağı görürlerse bir daha beni göndermezler.' 'Biz de kaza yaptığını değil merdivenden düştüğünü söyleriz.' 'Ve Vuslat amcam bunu yer öyle mi? Bu ailede usta yalancı sen olabilirsin ama tilki olan Vuslat Kasırga biliyorsun değil mi?' 'O zaman babama doğruyu anlatır, diğerlerine düştüğünü söyleriz.' Doğa derin bir nefes alarak pes edercesine onay verdiğinde Tibet'de gülümseyerek içeri giren hemşireye bakmıştı. Kadın gözlerini Tibet'e dike dike serumu yenileyip odadan çıktığında adam Doğa'nın çatık kaşlarına baktı şaşkınca. 'Ne bakıyorsun öyle? Bir şey mi yaptım?' 'Yooo, çok gıcık bi tip değil miydi?' 'Güzel kızdı aslında, ne ara gıcık olduğu kanısına vardın ki?' Doğa kaşlarını daha da derinlemesine çatıp Tibet'in şaşkın suratını iyice süzdü bu defa. 'Bir dahaki sefere geldiğinde çıkayım da gözleri ile soymak yerine elleri ile soysun o zaman.' 'Hayırdır kedi göz? Kıskanılıyor muyum yoksa?' 'Kıskanmak ve ben aynı cümle içinde hiç yakışmıyoruz. Ayrıca ne kıskanıpda egonu şişireceğim senin be!' Doğa'nın cırlaması ile Tibet göz devirdiğinde başını da sallayıp kapıyı işaret etmişti. 'Sen dinlen bende az öncekine alıcı gözle bakayım bir.' Doğa tek kaşını kaldırsa da Tibet sırıtarak kapıya doğru ilerlemye başlamıştı ki kızın acı dolu inlemesi ile olduğu yerde durup kendi kendine güldü. 'Ne oldu?' diyerek sabit yüz hatlarıyla tekrar kıza baktığında Doğa'nın yüzünü buruşturuşunu izledi bir süre. 'Bacağım ağrıyor' 'Doktoru çağırıyım o zaman' 'Ne gerek var canım. Aaa... Adamların daha acil işleri vardır.' 'Hemşireyi çağırıyım?' 'Onunda soyacağı- yani şey bakacağı başka hastalar vardır.' Tibet usulca başını salladığında kızın yatağının kenarına oturup derin bir nefes almıştı. 'Kan akışı yavaştır belki, ne iyi gelir sence?' 'Çikolata olabilir.' Doğa'nın sırıtması genişlerken Tibet derin bir nefes alarak başını onaylarcasına salladı. 'Çikolatanın kırık bacağa iyi geldiğini de ilk kez duyuyorum.' 'Ov desem ovacak mısın Tibet, bende aklımı farklı yere çekmeye çalışıyorum işte. En etkili olan da çikolata. Hayır yani Allah'ın Boston'ında pamuk şeker bulacaksan ona da itiraz etmem.' kızın çemkirmesi Tibet'de kahkaha atma isteği yaratsa da adam güç bela kendini durdurabilmişti. 'Yani ya ovacağım ya çikolata alacağım öyle mi?' 'Öyle' 'Pekala kedi göz, bekle bakalım.' nefesini seslice havaya savurup yatağın kenarından ayaklandığı gibi odadan çıkıp kantine inmişti. Aslına bakılırsa gelen hemşirenin güzel mi çirkin mi olduğuna bile bakmamıştı adam ama içten içe Doğa'nın kıskançlığını hissetmekde kalbindeki bir yerlerde kuşların kanat çırpmasına neden olmuştu. Aldığı iki kahve ve çikolatalarla odaya tekrar döndüğünde kızın telefondaki ders notlarına gömülüşüne gülümsemişti. 'Geleceğin profösörünün kahvesi ve çikolataları.' kızın baş ucundaki komidine elindekileri bırakırken Doğa'da gülüp telefonu kapatmıştı. Ne kadar çemkirse de nazına oynayan bu adama ayrı bir bağlılığı vardı kızın. Tibet sıkıca sarıldığında kendini güvende hissediyordu. Kimseye göstermediği korunmaya muhtaç kız çocuğu bir tek bu adam sarıldığında kendini serbest bırakıyordu. 'Özellikle mi latte aldın. Hazır oturuyorum bir ay içinde 100 kilo falan mı yapacaksın beni?' kıkırdayarak konuştuğunda Tibet'de gülüp sabır dilenircesine başını sağa sola sallamıştı. 'Evet ama yalnış olan bir yer var. 100 kilo değil, 150 kilo olman için çabalıyorum.' ikisinin de kahkahası odada yankılandığında telefonunun sesi ile adam kendine gelip elindeki bardağı kenara bırakmıştı. Ekranda babasının aradığını gördüğünde ise gözleri anında açıldı. Adam uçağa binerken haber ver demişti ama kafa karışıklığından aramayı akıl edememişti ki. Hızlıca yanıtlayıp kulağına götürdüğünde derin bir nefes aldı. 'Oğlum, iyi misin, uçakda olman gerekmiyor mu senin?' 'Bir kaç gün sonra geleceğim baba' 'Ne olduda?' 'Baba bizimkiler yanındaysa başka yere geçer misin?' 'Bekle bakıyım.' Tibet adamın ayak seslerini sayarken kapı kapanma sesiyle kendine gelmişti. 'Anlat, ne oldu? Bir şeyin mi var?' 'Yok baba, havaalanında iken telefon geldi, Doğa trafik kazası geçirdi.' 'Durumu nasıl, dur bekle bilet ayarlamalarını söyleyim çocuklara.' 'Baba dur bi. Sakin ol. Bacağı kırılmış, kaburgaları incinmiş, ufak tefek sıyrıklar var, sağlam hala.' 'O nasıl sağlamlık oğlum. Nerede bu kız, ver telefona.' 'Tamam vereceğim de dinle bir babam ya, ben bir kaç gün sonraya tekrar ayarlayacağım bilet. Doğa ile geleceğiz. Tabi amcam duyunca göndermez diye gelmek istemedi. Sen idare etsen, merdivenden falan düştü desek.' 'O kolay oğlum o kolayda çıldırtma beni ver şu telefonu kıza. Bak durumu ağırda beni oyalıyorsan-' 'Veriyorum baba, sakin ol.' 'Hadi' adamın sert sesi ile Tibet tek kaşını kaldırıp telefonu kıza uzattığında Doğa ağzındaki lokmasını hızlıca yutup anında almıştı. 'Amcacım.' 'Ha yok iyiyim. Tibet'in anlattığı gibi işte. Yaşıyorum hala.' 'Tamam, tamam anladım. Dikkat ederim, tamam Tibet'e de iletirim. Amca sakin ol, fotoğraf da çeker atarız. Tamam raporları da atarız.' kız gözlerini devirmeye başladığında Tibet gülümseyerek açık çikolatadan ıssırmış Doğa'nın vuruşu ile sırıtmasını genişletmişti. 'Söz basmam fazla. Tamam amcacım, teşekkür ederim.' kız konuşmayı sonlandırdığında bakışlarını da Tibet'e çevirip telefonu uzatmıştı. 'Ne oldu?' 'O eşek sıpasına söyle, babası hariç, sana iyi baksın. Fotoğraf çekin atın, raporları da gönderin, Vedat baksın dedi. Ha bir de Güneş'i senin garajdaki arabayı alırken yakalamış onun yandaşı olarak sana ayrıca fırça atacağını iletmemi istedi.' 'Allah razı olsun ne diyim, ne sıpalığımız kaldı ne fırçamız.' adam boyun bükerken Doğa'da gülümseyerek kahveden bir yudum alarak omuz silkmişti. Geçen saatler ardından ikisi de sıkılmaya başladığında Tibet derin bir nefes alarak yanındaki sırt çantasından tabletini çıkarmıştı. Bakışları ekranda dolaşmaya başladığında gözüne oyun takıldı adamın. Başını kaldırıp Doğa'ya baktığında ise kızın sıkıntıdan hem tırnaklarını yediğini hem de kitap okuduğunu görmüştü. 'Doğa bana bastılar ya' 'Bende aynı durumdayım. Kaçsak mı ne yapsak?' kızın sırıtması ile Tibet kaşlarını havalandırıp geri indirmişti. 'Ya niye, vallahi çok sıkıldım.' 'Oyun oynayalım mı?' '22 yaşındayız, umarım aklında saçma sapan bir oyun yoktur?' Tibet sıkıntılıca nefesini bırakıp oturduğu koltukdan ayaklandığı gibi kızın yanına ilerlemişti. Omuzuna dokunup ileri gitmesi için işaret verdiğinde açılan alana da kendi yerleşti. 'Tek oyun var, o da çift kişilik.' diyerek aplikasyonu açtığında kız başını Tibet'in omuzuna yerleştirmiş Tibet ise anında kıza kolunu sararak tableti de dizine yerleştirmişti. Açıla oyunla uğraşmaya başladıklarında ara ara gülüşmeleri olsa da sonunda ondan da sıkılmışlardı. Bu kez de sosyal medyadaki fotoğrafları talan etmeye başladılar. 'Şu halimize bak ya' Tibet Yiğit'in hesabındaki tatil fotoğrafını gösterdiğinde Doğa anında yüzünü adamın göğsüne gömmüştü. 'Tam bir felaket. Değiştir Tibet.' 'Niye ya, gayet tatlısın. Şu yanaklara bak' 'Tibet...' kızın mızmızlanması ile Tibet tekrar fotoğraf değiştirdiğinde son atılan kare ile gülümsemesini büyütmüştü. 'Bizimkiler yine bir aradalar.' 'Eeee, yaz geldi, bahçe sefaları gelsin, tatiller gitsin. Tabi biz buradayız ders mi var, sınav mı var, kıskanır mıyız hiç düşünen yok.' Doğa'nın sitemi ile Tibet gülümsemesini büyütmüştü. 'Gidince alırız ifadelerini.' 'Burunlarından getirelim. Bizsiz eğlenmek neymiş gösterelim onlara.' 'Gösterelim kedi göz' ikiside gülümsediğinde bu kez diğer fotoğrafdaki adamlara bakmışlardı. Arkada büyükler, önde çocuklar gittikleri tatilden kalma anıydı. 'Bak, Yiğit amcamla, Emir'in baba oğul olmasının en büyük kanıtı.' 'İkiside çok kızarmıştı ya' 'Bizden daha çok onlar karardı ama sonra. Hoş Evrim Emir'in sırtına vurduğunda acısı büyüktü ama. Yine de güzeldi.' Tibet konuşmasının sonunda bakışlarını kıza çevirdiğinde onun kapalı gözleri ile gülümsemesini büyütmüştü. Uyumasını fırsat bilerek kızın saçlarına burnunu gömdüğünde derin bir nefes aldı. İçi yanıyordu. Kafasını dağıtarak kıza sarılmış olsa da, hislerini belli etmese de Doğa'ya hem bu kadar yakın hem de bu kadar uzak olmak içinin kor alevlerde yanmasını sağlıyordu. Telefonunun sesi ile tableti kapatıp telefonu cebinden çıkardığında babasının mesajına gülümsemişti. Fotoğraf atmayı unutmuşlardı tabi ki. Kamerayı açarak Doğa'nın uyur halde de olsa fotoğraflarını çekip gönderdiğinde mesaja cevap beklemeye başladı adam. 'Hani iyiydi bu kız, niye kapalı gözleri, beni mi yiyorsun Tibet bey.' gözlerini devirerek yanıtlamak için klavyeyi açtı bu defa. 'İyi baba ya, ne seni yiyeceğim, fotoğraflara bakıyorduk uyudu.' 'İyi tamam. Uçak biletini ayarladım. İki gün sonra, mailine atacağım.' 'Tamam babam' 'Sende dinlen. Kendinize dikkat edin Tibet.' 'Sizde kendinize dikkat edin. Ayrıca fotoğrafı gördük gelince on katını istiyoruz o masanın.' 'Siz gelin de boydan boya tüm bahçeye masa hazırlarım' 'Eyvallah babam.' gülümseyerek ekranı kilitlediğinde derin bir nefes alarak tekrar bakmıştı kıza. Babasının yıllarıca anlata anlata ve yaşaya yaşaya bitiremediği bir sevdası vardı. Hoş bütün ailesinin öyleydi sevmeleri ama kendi yaşayamıyordu. İçi sıkılıyordu bu duruma. Kendini bilinmez ve terk edilmiş bir şehirde bütün tehlikelerle başbaşa kalmış gibi hissediyordu. Her an bir köşeden bilinmez bir ok çıkıp da varlığını silecekmiş gibi geliyordu. Sevmek güzeldi de ağır meseleydi. Yakıyordu, yıkıyordu, yıpratıyordu. Bir de dile dökülemiyorsa, sevdiğin kadının gözlerine bakamıyorsa adam daha çok dibe batıyordu. Düşüncelerinin arasında boğula boğula babasının oğlu ünvanını almasının asıl nedeni olan uykusuzluğunu yine konuşturmuştu adam. Gün aydınlana kadar gözünü dahi kırpamamıştı. Telefonundaki saati kontrol ettiğinde ise ezanın okunduğunu fark ederek sıkıntılıca nefesini savurdu havaya. Kapının sesi ile gözleri hemşireyi bulduğunda kadının ona gözlerini dikerek yaklaştığını görmüştü ki kaşlarını çattı anında. Hemşire ise gözlerini bir kaç dakikalığına çıkardığı seruma çevirip tekrar Tibet'in vücudunu süzmüştü. 'Bir dahaki sefere sen gelme. Başkası ilgilenecek bu odayla.' Tibet'in cümlesi kadının şaşırmasını sağlasa da ağzını açmıştı. 'Bir hatam mı oldu?' 'Evet, işini yapmama gibi.' 'Pardon?' mırıldanıp elindeki serumu kaldırdığında ise Tibet kaşlarını daha çok çattı. 'Ondan bahsetmiyorum. Bizde bir laf vardır, eli işte gözü oynaşta diye. Ben o lafı yapana tav olacak adamlardan değilim.' adamın cümlesi iyiden iyiye kadını sinirlendirdiğinde tavrını takınarak sinirlice çıkmıştı odadan. Anlamıyordu bu kızları. Deli gibi Doğa'yla ilgilendiğini göre göre nasıl oluyordu da kendilerini düşürebiliyorlardı. Hoş Tibet dışarıdan yalı çapkını gibi duruyordu. Bu da bir gerçekti ama bu güne kadar yanında kaç kız olursa olsun hiç birine sevebilir miyim gözü ile bakmamıştı. O sadece ihtiyaçları için gereken şeyleri yapar onu da zaten medyaya bile göstermezdi. Magazin sayfalarında her gece başka kızla olan fotoğrafları elbet vardı, tabi kimse o kızların Tibet'in sadece arkadaşı olduğunu ne düşünmüşler ne de sormuşlardı. Herkes Tibet Kasırga'nın kızları diye ortada dolansa da öyle bir mesele yoktu ortada. Çoğu kızın saçma sapan hareketlerine mağruz kalmıştı ama bir kez olsun dönüp bakmamıştı onlara. Yatakdaki çarşaf sesi ile gözlerini tekrar Doğa'ya çevirdiğinde onun suratını buruşturmasına sabır çekti. Sabah sabah çekilmeyecek kim var diye soran olursa bu listenin birinci sırasında kesinlikle Doğa olurdu. 'Günaydın' mırıldanarak yüzünü buruşturduğunda Doğa başının altındaki yastığı yüzüne çekmişti anında. 'Bana aymadı...' mızırdanması ve boğuk çıkan sesi ile Tibet sırıtıp yastığı çektiğinde kızın karışmış saçlarına ve havasızlıkdan kızaran yanaklarına baktı bir süre. Bir kadın sabah sabah böylesine güzel ve çekilmez olabilir miydi? 'Yarına biletler hazırlanmış. Kasırga emri.' 'Tibet uykum var uykum. Bana bilet milet deme, uykum var benim...' adam usulca başını salladığında Doğa bu defa gözlerini kısıp dirseklerinin üzerinde doğrularak adamın harelerine bakmıştı. 'Sen uyumadın mı?' 'Uyudum...' 'Yalancı. Şu uyku sorunun için doktora gitsene ya, hem bak hastanedeyiz. Yorgunluk astımına da iyi gelmiyor, gözlerin kıpkırmızı yine. Uykusuz musun eroinman mısın anlaşılmıyor.' 'Giderim nasılsa' adamın omuz silkmesi ile Doğa göz devirdiğinde ikisinin de bakışları odaya giren doktora dönmüştü. Adam direk olarak dosyaya göz attığında derin bir nefes aldılar. Buradakilerin selamı sabahı da yoktu ki. 'Çıkış işlemlerini başlatabiliriz Doğa hanım. Ayağınızın üzerine bir ay boyunca basmamanız en iyisi. Bir ay sonra doktor gözetiminde çıkarabiliriz kalıbı.' 'Teşekkürler.' 'Bu arada. Tibet bey.' Tibet tek kaşını kaldırarak başını sağa sola salladığında doktor çekingence adama bakmaya başlamıştı. 'Bir hemşiremiz sizi şikayet edecekti. Bize taciz ettiğinizi söyledi ancak isminiz duyulmuş biri olduğunuzdan engelledik. Bilginiz olsun.' 'Taciz mi?' iki gencinde aynı anda ağzından çıkan soru ile Tibet ateşe ayak basar gibi hırsla odadan çıkmıştı. Arkasındaki Doğa'nın bağrışı bile umurunda değildi. Taciz ettiğini söylüyordu öyle mi? Pekala, Tibet'de bulunduğu zirveden o kadını yuvarlamasını bilirdi. 
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE