Bedenim duvar ile onun arasında sıkışıp kalmıştı. Ama asıl sıkışan ruhumdu; gitmekle kalmak arasında, özgürlükle esaret arasında savruluyordu. Ne bu eve ait hissediyordum ne de gidecek bir yerim vardı. Derin bir nefes alıp dik durmaya çalıştım. Gözlerimi gözlerine sabitleyerek, bastırılmış bir öfkeyle konuştum: “Senin işine burnumu soktuğum filan yok, Fırat. Eğer bilmek istiyorsan söyleyeyim, seni karına karşı kıskandığım da yok. Ben o kadına da, Cihan’a da üzülüyorum. Ve unutma, ben bu evliliğe kardeşlerim için katlanıyorum, seni sevdiğim için değil.” Sözlerim odanın içine bir tokat gibi çarptı. Fırat’ın yüzünde bir anlığına dumura uğramış bir ifade belirdi. Söylediklerim ona ağır gelmişti. Ne bekliyordu ki? Biz gerçek bir karı koca değildik, onu kıskanmam için bir sebep yoktu. O gece

