Devam...
Duyduğu sesle kurmakta olduğu cümle yarım kalmıştı genç kadının. Sanki bir an sesi kaybolmuştu. Böyle olmamalıydı. Anne ve babası bir hafta sonra gelmeyecekler miydi?? Eğer bu doğruysa şu an kulağına oldukça sinirli ve her dakika yükselerek gelen ses kimindi? Ses babasına aitti; ama… Orkun’un kucağındayken bakışları kesişti genç adamla. Genç adam da bir o kadar şaşkın görünüyordu. İlk şaşkınlığını üzerinden atan Naz oldu. Ani bir hareketle adamın kucağından inerek sesin geldiği yere baktı.
Cengiz Bey, evinin bahçesinde bulunan rezalet temalı manzaraya baktı. İçmekten dengesini kaybetmiş, aşırı kalabalık bir grup genç bahçesini işgal etmişti. Dahası o grubun merkezinde biricik kızı vardı. Hem de bir adamın kucağında… İstemsizce yumruğunu sıktı.
“Gençler! Partiniz sona erdi. Hepinize iyi geceler!”demekle yetindi sadece. Aslında şu an söyleyecek çok şeyi vardı. Özellikle de kızına… Ama kendisini tuttu. Kimsenin yanında kızını azarlayacak değildi.
Kalabalık aceleyle dağılırken, Naz suyun içerisinde en hızlı olabileceği şekilde hareket ederek merdivenlerden çıktı ve birbiri ardına gelen seri adımlarıyla babasına doğru yürüdü.
“Babacığım erken döndünüz,” dedi genç kadın şaşkınlıkla. Şaşkınlığı alkolün etkisinin önüne geçmişti.
“Ne o hoşuna gitmedi galiba?! İşimiz erken bitti, kızımızı özledik ve erken dönelim dedik. İyi ki de öyle yapmışız. Umarım bu rezalete bir açıklaman vardır Naz!”diyen Cengiz Bey, sesini yükseltmemek için kendini zor tutuyordu.
Naz’ın kelimeleri birbirine girdi. Bunun nedeni kesinlikle babasının yüz ifadesiydi. Babasını birçok kez sinirlendirmişti; ama onu daha önce hiç böyle görmemişti. Babası yumruklarını sıkmış, alnında belirginleşmiş olan damardan da dişlerini sıktığı çok belli oluyordu. Adamın kaşları çatılmış, doğrudan havuzdaki Orkun’a bakıyordu.
Genç kadın, babasına odaklanmışken, Orkun’un “İyi geceler efendim,”diyen silik sesi geldi kulaklarına.
Cengiz Beyse gözlerine Orkun’dan ayırmadan konuştu. “Naz, hasta olmadan üzerini değiştir ve salona gel,”diyerek salona açılan bahçe kapısından içeri girdi.
Babasının sözlerini ikiletmeden hemen odasına çıktı ve derin bir soluğun ardından boy aynasının önüne geçti. Aynada karşılaştığı ıslak hâline bakarak güldü. Bir yığın servet harcadığı suya dayanıklı makyaj malzemelerinin bir gün bir yerde işe yarayacağını biliyordu genç kadın. Makyajı hâlâ yerli yerindeydi. Başına geleceklerden habersizce banyoya yöneldi ve güzel, ılık bir duş alarak saçlarını klordan arındırdı. Islak elbisesini kuru temizlemeye gönderilmesi için kenara ayırdı. Başı fena hâlde zonkluyordu. Sanki her bir kadeh, intikamını alır gibi zihninde çınlıyordu.
Kaçınılmaz sonla karşılaşmak üzere odasından çıkarak merdivenlerden indi. Salonda ilk karşılaştığı kişi koltukta rahatsızca oturan annesi oldu. Gözleri babasını arayarak bulduğunda, babasının odada sinirle volta atıp bir yandan da söylendiğini fark etti. Neden babası bu durumla ilk kez karşılaşıyormuş gibi tepki veriyordu ki? Parti vermek her zaman yaptığı bir şeydi. Tabii bir adamın kucağında, babasına yakalanmak pek olağan bir durum değildi; ama… Aslında durum da babasının düşündüğü gibi değildi.
Onun salona gelmesiyle babası ona doğru döndü. Elleri hâlâ ceplerindeydi; ama babasının ellerini yumruk yaptığından habersizdi genç kadın. “Evet, küçük hanım seni dinliyorum. Arkadaşlarınızın yanında seni rezil etmemek için sesimi çıkarmadım; ama bahanelerini duymayı sabırsızlıkla bekliyorum,” dedi Cengiz Bey öğretmenliğinden gelen duru, tok ve otoriter sesiyle.
“Sadece ufak bir parti… İlk defa karşılaştığın bir durum değil babacığım, bildiğin bir şey,”diyen Naz’ın ses tonuysa olağandı. Sanki bu rutini belli aralıklarla tekrar eden bir hâl vardı tavırlarında.
“Ben bir şey bilmiyorum küçük hanım, gördüğüm manzaradan bahsediyorum. Kimden izin aldın parti yapmak için insanları eve toplarken?”
“Bilmiyorum, farkında mısın babacığım; ama ben yirmi altı yaşında, kendi ayakları üzerinde durabilen bir insanım. Bu yaşımdan sonra…”
Sözü babası tarafından kesildi. “Ben senin babanım! Benden her daim izin almak zorundasın. En azından akla yatkın şeyler yapmayacağın zaman. Ayrıca… Kendi ayaklarının üzerinde durduğun muamma. Tüm kredi kartlarının ekstrelerini ben ödüyorum. Herhangi bir maaşın yoktu şu zamana kadar hatırladığım kadarıyla. Daha yeni maaş almaya başladın diye bir anda ayaklarının üzerinde durur mu oldun?”
Naz’ın bir anda değişen yüz ifadesiyle Cengiz Bey bir an için durakladı. Gözleri kısılarak kızının tam önünde durdu. “Sen işten ayrıldın, değil mi Naz? Bu parti onun içindi,” dedi bir şeylerin farkına varırcasına. Ama kızından bu sorunun yanıtını beklemedi. Zaten yüz ifadesi, gerekli cevabı az ve öz ifade etmişti.
Bundan sonra olan olmuştu. Cengiz Bey ve Naz, deyim yerindeyse bağrışmaya başlamışlardı. Cengiz Bey kızının kendisine sesini yükseltmesine sinirlenmiş Naz da aniden parlayan kişiliğinin kurbanı olmuştu.
“Senin sesin çok fazla çıkmaya başladı küçük hanım. Hem biz hem de deden seni çok şımarttık. Çok…”
Uzun süredir yerinde sessiz sedasız oturan Aysun Hanım, “Cengiz!”diyerek eşine ikazda bulundu. Belli ki kadın, babasının olayla hiç alakası yokken konuya dâhil edilmesine kızmıştı ve ilk defa Aysun Hanım, Naz’ı Cengiz Beye karşı korumuyordu. Yüzünün her bir zerresini annesinden almış olan Naz, annesinin biçimli burnunu kaldırarak kendisine bakıp ardından tek kaşının havalandığını fark etti. Naz bu hareketi biliyordu!! Ama bu hareket şu an kendisine yapılmamalıydı hem de annesine şu an bu kadar ihtiyacı varken. Bu hareket ‘Ben karışmam, bu olayda tek başınasın,’ anlamı taşıyordu. Onaylanmayan davranışlarının listesi bir süredir o kadar kabarıktı ki bu sıralar bu harekete çok sık rastlar olmuştu; ama bu şu an olmamalıydı! Annesinin karşısında oturan dadısına baktı. Yaşlı kadın, yerinde sinmişti sanki. Üzgün bakışları Naz’ı bulduğunda, dadısından da bir beklenti içinde olmaması gerektiğini anladı.
“Ne annenden ne de dadından medet um! Bu sefer seni onlar da kurtaramaz. Hadi partiyi geçtim. Kimdi o adam?”
Bu konu açıldığında babasının yüzü daha da kararmıştı. Naz şöyle bir düşününce… Hatalı olduğunu biliyordu. Sadece parti söz konusu olsa, babasının bu kadar kızmayacağını tahmin ediyordu. Derin bir nefes alarak babasının üzerine gitmektense onu biraz yumuşatmayı denemeye karar verdi. Bu her zaman işe yarardı. Babası, biricik kızına asla dayanamazdı.
“Sadece arkadaşım, babacığım. Önemli biri değil,” dedi sesini yumuşatarak. Başına gelen boğulmak konulu konuşmayı yaparak babasının daha da sinirlenmesine neden olmamak için o kısmı es geçmeyi tercih etti.
“Madem senin için önemli biri değil, ne işin var elin adamının kucağında? Hem önemli olsa da olmasa da benim kızımın ne işi var kucakta? Kızımı küçükken bir ben aldım kucağıma bir de kocası alır, o kadar!”
Naz bu konuda babasının çok hassas olduğunu biliyordu. O yüzden alttan almaya çalışsa da kendini dizginleyemiyordu. Babası, sanki o isteyerek Orkun’un kucağında duruyormuş da üstüne bir de kucaktan kucağa atlayacak hafif meşrep bir kızmış gibi konuşuyordu.
“Tamam babacığım. Haklısın. O duruma düşmem büyük bir hataydı. Farkındayım. Ama parti büyütülecek bir şey değil. Sadece biraz eğlendik,”derken babasının suyuna gitmeye çalışıyordu. Aslına bunda pek de başarılı olduğu söylenemezdi.
“Biz sana şimdiye kadar eğlenme mi dedik? Bu ilk değil, son da olmayacak muhakkak. Biz sana tolerans gösterdikçe sen her fırsatta sınırlarını aşıyorsun!”
Babası sinirden kasılmış yüzüyle birkaç adım yaklaştı ve o anda kızın içini bir sıkıntı sarmıştı bile.
“Hatta sen, sınırların olduğunun farkında bile değilsin. İstediğin şeyleri elde etmeye o kadar çok alıştın ki. Madem öyle! Öğreneceksin! Ayaklarının üzerinde durabildiğini savunuyorsan, yeni hayatında bu özgüvene çok ihtiyacın olacak!” dedi babası. Her kelimenin üstüne basa basa…
“Yeni hayat mı?.. Bu… Ne anlama geliyor?”diyen Naz’ın sesi kısılmıştı sanki. İçinde anlam veremediği bir telaş vardı. Bu, babasından duymayı beklediği şey değildi. Şu an babası ona gülümseyerek ‘Tamam; ama bir daha olmasın!’demeliydi. O da bunun üzerine babasına sarılıp yanağına bir öpücük kondurmalı, ardından da uzun süre yaptığı bu davranıştan uzak durmalıydı. Ama kesinlikle böyle olmamalıydı!
“Evet, yeni hayatın…”derken Cengiz Bey, Aysun Hanımın oturduğu koltuğa doğru birkaç adım attı ve tekrar kızına döndü. “KPSS sonuçların gelene kadar bekle. Puan durumuna göre tercihlerini yap. Artık kafana göre yaptığın, özel okullardaki günü birlik öğretmenlikler sona erdi.”
“Ne demek bu?” diyerek anlamayan bakışlarla babasına baktı. Aslında anlamıştı; ama anlamak istemiyordu. “Beni istemediğim bir şeye zorlayamazsınız. Bu hayat, benim hayatım!”
“Şimdiye kadar istediğin her şeyi yaptık. Şimdi bana, babana, karşı mı geleceksin?”
Bunu kabul edemiyordu bir türlü, etmeyecekti de!
“Siz beni yetiştirirken isteklerim ve ideallerimin peşinden gitmem için hep teşvik ettiniz, boyun eğmem için değil. İşte ben böyle büyüdüm,”derken yumruklarını sıkmış, yeşil gözleri ateş saçıyordu.
“Anlaşılan büyürken babanla nasıl konuşman gerektiğini unutmuşsun,”diyen Cengiz Beyse sinirli tavrının aksine durgunlaşmıştı.
“Resmen beni bir şeye zorladığının farkında mısın baba?!” dedi Naz inatla. Karakterine sonuna kadar ters olan bu emir kipli konuşmalar ruhunu daraltıyordu.
“Madem büyüdün ve kendi ayaklarının üzerinde durabiliyorsun, dur bakalım. Bu rahat yaşam olmadan nasıl olacaksa o dediğin? Maddi yönden artık biz yokuz yanında… Yarından itibaren tüm kredi kartların iptal. Bakalım onlar olmadan ne kadar süre dayanabileceksin?”
Babası derin bir nefes alarak konuşmaya devam etti; ama bu kez üzgündü.
“Annen ve ben, öğretmen olduğumuz için bize hayranlık duyardın. Öğretmenliği seçerkenki hayallerine ne oldu? Ya ideallerin?.. Sen büyüdükçe onlar küçüldü mü?.. Sen küçükken öğretmencilik oynardık. Hep ben öğrencin olurdum ve ben…
O küçük öğretmenimle her zaman gurur duyardım.”
Boğazı düğümlendi. Babasının söylediklerine çok kırılmıştı Naz; ama onun da ne kadar kırıldığının farkında değildi. O gerçekten hiçbir şey yapmadan, babasının parasını harcayıp keyfine bakan birisi miydi yani? Başkasının değil ama en değerlilerinin, babasının ki annesi de sessizliği ile babasına ortak olmuştu, bu şekilde düşünmesi çok koymuştu kadına. Babasının üç kuruşu olmasa yaşayamaz mıydı? En çok koyan da babasının son söyledikleriydi. Tüm damarlarında hem hayata hem kendisine hem de babasının söylediklerinin doğruluğuna inat, saf bir öfke dolanmaya başladı. Evet, o ayaklarının üzerinde durabiliyordu. Bu okulu boşuna okumamıştı. Anne ve babasının idealleri, büyürken onun da idealleri olmuş, onlar gibi öğretmenlik mesleğine sarılmıştı. Anlaşılan herkese artık küçük, şımarık bir kız olmadığını ispatlamasının zamanı gelmişti. Belki de önce kendine ispat etmesi gerekiyordu. Ne olursa olsun, babasının onunla tekrar gurur duymasını sağlamalıydı. Görüşü hafifçe bulanıklaşırken gururundan taviz vermeden çenesini kaldırdı.
“Bunu siz istediğiniz için yaptığımı düşünme baba. Bunu hem kendi ideallerim hem de biricik kızınızla gurur duymanız için yapacağım. Ama yaptıklarımdan… Bu kadar huzursuz olduğunuzu düşünmemiştim.”derken babasına bakmıştı kırgın bakışlarını gizlemeden. Bir an önce kendisi için utanç verici olan bu konuşmaların yapıldığı yerden uzaklaşmak isteyerek koşarcasına odasına çıktı.
“Ben senin varlığınla gurur duyuyorum zaten,”diye mırıldandı Cengiz Bey. Ama kızı, bu kelimelerden hiç birini duymamıştı.
Aysun Hanım, tüm konuşma boyunca konuşmamak için çok zor tutmuştu kendisini. Kızının kendisine benzeyen burnu dik tavırlarının sonrasında, yumuşayarak nasıl babasının huyuna gitmeye çalıştığını ama en sonunda nasıl da duruşunun kırılganlaştığını, içi acıyarak seyretmişti. Biricik yavrusunu savunmamak için öyle büyük bir mücadele vermişti ki içinde. Ama bu onun iyiliği içindi. Babasına karşı onu savundukça kendisinden yüz buluyordu bu kez. İpleri o kadar gevşetmişlerdi ki ona karşı, artık bir şeyler yapmanın vakti gelmişti. Yine de dayanamadı.
“Biraz fazla üzerine gitmedik mi Cengiz?”derken tutmakta olduğunu fark etmediği nefesini verdi sıkkınlıkla.
“Hayır Aysun. Bunu konuşmuştuk. Taviz vermek yok. Bu kız bir eğitmen olacak, hareketlerine bakar mısın? Nasıl bir nesil yetişir elinde daha kendisi çocuk gibi davranırken… Yavaş yavaş düzeltemeyiz biz bu kızı. Zoru görmesi şart!”
Sonra Cengiz Beyin, kızının giderkenki kırgın hâli geldi gözlerinin önüne. Omuzları üzüntüyle çökerken eşinin oturduğu koltuğa bıraktı kendini.
“Amacım onu kırmak değildi. Ne kadar gururlu olduğunu ben de biliyorum. Ama bu onun iyiliği için. Biz olmadan ne yapar Aysun? Hayata alışması lazım. Bir yerden başlamalı… Hayat her zaman eğlence değil. Bunu anne ve babası olarak, hayattan önce bizim göstermemiz gerek.”
Aysun Hanım, eşine hak vermeden edemiyordu; ama kızının yüzü de gözünün önünden gitmiyordu.
“Haklısın Cengiz haklısın da ne bileyim… Dayanamıyorum onu öyle görünce…”diyen kadın içini çekti.
“Hatırlıyor musun evliliğimizin ilk yıllarını?.. Öğretmenlik yaptığımız zamanlardı. Kendi yağımızda kavrulurduk. Zaman zaman ayın sonunu zor getirirdik. Yine de Naz’ın hiçbir şeyini eksik etmemeye çalışırdık. Baban emekli olmaya karar verdiğinde ve sana yönetimi teklif ettiğinde, aslında çok emindim kabul edeceğinden. Çünkü sen, hep bu bolluğun içinde yetişmiştin… Ama beni her zaman olduğu gibi, babanın teklifini reddedip şaşırtmıştın.”derken Cengiz Bey çok eskilere gitmişti.
Yanına oturan eşine sarılan Aysun Hanım da hüzünlenmişti o günler aklına gelince. “Ben kabul etmeyince babam da sana teklif etmişti. Bilirsin, babam seni oğlu gibi sever.”
“Evet, biliyorum. Sırf Naz ve sen, hiçbir şeyden eksik kalmayın diye kabul ettim. Sırf elimizde böyle bir imkân varken kızımızı en iyi şekilde, en iyi koşullarda büyütebilmek için… Bazı yerlerde hata yaptık belli ki. Sınırları öğretmeyi unuttuk. Ama şimdi... Birçok şeyin değişmesinin vakti geldi.”
***
Naz için sınav sonuçlarını beklediği hafta tam bir kâbus gibi geçmişti. Ailesiyle arası bozulmuştu ve hâlâ babasına kırgındı. Hatalı olanın kendisi olduğunu bildiği hâlde… Babası dediği gibi tüm kredi kartlarını iptal ettirmişken ne ağız tadıyla alışveriş yapabilmişti ne de vitrinlerin önünden geçerken zevk alabilmişti. Hatta hayatındaki en güzel hobisi olan bu ritüeller işkence gibi gelmeye başlamıştı. Beğenmek ama aslında alamayacağını bilmek… Bunlar alışkın olduğu şeyler değildi. Bu yüzden de kendisini eve kapatmayı tercih etmişti.
Sınav sonucu geldikten sonraysa her şey daha sancılıydı. Ekmek kapısı ümidiyle o kadar emek harcayan insanlar varken hiçbir hazırlık yapmadan sınava girenler tabii ki de onlardan ayrı bir yerde olmalıydı. Nitekim öyle de olmuştu. Eğer ileride böyle bir durumda kalacağını bilseydi mutlaka hazırlığını yapardı; ama nereden bilebilirdi ki?! Babasına o kadar büyük konuşmuşken geri de dönemezdi. Ayrıca babasının da dönmeye niyeti yoktu. Bu yüzden puanının yettiği küçük batı ve birkaç doğu ili yazmak durumunda kaldı. Ama tabii ki bu puanla batı illerinin gelmesi pek de mümkün değildi.
Yerleştirme sonuçlarının belli olacağı gün biraz stres atmak için Aslı ile beraber dışarı çıkmıştı. Eve döndüğündeyse anne, babası ve dedesi salonda oturuyordu.
“Herkese iyi akşamlar,” dedi sıkıntılı bir sesle. Bu ses her zamanki tatlı ve biraz da şımarık sesinden yoksundu. Ama dedesini görünce kendisini tutamadı ve koltukta onun yanındaki yerini aldı. Dedesinin yanaklarından öperken sesi daha mutlu geliyordu.
“Hoş geldin dedeciğim.”
Hilmi Bey, torununun üzgün hâlini görünce dayanamayarak yelkenleri suya indirmeye çok yakınlaşmıştı. Bunu her an yapabilirdi. Bir tanecik torunuydu Naz. Ama damadına da söz vermişti. O an damadıyla göz göze geldiklerinde hemen bakışlarını kaçırıp torununa odaklandı yaşlı adam.
“Ee prensesim. Bugün yerleştirme sonuçların açıklanmış. Merak etmiyor musun nereye gideceğini?” dedi yaşlı adam. Genç kadın, ise oldukça durgun ve umursamaz görünüyordu. Kimse fark etmese de aslında içten içe deliler gibi merak ediyordu.
“Nasılsa gideceğim yer fark etmeyecek. Öyle de böyle de gideceğim,”derken bile anne babasının yüzündeki ifadeden merak etmişti nereye gideceğini. O yüzlerde endişe görür gibiydi. Sonunda kendisini tutamadı. Ciğerlerini derin bir nefesle doldururken “Nereye gidiyorum?”diye sordu tereddütle.
Cengiz Bey, ne kadar üzgün olsa da taviz vermeyecekti. Tek çırpıda “Kars. Kars, Sarıkamış,”cevabını verdi. Aslında öyle zor söylemişti ki…
‘Sarıkamış’a mı?! Aman Allah’ım Türkiye’nin bir ucu!!’ diye geçirdi genç kadın içinden ve sinirinden gözlerine dolan yaşlar eşliğinde aniden yerinden kalkarak hızla odasına çıktı.
Naz’ın odasının sertçe çarpıldığını duyan Hilmi Bey konuşmaya başladı. “Bu kız oralarda ne yapar Cengiz? Hiç mi yardımcı olmayacağız?” dedi panikle.
“Herkes nasıl yapıyorsa o da öğrenecek baba. Lütfen, çok rica ediyorum, bu konuda herhangi bir yardımda bulunma. Yapacağın her yardım zarardan başka bir şey getirmez ona. Hem... Tabii ki yardımcı olacağız. O benim tek evladım. Ben tüm ayarlamaları yaptım onun için. Orada oturacağı evi satın aldım; ama henüz bundan haberi yok. Her ay kira için verilen hesaba para yatıracak. Vakti zamanı gelince de o hesap onun olacak. Bilmeden de olsa geleceğine yatırım yapmış olur bu sayede. Biz bugün varız, yarın yokuz. Hayata başlangıç için zor bir yer. Alıştığı bu şehirden çok ama çok farklı. Ama alışacak."
"Öyle, sen de haklısın. Peki, oturacağı yer güvenli mi? Nasıl bir muhit? Komşuları nasıl?"
"Ben araştırdım baba. Gayet uygun, sen hiç merak etme. Üç katlı bir apartmanda oturacak. Apartmanda dört tane daire var. Üst katta apartmanın sahibi yaşlı bir çift oturuyor. Alt katta da üniversite öğrencileri. Bizimkinin oturacağı katta iki daire var. Karşı dairesi de tutulmuş. Tutan kişi yakında taşınacakmış. Aslında güvenlik konusunda en çok da ona güveniyorum. Ne de olsa adam asker. Bir yüzbaşı..."