Zümra Fırtına gece boyunca şiddetini artırarak devam etti. Yağmurun camlara vuruşu, rüzgarın ağaçların arasında ıslık gibi çalışı dış dünyayla aramızdaki tek perdeydi. Ama içeride sobanın yaydığı ışık ve sıcaklık, küçük dünyamızı sarıp sarmalıyordu. Çetin’le geçen o tutkulu, kıskançlık dolu anın ardından, aramızda garip bir sakinlik çökmüştü. Sanki tüm gerilim, o patlamayla birlikte açığa çıkmış ve yerini daha derin, daha anlamlı bir kabullenişe bırakmıştı. Çetin telefonla konuşup talimatlarını verdikten sonra pencereye yaklaştı, perdelerin arasından dışarıyı seyretti. Omuzlarının genişliği loş ışıkta bir heykel gibi görünüyordu. Ben küçük divanda oturmuş battaniyenin altına büzülmüş, onu izliyordum. Her hareketi beni hem heyecanlandırıyor hem de garip bir huzur veriyordu. “Yarın geliy

