Çetin Koçarslan Sabah salonun geniş camlarından İstanbul’un puslu sabah ışığı sızıyordu. Ben koltuğa gömülmüş, Zümra’yı izliyordum. O mutfak tezgahında sanki ne yapacağını bilemez halde, bir şeyler kurcalıyordu. Dün gece salonda uyumuştum. Üzerimde hâlâ gömlek ve pantolon vardı. Yüzümde uykusuzluk ve öfkenin ağır izleri. Ayağa kalktım. Ayak seslerim sertti, tahta zeminde yankılandı. Doğruca ona yürüdüm. Durdu, korkuyla bana baktı. O kocaman, sanki hep ağlayacak gibi bakan gözler... Her baktığımda, içimde bir şeyleri yerinden oynatan o gözler. “Buraya gel,” dediğimde sesim buz kesmiş gibiydi. Mutfak adasının diğer tarafından bana doğru gelmesini bekledim. Yavaş, tedirgin adımlarla yanıma geldi. Üzerinde, dün getirttiğim basit tişört ve pantolon vardı. Ona fazla bileydi. Onu, camın önü

