Arabaların sesi hayatın akışının sesini andırıyordu. Aslında herşey o kadar hızlı gelişiyor, hayat o kadar hızlı geçiyordu ki , hiç birşeye değmiyordu. Hayatımızın merkezine koyduğumuz herşeyin, hayatla beraber yitip gideceğini düşününce, gidilecek yeri merkeze koyma isteği uyanmıştı içimde.
Bugün yine ben, benimle başbaşa kalmıştım. Diğer hergün gibi.. Etrafımda bir kalabalık vardı fakat, onlar zihnim de olmadığı için kendimle yalnız kalıyordum. İşin garibi mutluydum. Mânasız bir kalabalıktan ziyade anlamlı bir yalnızlık daha çekici geliyordu bana.
"Alinkuşum?" Ne zaman kendimle mutlu olsam, bu kızın sesi insanlarla da mutlu olabileceğimi vaad ediyordu.
"Aymira'm" gülümsedi. Bende gülümsedim. Birilerinin duyguları sizde duygu değişimine sebep oluyorsa, o kişi çok sağlam yerdedir içinizde.
"Okulun yanında ki cafeye gidelim mi? Konuşuruz biraz." Şuan garip bir şekilde buna ihtiyacım olduğunu hissettim. Aslıyla ikisinin olumsuz yanıt alacaklarından emin yüzlerine bakarak başımı salladım.
"Olur gidelim. Nedense buna ihtiyacım var."
Şaşırdılar . Normal insanların söyledikleri sözleri benden duymak anormal geliyordu herkese. Çünkü ben anormaldim.
Normal yakışmıyordu üzerime.
*********
Martıların sesi tuhaf bir huzurla doldurdu içimi. Elimde ki simitten bir parça daha atıp havada kapmalarını izledim. Etçil bir hayvanı simit yemeye alıştıran varlığa sanırım insan deniyordu.
Bünyesinde her seferinde zıtları ve ilginçlikleri harmanlıyordu.
"Eee artık anlatıcak mısın?" Dakikalardır sabırlı bir halde beni izleyen kızlara bakıp omuz silktim. "Neyi?"
Aslı sabır dilercesine havaya bakıp elimden simidi aldı. Benim uzun uzadıya küçük küçük böldüğüm lokmalara tezat kocaman parçalara bölüp havaya attı.