Gece. Yağmur hafifçe pencerelere vuruyor. Boran odasında yalnız. Ceketini yere fırlatmış. Kravatı gevşemiş, gözleri kızarmış. Yatağın kenarında oturuyor. Elinde Efnan’ın bir resmi var. Boran’ın iç sesi (yavaş yavaş çöken bir tonla): “Bir sevdayı böyle mi harcar insan? İş güç derken, gözünün içini sevdiğin kadını nasıl da unuturmuş insan… Çok mu zordu sarılıp ‘yorgunum ama seni seviyorum’ demek? Şimdi ne iş, ne makam… Hiçbiri bir bebeğin kalp atışını geri getirmiyor. Hiçbiri Efnan’ın gözyaşını silemiyor… Ben… ben kendimden başka herkesi kaybettim.” Kapı hafif aralanır. Zülal Hanım içeri girer. Yüzü endişeli. Zülal: “Oğlum… yine mi uyumadın?” Boran (kırık bir sesle): “Uykum yok anne. Uyusam da ne değişecek?” Zülal (yanına oturur): “Efnan’ı seviyorsun.” Boran: “Onu sevmenin öt

