GİRİŞ

1668 Kelimeler
Genç kız, işlediği havlunun üzerinde parmaklarını usulca gezdirip onu beğeniyle süzdü. İlmeklerin arasına sinmiş sabır ve emek kusurlarına rağmen kendini belli ediyordu. Annesinin işlemeleri kadar kusursuz değildi belki ama onunki de gideri olan güzel bir işti. Annesi… Nuran Altunhan. İçinden sessizce adını andı. Kimse onunla boy ölçüşemezdi. Ne elinin hünerinde ne de yüreğinin dirayetinde. Ona yetişmek cesaret isterdi, yürek isterdi. Nûjin, burnunun ucunda ince bir sızı hissetti. Bu sızıya gözlerinin doluşu eşlik etti. Annesinden miras kalan o güzel gözler, ağlamaya meyilliymiş gibi bir anda buğulandı. Buna izin vermek istemedi. Kucağındaki havluyu sıkıca kavrayıp ayağa kalktı. Dolabın yanındaki eski ahşap sandığa doğru yürüdü. Dizlerinin üzerine çökerek sandığın tam karşısına oturdu. Ahşap gıcırdayarak açıldığında, içine sinmiş geçmiş kokusu Nûjin’in göğsünü daha da daralttı. Titreyen elleriyle havluyu sandığa yerleştirdi. Kendi emeğini annesinin yıllara meydan okuyan işlemelerinin hemen yanına bıraktı. Bir an durdu. Sanki annesi oradaymış gibi, onu izliyormuş gibi hissetti. İçine ciğerlerine sızlatan bir nefes çekip sandığı sessizce kapattı. Sızlayan burnunu sertçe çekip gözlerini aceleyle sildi.Bu sandıkta saklananlar yalnızca havlular değil, özlemdi, yarım kalan cümlelerdi. Yarıda kalan hayallerdi. "Nujin!” Tahammül edemediği ses kulaklarına değdiği anda gözlerini kapattı. Bu kadının sesini duymaya tahammülü yoktu. Aslında bu evin içinde var olan hiçbir şeye tahammülü yoktu artık. Her ses, her yüz, her nefes ona tek bir gerçeği fısıldıyordu. İhaneti. Bakışları kapalı olmasına rağmen zihni acımasızdı. Görmek istemediği sahneleri, unutmak için yıllardır kaçtığı görüntüleri önüne sürüyordu. Annesinin gözlerinin önünde yavaş yavaş tükenen bedenini… Bir zamanlar sıcacık olan teninin soğuyuşunu…Ve en sonunda, yaşamdan koparken sönüp giden gözlerinin ışığını... Göğsü daraldı. Kalbi kaburgalarına çarparak atıyordu. Nefesi düzensizleşti.Bu ev bir yuva değildi artık. Duvarlarına anıların değil, acıların sindiği bir ihanet çukuruydu. Çocukluğunun geçtiği, büyüdüğü bu evin her köşesi, ona kaybettiklerini hatırlatıyordu. Nujin, dudaklarını birbirine bastırdı. Ağlamamak için kendini zorladı. Zayıf görünmemeliydi. Hızla ayağa kalktı ve odadan çıktı. "Geldim!” diye sesini duyurdu. Hızlı adımlarla merdivenleri aşıp geniş avluya çıktı. Bakışları, koyu yeşil elbisesi ve aynı tonda bağladığı şalıyla ortalıkta salınan Hümeyra Altunhan’a takıldı. Kollarını süsleyen altınlar, güneşi yakalamış parlıyordu. Nûjin gözlerini belli belirsiz devirdi. Bu kadının bitmek bilmeyen gösteriş merakı her defasında içini sıkar, huzurunu kaçırırdı. “Ne vardır o odada, Nûjin?” dedi Hümeyra Hanım sert bir tonla. “Ağaç olduk burada!” “Geldim, Hümeyra abla,” diye mırıldandı Nûjin dişlerinin arasından. “Kusura bakmayın, beklettim.” Hümeyra Hanım onu baştan aşağı süzdü. Bakışlarında açık bir memnuniyetsizlik vardı. “Böyle mi geleceksin?” dedi, sesi iğne gibi bedenine batıyordu. Nûjin başını eğip üzerine baktı. Siyah, belden oturtmalı, sade ama zarif bir elbise giyinmişti… Kaşları hafifçe çatıldı. “Altunhansın sen,” diye devam etti kadın. “Altunhan! Güzelce giyinip kuşanacaksın, takını takacaksın. Nusret Altunhan’ın kızısın sen.” Nusret Altunhan’ın kızı, Nûjin Nâre Altunhan… Adı batsın, diye geçirdi içinden. “Aman anne,” diyerek araya Rojda girdi. Dudaklarında alaycı bir gülümseme vardı. “Her zamanki Nûjin işte… Ne bekliyorsun ki?” Hafifçe kıkırdadı.“Bu gidişle başımıza kalacaksın abla,” dedi Nûjin’in gözlerinin içine baka baka. “Düğüne gidiyoruz, cenazeye değil. Azıcık çeki düzen ver üstüne başına.” Nûjin dişlerini sıktı, çenesi gerildi. Rojda’nın üzerinde ateş kırmızısı, iddialı bir elbise vardı. Fazlasıyla iddialı… “Ayıp oluyor, Rojda,” dedi sesini olabildiğince sakin tutarak. “Ablanım ben senin. Nasıl konuşuyorsun öyle? Hem.. Ben halimden memnunum.” Kısa bir duraksamadan sonra bakışlarını kız kardeşinin elbisesine kaydırdı. “Sen asıl yukarı çıkıp üzerini değiştir. Babam seni bu halde görmesin.” Rojda dudaklarını büzüp omuz silkti. “Babam görse ne olacakmış?” dedi umursamaz bir edayla. “Kıyamaz o bana.” Nûjin’in ince bedeni fark edilmeden geriye çekildi. Yüzündeki ifadeyi korumaya çalıştıysa da başaramadı. Boğazına oturan düğümü ağır ağır yutarak bastırdı. “Kesin sesinizi!” diye çıkıştı Hümeyra Hanım, sert bakışlarını iki kızın arasında gezdirerek. Ardından yeniden Nûjin’e döndü. Bakışları, genç kızın üzerinde bir kez daha dolaştı. “Sen de yukarı çık. Üstüne düzgün bir şey giy,” dedi buyurgan bir tonla. Nûjin’in boğazı iyice düğümlendi.“Bu elbise gayet düzgün.” dedi kısık ama kararlı bir sesle. “Nûjin.” Hümeyra Hanım’ın kaşları çatıldı. “Bana karşı mı geliyorsun sen? Uygun değil diyorsam, değildir.” “Geç kalıyoruz, Hümeyra abla,” dedi Nûjin, sesini olabildiğince düz tutmaya çalışarak. “Şimdi değişmeye kalkarsam daha da gecikiriz. Babam birazdan gelir-” Cümlesi yarım kaldı. Dilinin ucu yandı sanki. Allah şahitti. O adama baba demek bir yana, adını anmak bile içini kaldırıyordu. Hümeyra Hanım’ın kaşları çatıldı lâkin ağzını açmasına fırsat kalmadan, merdivenlerin öbür ucundan adım sesleri yükseldi. Tok. Ağır. Sert. Nûjin’in omuzları istemsizce kasıldı. “Nusret Ağa geliyor,” dedi Hümeyra Hanım. Sesi bir anda yumuşamış, yüzüne yapay bir sevecenlik yerleşmişti. Rojda hızla saçlarını düzeltti, elbisesini çekiştirdi. Dudaklarına aldatıcı bir tebessüm kondurdu. Nûjin ise olduğu yerde kaldı. Kalbi göğsüne canını acıtarak çarpa çarpa atıyordu. Şahit olduğu bu suni aile saadeti genç kıza iyi gelmiyor, ona annesini hatırlatıyordu. Nusret Altunhan merdivenlerin başında belirdi. Yaşına rağmen dimdikti. Bakışları sert, yüzü ifadesizdi. Etrafı kısa bir süre süzdü. Nujin anında gözlerini kaçırdı. Babasının yüzüne her baktığında annesini görüyordu. “Hazır mısınız?” dediğini duydu yaşlı adamın. “Hazırız ağam." dedi Hümeyra Hanım hiç vakit kaybetmeden ve aşağı inen adamın koluna girdi. Nûjin hızla gözlerini onlardan tekrar kaçırdı. Bakışlarını yere sabitledi. Arkasını döndüğünde gözleri dolmuştu, ama tek bir damla yaş akıtmadı. Burada ağlamak istemiyordu. Sessizce konaktan çıktılar, arabaya yerleştiler. Nûjin yol boyunca başını bir kez bile kaldırmadı. Kendini zor tuttu. Gözyaşlarını geceye sakladı. Ve içinden, yalnızca kendisinin duyabileceği bir fısıltıyla âh etti. Ettiği âh büyüktü, elbet acısı çıkardı. 🕊️ Davullar zurnalar çalınıyor, kalabalığın içinde koşturan çocukların attığı çığlıklar havaya karışıyordu. Nujin, Hümeyra hanımın yanına oturmuş sessiz sakin bir şekilde düğünün bitmesini bekliyordu. Rojda gelir gelmez ucu bucağı görünmeyen halaya gireceğini söyleyerek annesinin bütün itirazlarına rağmen insanların arasına karışmıştı. Rojda'nın gitmesiyle hepten yalnız kalan Nujin'in ağzını bıçak açmıyordu. Olurda Hümeyra hanım bir şey söyler diye ödü kopuyor, onunla gerekmediği müddetçe iletişime geçmek istemiyordu. Hümeyra Altunhan'la her konuştuğunda aklına annesi, yüreğine kor düşüyordu. "Nerden çıktı şimdi bu münasebetsizler?" Hümeyra Altunhan'ın memnuniyetsiz sesiyle Nujin başını yerden kaldırdı. "Li li li!" diyerek alayla söylendi. "Hele şu Gülîstan'ın hallerine... Tavus kuşu gibi nasıl da kabarıyor. Gören desin ki hanım ağa! Feyruz'un eteği altından çıktığı yoktur.." Nûjin gözlerini düğün alanına yeni giriş yapan kadınlara çevirdi. Önde bastonuna dayanmış yaşlı bir kadın vardı. Elini öpen kadınlara müsamaha gösteriyor, her birine içten bir tebessümle karşılık veriyordu. Hemen arkasında ise Hümeyra Hanım’a denk yaşlarda olduğunu tahmin ettiği başka bir kadın duruyordu. Hümeyra, söylenmelerini ona yöneltmişti. Sözlerinden bunu anlamak zor değildi. "Kalk Nûjin kalk!" Hümeyra’nın sertçe kolunu dürtmesiyle kaşlarını çatan Nûjin, kadına döndü. Ama onun gözleri hâlâ içeri yeni giren iki kadının üzerindeydi ve hasetle dolu bakışlarla onları süzüyordu."Rojda’yı bul, çıkıp gidelim." dedi Hümeyra. "Düğün henüz bitmedi ki Hümeyra abla… Ayıp olmaz mı?" "Kız ne ayıbı?" Hümeyra’nın sesi aniden yükseldi. "Ayıpmış! Hézrawanlar gelmiş, ayıbı düşünmek bize mi kalmış? Ağanın kulağına gitmeden çıkıp gidelim. "Kalk, Rojda’yı bul." Nûjin göz göze geldiği yaşlı kadından bakışlarını çekti. Kadının Hézrawan olduğunu daha yeni öğrenmişti. Kendisini bu olaylardan itina ile uzak tutmuştu ve tutacaktı da. Annesinin dediği gibi... Bu düşmanlık o ve annesi dışında herkesin kalbine işlemişti. Hézrawanlar… Kim olduklarını tam olarak bilmiyordu lâkin yıllar evvel amcasının Hézrawan'lardan bir can aldığını biliyordu. Altunhan konağında adlarını sık sık lanet ve bedduayla duyuyordu. Hézrawanlar, konakta korku ve tedirginlikle anılan bir aileydi. Hümeyra’yı geride bırakıp halay çekenlerin yanına yaklaştığında gözleri Rojda’yı arıyordu. Ama görünürde yoktu. Telaşla etrafa bakınmaya başladı kalabalığın arasında hızlı adımlarla ilerliyordu. Rojda'yı bulamadıkça telaşı büyütüyordu. İşte Nûjin tam da bu yüzden dışarı çıkmayı sevmezdi. Ailesinden biriyle dışarı çıkmak onun için hep sorun ve huzursuzluk demekti. Annesinin vefatından bu yana evin dışına adımını atışı neredeyse sayılıydı. Ara sıra can dostu Dilşad’la buluşur, sessizce hasret giderirlerdi. Elbette bu da Hümeyra hanım engel olmazsa oluyordu. İçini sıkan düşünceleri bir kenara iterek Rojda’yı aramaya koyuldu. Buradan bir an önce uzaklaşmak istiyordu. Hümeyra Hanım’ın zorlamasıyla gelmişti ve şimdi pişmanlık içindeydi. “Zergül!” Gözüne tanıdık bir sima ilişti. Hızla genç kızın yanına doğru koşturdu. Zergül’ün oturduğu masanın hemen yanındaki masada bulunan iki kadının fark ettiyse de bakışlarını onlardan kaçırmayı başardı, tedirginliğini belli etmemek için derin bir nefes aldı. “Rojda,” dedi masaya vardığında, sesi hafif titriyordu. “Rojda’yı gördün mü Zergül? Babam bekliyor… çıkmamız lazım.” “En son halaydaydı, Nujin abla.” dedi Zergül, nefes nefese. “Tamam,” dedi gülümsemeye çalışarak. "Sağ olasın Zergül.” Zergül’ün yanından ayrılıp tekrar etrafa bakınmaya başladı. Gözleri kalabalığı tararken nihayet Rojda’yı fark etti. Hemen genç kıza seslenerek ona doğru yürümeye başladı ama Rojda kendisine duymamıştı. Elbisesinin eteğini toplamış hızlı adımlarla başka yöne doğru gidiyordu. Kaşlarını çattı. İnsanların arasından zar zor sıyrılıyor, Rojda’yı yakalamaya çalışıyordu. Konaktan uzaklaştıkça kalabalık yavaş yavaş seyrekleşiyor, düğünün gürültüsü arkada bir uğultuya dönüşüyordu. Nûjin bir an için duraksadı, tereddütle olduğu yerde kaldı. Babası onu burada görürse hiç iyi şeyler olmazdı. Rojda paçayı sıyırırdı ve olan yine kendisine olurdu. Nûjin, köşeyi dönüp gözden kaybolan Rojda’nın arkasından gidip gitmemekte kararsızdı. Yoldan geçen insanlar, aceleyle gelip giden araçlar… Burada daha fazla duramazdı. Son bir kararla arkasını döndü ve düğün alanına doğru yürümeye başladı. Birkaç hızlı adım attıktan sonra pişmanlık ansızın bastırdı. Hümeyra Hanım orada onları bekliyordu. Rojda’yı almadan giderse şayet dilinden kurtulmaz, bir dolu azar yerdi. Sıkıntılı bir nefes verip ani bir kararla geri dönmeye çalıştı ama daha bir adım atamadan sert bir bedene çarptı. Dengesini kaybedip kalçasının üzerine sertçe yere düştü. Yüzü utançla yanarken çarptığı iri yarı adamın yüzüne yarı buçuk kaçamak bir bakış atarak gözlerini kaçırdı. "Aman bacım!” diye seslendi kısa boylu bir adam atılarak. “Az dikkat yav, az dikkat…” Kolundan tuttuğu gibi Nûjin’i ayağa dikti. "Lo yavaş lo!" Kumral, uzun boylu bir başka adam ise hızla yanlarına gelip kısa boylu adamı kendine çekerek ensesine hafifçe bir tokat attı. “Yavaş, heyvan! Un çuvalı mı bu? İyi misin bacım?" "İyi- İyiyim.." Nûjin utançtan kıpkırmızı olmuş, gözlerini yerden ayırmıyordu. “Kusura bakmayın…” dedi mırltıyla. Daha fazla burada duramayacaktı. “Teşekkür ederim-" Ama cümlesini bitiremeden bakışları sert bir şekilde çarpıp yere düştüğü iri yarı adamın kahverengi gözleriyle buluştu. Kaşları istemsizce çatıldı. Zihnine yıllar evvel yine bir düğünde rastladığı tanıdık sima düştü. Derin bir nefes alıp gözlerini hızla kaçırdı. Adamların yanından olabildiğince hızlı geçerek yürümeye başladı.
Yeni kullanıcılar için ücretsiz okuma
Uygulamayı indirmek için tara
Facebookexpand_more
  • author-avatar
    Yazar
  • chap_listİçindekiler
  • likeEKLE