1 Hafta Sonra
"Günaydın," diyerek masaya oturduğumda Hatice abla gülümsedi.
"Günaydın kızım. Artık alıştın değil mi? Dün yorgun olduğun için sorularımla sıkmak istemedim seni."
"Olur mu hiç? Lütfen hiç çekinmeyin. Beni bir kızınız olarak görün ve açıkça konuşun lütfen."
"Sen de benimle konuşurken şu saygılı ifadeleri takınma kızım. Rahatça konuş."
"Tamam." dedim başımı sallayarak.
Sonra derin nefes aldım.
"Alıştım sayılır. Sadece iş bulmam gerek o kadar. Başka hiçbir sorunum yok."
Dün kendime yeni bir hat almıştım. Rehberimdeki numaralar hala telefonumda duruyordu. Bu yüzden bu konuda rahattım.
"Önceden nerede çalışıyordun?"
"İstanbul da bir şirkette Hatice abla." dedim şirketin adını vermeden.
"Anladım. Adın gibi bahtın da güzel olsun kızım. Umarım hemen iş bulursun."
İç çektim. "Umarım."
Kahvaltıyı yaptıktan sonra masayı da topladık ve ev işi yapmaya başladık.
İşlerimiz bitince de Hatice ablaya türk kahvesi yapmıştım. Oturup kahvemizden içerken sohbet ediyorduk.
"Ne diyeyim ben sana kızım. Çok alıştım vallahi sana. Gittiğinde ne yapacağım ben?" gülümsedim.
"Beni kovmadığınız sürece bir yere gitmem merak etmeyin." ufak bir kahkaha attı.
"Seni neden kovayım kızıl saçlı kızım benim... Sonuçta benim de hakkımı veriyorsun sen ama hiç merak etme. Kirayı ödeyemediğin zaman senin için istisna yaparım ben."
"Teşekkür ederim gerçekten ama elimden geldiğince zamanını geçirmeyeceğim." anında bastıran mide bulantımla yüzümü buruşturarak elimi karnıma koydum.
"Neyin var kızım?" bulantım şiddetlenince ağzımı tutarak lavaboya koştum ve kapıyı bir kez kilitledikten sonra klozete eğilip kusmaya başladım.
Midem çok yanıyor, boğazım acıyordu.
Saçlarımı tutup kusmaya devam ettiğimde Hatice ablanın endişeli sesini daha yeni yeni duymaya başlamıştım.
"Kızım, neyin var? Ah, yavrum benim... Kapıyı aç da yanına geleyim."
Kusmam bittiğinde şifonu çekip ayağa kalktım ve ağzımı temizledim.
Kapıyı açtığımda Hatice abla ile anında göz göze geldik. Ondan daha ne kadar saklayabilirdim ki?
Gece uyku esnasında mide bulantım gelse bile o bunu bilmiyordu. Ya sabah? Ayrıca karnımda şişecekti.
"İyi misin kızım? Sanırım mideni üşüttün. İstersen bir sağlık ocağına gidelim." başımı iki yana salladım.
"Benim sana bir şey söylemem gerekiyor..." elinden tuttuğum gibi içeri sürükledim ve beraber koltuğa oturduk.
"Ne oldu kızım? Çatlatmasana beni..." merakla bana bakmaya devam ediyordu.
Acıyan boğazımı yutkunarak hafifletmeye çalıştığımda nefeslendim.
"Ben hamileyim."
"Anne yemin ederim çocuğun babası ben değilim!" irkilerek kapıya baktığımda ellerinde poşetlerle beraber şok içinde bize bakan adam gördüm.
"Hem ben o kadını tanımıyorum bile... Bak yemin ettim."
Bu adam da kimdi böyle?
*****
Rahatlamış bir şekilde nefes verdiğinde bana baktı. "Kusura bakma. O kadar yakışıklı ve ünlüyüm ki kapımıza dayanan kız sayısı çok."
"Sorun değil," diyerek Hatice ablaya döndüm. Karnıma bakıyordu.
"Bebeğin babası ayrıldığın erkek arkadaşın değil mi?" başımı salladım.
"Sanırım hamile olduğun için ayrıldınız." diye mırıldanan kişi de Hatice ablanın oğlu Yaman'dı. İçten içe üzülsem de yine de başımı salladım.
"Eh be yavrucağım, sana kim kıyabilir ki? Sen çok iyi kalpli ve güzel bir kadınsın. O pislik seni kaybetmiş."
"Bu konuyu daha fazla konuşmak istemiyorum. Oldu ve bitti. Sadece sizden saklayamazdım artık."
"Aslında bazen midenin bulandığını fark etmiştim ama aklıma hamile olduğun gelmedi... Neyse senin için hayırlısı neyse o olsun." sonra kısa süreli duraksadı.
"Peki, sen iş konusunu ne yapacaksın? Hamilesin sonuçta." omuz silktim.
"Benim için sorun değil. Çalışabilirim."
"Ne iş yapıyorsun?" Yaman ciddiyete büründüğünde dikkatimi ona verdim.
"Mimarlık." kaşlarını yukarı kaldırdı.
"Güzel. İstersen sana iş konusunda yardımcı olabilirim." dedi.
"Nasıl?" anlamayarak yüzüne bakıyordum.
"Ben kuzenimin şirketinde çalışıyorum. Ona senden bahsedersem belki seni işe alır." elini saçlarından geçirdi. "Yine de bir cv hazırlarsan iyi olur."
"Bu çok iyi olur. Cv hazırlarım ama ya kabul etmezse?"
"O zaman şansına küs," diyerek omuz silkti.
Dudağımı büzüp başımı salladım. Cv'm yeterince iyiydi ama bazı şirketler kabul etmeyebilirdi. Sonuçta her şirket kendi statüsüne göre bir çalışan arıyordu.
Yine de bu fırsatı kaçırmayacaktım.
*****
"Bu arada bebeğin kaç aylık?" gülümseyip elimi karnıma koydum.
"Bir aylık olacak yakında." kırmızı ışıkta durduk. "Bebeğin babası tam bir pi*miş desene. Seni yalnız bıraktığına göre."
"Öyle birisi değil. Birbirimizi çok seviyoruz..." dedim ama son da ilk defa onun sevgisinden şüphe ettim.
Başımı arabanın camına çevirip yasladığımda Yaman iç çekti.
"Onu bilemem ama senin onu sevdiğin belli... Neyse, umarım onsuz da iyi olursun."
"Olacağım," diyerek fısıldadım. "Bebeğim için."
Kurt'u tanımadan önce de güçlü bir kadındım ben. Gerçi onun sevgisini hissettiğimden beri başka bir insan olmuştum ama yine değişirdim.
Araba bir şirketin otoparkına girdiğinde indik.
"Kuzenim iyi birisidir ama konu işi olunca çok serttir. Şimdiden uyarayım."
"Sorun değil... Onu anlayabilirim." çünkü Kurt'ta öyleydi. İşi onun için önemli bir konuydu.
Beraber asansöre bindiğimizde Yaman saçlarıma baktı. "Gerçekten saçların doğal mı?" başımı salladım.
"Bir kez dokunayım mı?" dedi saf bir soruyla. Gülümsedim. "Tabi."
Saçıma dokunduğunda eliyle oynadı. Hareketlerinde asla art niyet aramadım.
"Yumuşak... İlk defa böyle bir saça dokundum." alayla ona baktığımda elini çekti ve önüne dönüp omuz silkti.
"Diğerleri senin saçların gibi ipek saçlara sahip değiller ama yine de yumuşaklar."
"Umarım hiçbir kadını üzmüyorsundur." boğazını temizledi.
"Niye üzeyim ki canım?" önüme döndüm.
"Bilmem."
Asansörden indiğimizde Yaman'ın yanından yürüyordum. Bazı kişilerin bakışları bize dönmüştü.
"Hoşgeldiniz Yaman Bey," diyerek yanımıza gelen sarı saçlı kadın nazikçe gülümsüyordu. "Hoşbulduk Asu... Onur nerede?"
"Odasına Yaman Bey. O da sizi bekliyordu."
"Ah, öyle mi?" bana döndü. "Gel bakalım."
Yaman, kapıyı bir kez tıklatıp açtığında ben de onunla beraber içeri girdim.
"Lan, sen neredesin?!" cama taraf dönük olan adam bize sinirle döndüğünde Yaman'a bakıyordu. Beni fark etmişti ama umursamadı.
"Ben sana bir yere kaybolma demedim mi?" üzerinde siyah jilet gibi bir takım elbisesi vardı. Gözleri seçebildiğim kadarıyla yeşildi ve sinirden parıldıyorlardı. Çıkmış ve hafif belli olan sakallarına dokundu.
"Ayıp oluyor abi," diyerek ses tonunu değiştirdiğinde Onur sinirle nefeslendi. Bakışlarını bana çevirdi.
"Sen kimsin?" benimle kaba konuşmasına kaşlarımı çattım.
"Ben de bu yüzden geç geldim işte," diyerek sanki önemli bir noktaya değinirmiş gibi konuşan Yaman'dı.
"Bu Hanım Mihrişah Zorlu..." adam duraksadı. "Ne?" gözleri kısıldı. Sanki beni tanıyormuş gibiydi.
"Mihrişah Zorlu?" mırıldanarak kendine çeki düzen verdiğinde masasının önünden geçti ve yanımıza gelip tam karşımda durdu.
"Sen Korel'lerin şirketinde mimar değil misin?" sertçe yutkunduğumda Yaman hışımla bana döndü. "Ne?!"
"Öyleydim ama ayrıldım."
"Neden?" bir süre gözlerine baktım. Yalan konuşmamalıydım.
"Öyle gerekti diyelim," diyerek üstü kapalı konuştuğumda tek kaşını kaldırdı. "Pekala... Neden şu an benim şirketimdesin?"
"Bana çalıştığın şirketi önceden söyleseydin ya!" kaşlarım çatık bir şekilde Yaman'a döndüm.
"Ne alakası var?" Onur'a döndüm.
"Ben iş istemeye geldim. Eğer bakmak isterseniz diye..." cv'mi havaya kaldırıp gözünün önüne getirdim. "Bu da cv'm."
Gözlerini yavaşça benden koparıp cv'me indirdi. Sonra yeniden bana çevirdi. "Neden seni işe almalıyım?"
"Almak zorunda değilsiniz elbette ama bana bir fırsat vermek zorundasınız. Her çalışanın bu hakka sahip olduğunu düşünüyorum."
Başını salladı ve bir adım daha bana yaklaştı.
Parfümü burnuma anında gelirken kokunun tanıdık gelmesiyle huzursuz oldum. Babam gibi kokuyordu. Bu kokuyu asla unutmazdım.
"Yaman, beni Mihrişah ile yalnız bırak."
Yaman dışarı çıktı. Ben de bir adım Onur'dan uzaklaştım. Koku hala geliyordu.
"Şirketimizin adı ne biliyor musun?" başımı salladım. Gelirken görmüştüm.
"Demirel." başını salladı.
"Sana tanıdık gelmedi mi?" kaşlarımı çatıp düşündüm. Kurt'un şirketini biliyordu. Bu yüzden birbirleriyle ilgisi olup olmadığını hatırlamaya çalıştım.
"Hayır..." dedim hatırlayamayarak.
"Hatırlamamana şaşırmadım..." derin nefes aldı. "Bir proje çizmiştin ama sen toplantıda yoktun... Korel'ler senin sayende işi kazandı... Ben de nasıl bir kadın olduğunu hep merak ettim." yüzünü buruşturdu. Sanki çok konuştuğu için hoşnut olmamıştı.
"Şansa bak ki karşılaştık. Hem de şirketimden iş istiyorsun."
Şaşkınlıkla yüzüne baktım.
"Hangi projeden bahsediyorsun?" neden hatırlayamadığımı anlayamadım. Genelde bir şeyi kolaylıkla unutmazdım.
"İki kalp..."
"Ha?!"
Yok artık!
O proje benim en içtenlike yaptığım bir otel projesiydi. Görevi başkasına vermişlerdi ama ben de dayanamayarak çizmiştim ve Kurt bunu gördüğünde benim çizimimi sunuma çıkarmıştı.
Toplantıda yoktum çünkü Kurt istememişti. Beni hemen tanımalarını istemiyordu bu yüzden Kurt sunmuştu.
"Hatırladığına sevindim..." ciddileşti. "Birini kalpten sevdiğin projene de yansımış." elini uzattı.
Şaşkınlıkla elini tuttum.
"Tanıştığıma sevindim Mihrişah Zorlu. Yarın işe başlayabilirsin. Bugün sana pozisyonun ve yapman gerekenleri Yaman sana anlatacak."
"C..." boğazımı temizledim. "Cv?"
Elimden aldı.
"Prosedür gereği bakacağım. Yetenekli olduğunu zaten biliyorum ve ben bu fırsatı kaçırmam Mihrişah."
Elini elimden ayırdığında cebine koydu.
"Yalnız... Şirketinizde çalışmam için bir şartım var." dediğimde kaşlarını yukarı kaldırdı.
"İşe aldığım kimse bana şart sunamaz ama yine de söyle." sert sesine aldırmadan zorlukla konuştum.
"Burada çalıştığımı Korel'lerin şirketinden hiç kimse bilmeyecek..." kaşları anında çatılırken gözleri kısıldı. Nedenini merak ettiğini düşündüm ama sormadı.
"Tamam." dedi net sesiyle. Başını salladı. "Herhangi bir proje de sadece soyadının baş ve son harfini yazarsın."
"Gerçekten mi?" tekrar başını salladı.
"O halde anlaştık Onur Bey?" diyerek bu sefer de elini uzatan ben olmuştum. Elini cebinden çıkardı ve elimi tuttu.
Sertliğine tezat eli yumuşaktı.
"Anlaştık Mihrişah Hanım." birbirimizin gözlerine baktık. İkimizde de farklı bir tereddüt vardı ama herhangi birimiz ses çıkarmadık.
Artık işim de vardı.
Şimdi daha rahat çok rahatlayabilirdim.
Bebeğim ve benim kimseye ihtiyacım yoktu. İkimiz birbirimize yeterdik.
Bölüm Sonu.