Güneş çoktan batmıştı. Konağın arka tarafındaki loş hizmetli odalarından birinde Serhat, sırtını duvara yaslamış, elleri cebinde düşünüyordu. Gün ağır geçmişti. Narin’le yaşadığı kısa temas… onun gözlerindeki o kırılmışlık… zihnine çivi gibi çakılmıştı. Kapı usulca açıldı. Gelen belliydi. Cüneyt, içeri girdi. Üzerinde koyu renk bir ceket, gözlerinde ise her zamanki o sinsice parlayan keskinlik vardı. Göz ucuyla Serhat’a baktıktan sonra kapıyı kapattı. “İşlerin nasıl gidiyor?” dedi direkt konuya girerek. Serhat başını salladı. “Gözlemdeyim… ama söylediğin kadar kolay değil.” Cüneyt hafifçe güldü. “Kız oyuncu değil. Saf. O yüzden kolay manipüle edilebilir. Yeter ki yaklaşmasını bil.” Bir adım attı ileri. “Bugün küçük bir temas olmuş. Konaktakiler senden bahsediyor. ‘

