Peri eve geç kalmıştı. Ahmet mutfakta oturuyordu; telefonuna gömülmüş, burnunun ucunda buharı tüten bir çay. Gözünü kaldırmadı. “Yine geç geldin.” Peri montunu çıkarmadı. Sırtında hâlâ barın kokusu, aklında Havin’in kırık sesi vardı. “Çalışıyorum,” dedi. Sade ve düz. Ahmet iç geçirdi. “Her gece mi bu kadar uzun sürüyor? O bar... ne bileyim... sana göre değil.” Peri, onun gözlerine baktı. Yıllardır yapmadığı bir şeyi yaptı. Bakışını kaçırmadı. > “Sana göre hiçbir şey bana göre değil zaten.” Ahmet irkildi. “Ne demek şimdi bu?” > “Senin dünyanda ben sadece çocukların annesiyim. Evdeki eksik listesisin. Mutfağa sığdırılmış bir hayatım var benim. Ama sen mutfaktan koca bir kariyer kurdun.” Ahmet ayağa kalktı, sesi yükseldi. “Senin istediğin ne Peri? İş mi? Saygı mı? Özg

