Hayatının temellerini günah, kin, nefret ve yedi büyük günahla süslemiş bir kız... İşte o bendim.
Son sözleri zihnimde hezeyan yaratıp defalarca tekerrür ederken az önce hissettiğim her şey duygudan noksan bir hâle gelmiş, zihnimde sayamadığım kadar feveran olmuş düşüncelere bir yenisi eklenmişti. Ve bunların hepsi döl israfı Batu yüzündendi!
"Şeytanın inindeyim..." dedim sözlerini tekrar ederken.
Onu onayladığımı zannedip güldüğünü hissettiğim anda sırtımdaki bütün kaslar kasılmıştı. Evet, onun gülmesi, veyahut herhangi bir sebepten mutlu olması içimde fırtınalar yaratıyordu. Onu öldürmek, acı çektirmek, ateşlerde cayır cayır yakmak isteyen fırtınalar...
"Ama bu yolda asla seninle değilim."
Ölüm kokan sözlerim dudaklarımdan döküldüğünde müstehzen bir gülümseme peyda oldu yüzümde. Ölümle burun buruna gelmiş birinin bu sözleri söylemesi cesaret isterdi. Ve benim acıyla yoğrulmuş ruhuma Yaradan'ın verdiği en büyük hediye cesaretti.
Bugün hayat ile bir kumar masasına oturmuştum. Ölüm ile yaşam arasındaki ince çizgiyi altüst eden bu kumarda biri kaybedecekti.
Ya ben kaybedip sonsuza kadar ölümüm aciz esiri olacaktım, ya da hayat kaybedip benden çaldığı özgürlüğü önüme serecekti.
Sorun şu ki kaybetmek benim lügatımda yoktu.
Gerekirse günaha boyanmış ruhuma bir çizik daha atıp hile yapar, ama yine de tutuştuğum bu yangından azat edilip çıkardım.
Derin bir nefes doldurdum içime. Sanki daha sonra lazım olacakmış veyahut içime çektiğim son nefes olacakmış gibi soluk alıp veriyordum hızlıca.
Artık vakti gelmişti.
Aniden bedenime nükseden cesaretle bileğimi sertçe ondan çekip tam beni durdurmaya çalışırken ayağımı dizlerine geçirdim. Bir anlık boşluğunda beni bıraktığında en hassas yerine bir tekme daha atıp hızla öne atıldım.
"Bunun bedelini en kötü şekilde ödeyeceksin FAHİŞE!"
O acı içinde inlerken ben alayla ona bakıp gülüyordum. Başarmıştım. Ama kumar daha bitmemişti. Acilen buradan kaçmam ve izimi ona kaybettirmem gerekiyordu.
Mecali kalmayan bacaklarıma yüklenip koşmaya başladım. Zifiriyle bütünleşmiş gece, yolumu bulmakta bana hiç yardımcı olmuyordu. Ama yine de koşuyordum. Yolumun nereye çıkacağını bilmeden, başıma her an bir şey gelebilir korkusuyla geceye karışıyordum.
Hayat da böyle değil miydi zaten? Karanlığa karışmamak için kaçarsın, ama seni bulduklarında teslim olmamak için çırpınırsın. Yolun sonunda ya kurtulur, ya da ölürsün.
İşte ben ölmemek için savaşıyordum...
"Çabuk yakalayın onu!"
Bu... Haysiyetsiz Batu'nun sesiydi. Siktir! Ciddi ciddi peşime adam mı takmıştı? Lanet olsun, lanet olsun! Kurtuluş şansım, kum saatinden düşen tanecikler gibi giderek azalıyordu. Hay sıçsınlar böyle işe!
"Seni yakaladığım an biteceksin! O yüzden geç olmadan kendi rızanla gel bana!"
Ne saçmalıyordu bu döl israfı?
Sözlerini umursamadan karanlık ormanda koşmaya devam ettiğimde ayağımda yoğun bir baskı hissettim. Ah, hayır... Lanet olası bir taşa takılmıştı ayağım!
Yere öyle sert bir şekilde düştüm ki kafamı biraz ilerideki bir başka taşa çarptım. Kanın metalik kokusu burnuma dolarken ölecek gibiydim. O kadar şeyden kurtulup ona badire atlatıp sikik bir taş yüzünden mi bu hâle gelmiştim yani?
Hayır ya! Siksinler böyle işi ama artık!
Acı şiddetini hoyratça arttırıken iniltiye benzer bir şey döküldü dudaklarımdan. Ve tam da o an Batu'nun kokusu burnuma doldu. Arkamdaydı, bana çok yakındı...
Korku, heyecan, endişe... Hepsi aynı anda kanıma nüksetti ve adrenalin duygusu hiç olmadığı kadar hoyrat bir şekilde sardı bedenimi. Zorlukla ayağa kalktığımda sendeleyerek yürümeye başladım.
Batu elini omzuma koyduğunda aniden neredeyse bir metre ileri atıldım. Bana temas etmesine öyle tahammülüm yoktu ki bana dokunduğu an iki elim kanda dahi olsa ondan kaçmak istiyordum.
"Yakalayacağım ulan seni!"
Bir saniye, belki daha da kısa bir süre. Eğer bir saniye geç hareket etseydim, beni yakalayacaktı. İşte o an fark ettim ki hayat, o bir saniyeye sığdırılanlardan ibaretti. Ve bir insan canı, o bir saniyeye bedeldi.
Korkuyla bir soluk verip hızımı daha da arttırıp koşmaya başlağımda ayağımın acısını hissetmiyordum artık. O kadar berbat bir durumdaydım ki ruhum dahil her yerim kanıyor, bense susup kaçıyordum.
Peşimden gelen tek kişi Batu değildi, nereden çıktığı bilmediğim adamlarını da peşime dikmişti şerefsiz. Korkuyordum. Uzun süredir yaşamadığım bu duyguyu, bugün iliklerime kadar hissetmiştim.
Allah'ım ne olur yardım et bana. Bu aciz kulun sana muhtaç... Lütfen, lütfen bir işaret çıkar önüme. Biliyorum, hayatım boyunca sana layık bir kul olamadım ama ölmek istemiyorum. Benim korkum ölüm değil, bana hayatı zindan eden birinin beni öldürmesi... Ben çok dua eden inançlı bir kız değilim ama şuan sana yakarıyorum Allah'ım. Lütfen bana yardım et. Yeminim olsun ki dayanacak gücüm kalmadı.
Neden bilmiyorum, ama kendimi daha güçlü hissediyordum artık. Bacaklarım hiç olmadığı kadar hızlı, ölümle burun buruna gelmeme rağmen korkusuz bakıyordum. Peki nereye kadar devam edecektim böyle koşmaya? Diyelim ki kurtuldum, ormanda kaybolunca ne olacaktı?
Tekrar çevreme baktığımda çok uzakta bir ışık gördüm. Işık çok seyrekti ama vardı işte... Belki bir kuruluş yolu?
Ya da ölümün beyaz ışığı...
Daha hızlı koştum. Bugün yaptığım tek şey buydu zaten. Işık, ben ona yaklaştıkça şiddetini arttırıyordu. Ama Batu ve adamlarının beni yakalamaları an meselesiydi.
Gücümün tamamını tüketmiş olmama rağmen sesimi duymaları için var gücümle çığlık attım. Çığlığım o kadar yüksek çıkmıştı ki ağaçlardaki kuşlar pinemiş oldukları yerden çıkıp gökyüzüne kanat açtılar.
Bir kez daha bağırdım son bir umutla. "YARDIM EDİN!"
Artık nefes dahi alamadığımı hissettiğim sırada seyrek ışığın geldiği karanlığa gömülmüş depoyu gördüm. Büyük ve karanlık tek katlı binaydı. Tek bir saniye bile düşünmeden yönümü oraya çevirdiğimde kapının önünde durmuştum.
Bu benim tek umudumdu.
Sertçe kapatılmış kapıyı açmak için zorladım ama kapı öylesine sıkı kapatılmıştı ki başarız olmanın verdiği gafletle hoyratça bir tekme savurdum. Kapı anında açıldığında kendimi öne atıp içeri girdim.
"Yardım edin." Kendinden emin çıkan sesimin ardından kasvetli depoyu kısaca süzdüm. Dört kişi vardı ve bana dehşet içinde bakıyorlardı.
Gözlerim içlerinden en uzun ve güçlü olanına takıldığında bakışlarımız kesişti.
Kalbim korkuyla atarken bir kez daha döküldü sözcükler dudaklarımdan.
"Beni öldürecekler."
☘️☘️☘️